80'li Yillarin Cocuk Oyunlari
 

80'li Yılların Çocuk Oyunları

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: 80'li Yillar

3 Taş

Oyun, iki kişiyle oynanır. Her oyuncunun üçer taşı vardır.

En basit ve en eski tablalı oyunlardan biridir. Oyuncuların amacı, kesişme noktalarına yerleştirilen taşlarla yatay, dikey ya da çapraz yönde bir sıra oluşturmaktır. Oyuncular, taşlarını sırayla ve teker teker boş kesişme noktalarına yerleştirerek oyunun başlangıç konumunu oluştururlar. Sonra her oyuncu sırayla bir taşını komşu bir boş noktaya geçirir ve üçlü bir sıra oluşturmaya çalışır. Taşlarıyla ilk sırayı oluşturan oyuncu kazanır.

5 Taş

Birden fazla kişiyle oynanır. Oynamak için 5 tane yuvarlak taş gereklidir.

Oyunun aşamaları şöyledir:

  1. Birler: Taşlar serbest yere bırakılır. Ebe yerdeki taşlardan uygun olanını seçer. Seçtiği taşı havaya atar. Her attığında yerden bir taş alıp havaya attığı taşı yakalar. Yerdeki taş bitinceye kadar işlem devam eder. Eğer havaya attığı taşı kapamaz ya da yerden almak istediği taştan başka taşa dokunursa oynama hakkını arkadaşı kazanır.

  2. İkiler: Taşlar yere bırakılır. Taşların içinden uygun olanı ele alınır. Yerdeşlar ikişerli olarak alınmaya çalışılır.

  3. Üçler: Taşlar yere atılır taşın biri tekli olarak ele alınır. Diğer üçü tek seferde alınmaya çalışılır.

  4. Dörtler: Taşlardan uygun olan bir tanesi havaya atılır. Yerde kalan dört taş bir seferde alınmaya çalışılır.

  5. Dedeler: Taşlar yere atılır. Başparmak ve şahadet parmağının arası açılarak bir kale görüntüsü verilmeye çalışılır. Oyuncu yerden bir tane uygun taşı eline alır. Rakip oyuncu en son parmağın arasından geçecek taşı seçer. Bu taş diğer taşların parmaklar arasından geçirilmesine engel olacak taştır. Oyuncu eline aldığı taşı havaya atar. Havaya attığı esnada yerdeki taşı kaleden geçirmeye çalışır. Bunun için iki hakkı vardır. Birinci seferde taşı düzeltir. İkinci seferde taşı parmakları arasından geçirir. Eğer bu esnada taşı başka bir taşa çarptırır ya da havaya attığı taşı kapamazsa hakkını rakip oyuncuya verir. Tüm bunlardan sonra oyunun final bölümüne geçilir. Taşların tamamı avucunun içinde hafifçe yukarı doğru atılır ve avucun tersiyle taşlar tutulmaya çalışılır.

Avucunun tersinde en çok taş kalan oyuncu oyunu kazanır.[1]

7 Kiremit

Oyuncular iki eşit gruba ayrılır ve ortaya yedi adet kiremit üst üste dizilir. Oyuna ilk başlayacak grup seçilir. Seçilen gruptaki oyuncu kiremitleri topla devirmeye çalışır. Eğer devirirse, oyuncu diğer grubu topla vurma hakkını kazanmış olur. Bu gruptaki oyuncular topla vurulmamaya çalışırlar ve oyunun sonunda en çok kişi vurmuş olan grup oyunu kazanmış olur. Eskiden beri oynanan ve özellikle erkek çocuklarının sevdiği geleneksel çocuk oyunlarından biridir.[2]

8 Kuyulu Taş

2 kişi ve 16’şar 16’şar paylaştırılmak üzere toplam 32 taşla oynanan oyunda oyuncular önlerine karşılıklı 4’er çukur kazar ve her çukurun içinde 4 taş yerleştirir. Kura ile seçilen oyuncu başlamaya hak kazanır. Başlayan oyuncu kendine ait çukurlardan 4 taş alır istediği çukurdan başlayarak sırayla her çukura 1 er taş koyar. Diğer oyuncu da aynı eylemi tekrarlar. Bu taş yerleştirme esnasında kendi çukurunda 1 taş bırakmayı başaran oyuncu, karşısındaki diğer oyuncunun çukurundaki bütün taşları almaya hak kazanır. Rakibin taşlarını toplamayı başaran oyuncu kazanır.[1]

9 Aylık veya 21

En az 2 kişi ve basketbol topu ile oynanan bir oyundur. Oyun, kalabalık bir grupla oynandığında daha zevkli hale gelir. Herkes tek başınadır, yani takım yoktur. Potaya göre 1, 2 ve 3 sayılık konumlar belirlenir (oyuncular genellikle pota önünde yarım daire oluştururlar). Bazı versiyonlarında her sayı 1 puan değerindedir. Oyuncular, sırayla farklı konumlardan durarak basket atışı yaparlar. Belirlenen skora (genellikle 9 ya da 21) ilk ulaşan kazanır.

Bir başka versiyonunda kimin ebe olacağını belirlemek için uzak bir noktadan sırayla basket atışları yapılır. Basket atanlar, kenara ayrılır ve atamayanlar kendi aralarında yarışırlar. Böylece en sona kalan kişi (en fazla ıskalayan kişi) ebe olur. Ebe olan kişi, potanın altında bekler ve diğer oyuncular sırayla yarım daire şeklindeki konumlarından atış yaparlar. Eğer ebe, diğer oyuncuların attığı sayılar sonucu belirlenen skora ulaşırsa oyunu kaybeder (oyundan çıkar). Oyunculardan biri basket atamazsa ebe olur ve eski ebe, oyuncuların en başına geçerek herkesi bir yan konuma kaydırır. Oyun bu şekilde biri elenene ya da bir kişi sona kalıp şampiyon olana kadar devam eder. [3]

9 Taş

9 Taş, oyuncuların taşlarıyla bir sıra oluşturmaya çalıştığı bir oyundur. Bir yere iç içe üç kare çizilir ve kenarları orta noktalarından birleştirilir. Böylece 12 köşede ve 12 kenar üzerinde olmak üzere 24 nokta ortaya çıkar.

Oyunun başında, iki oyuncu sırayla birer birer taşlarını noktalara yerleştirir. Dokuzar taş yerleştirildikten sonra sırayla hamle yapmaya başlanılır. Yatay, dikey ya da çapraz bir üçlü dizebilen oyuncu rakibinin bir taşını dışarı atma yani “kırma” hakkı kazanır. Fakat bir üçlü dizi içindeki taşlar kırılamaz. Eğer tüm hepsi üçlülerin bir parçasıysa herhangi biri kırılabilir. İki taşı kalan oyuncu, oyunu kaybeder.

Bu oyun birçok ülkede “Morris” diye bilinir. “3 Taş”, “Tik Tak Tok”, “Cırtcak”, “Cüz”, “Dokuzluk” ve “Dokurcun”, bu oyunun diğer adları ya da benzerleridir.[1]

12 Taş

9 Taş’ın tüm kuralları geçerli olup, oynanan şekilde farklılık vardır. Tek farkı, yatay ve dikey çizgilerin yanı sıra, çapraz çizgilerinin de bulunmasıdır.[1]

41 Çubuk

En az 2 kişi ile oynanan oyunda diğer çubukları kıpırdatmadan çubuk almak ana amaçtır. Bunu başaran ve en çok çubuk alan oyunu kazanır. Çubuğu alırken kıpırdatan sırayı rakibine kaptırır.[1]

Abu Damya

En az 4 kişiyle oynanır. Önce, gönüllü bir arkadaşımız ebe olur. Sonra sayışarak üstünden atlanacak kişi belirlenir. Her oyuncu ebenin üzerinden “abu damya!” diyerek atlar. Atlayamayan oyuncu ebe olur.[1]

Aç Kapıyı Bezirgânbaşı

Bir zamanların en gözde çocuk oyunları arasında yer alır.

Oyuncular tekerleme aracılığıyla aralarından iki kişiyi seçerler. Bunlar bezirgânbaşı olur ve kendilerine bir isim verirler (kırmızı-yeşil, elma-armut, balık-kelebek vb.) Karşılıklı olarak el ele tutuşarak bir kapı oluştururlar. Daha sonra diğer oyuncular bir kervan misali ardı ardına sıralanırlar ve bu kapının içinden geçerler. Bu sırada oyunun şarkısı söylenir:

“Aç kapıyı bezirgânbaşı, bezirgânbaşı…
Kapı hakkı ne alırsın, ne verirsin,
arkamdaki yadigâr olsun, yadigâr olsun.
1 sıçan, 2 sıçan, 3’üncü de kapana kaçan.”

Bezirgânlar kapının içine aldığı oyuncuya sorarlar, “Balık mı, kelebek mi?” Kapının içindeki çocuk hangi bezirgânın adını söylerse onun arkasına geçer ve bu durum kervanın son oyuncusuna kadar devam eder.

Oyunun ikinci aşamasında bir halatı tutarak ya da birbirlerine kenetlenerek çekişmeye başlarlar. İlk hangi grup halatı bırakırsa, o grup oyunu kaybeder.[2]

Âhîler

Önce iki grup halinde karşılıklı sıralanırız. Gruplardan biri âhîler, diğeri ise âhîlerden kız isteyen grup olur. Gruplar kendi aralarında el ele tutuşur. Kız isteyen grup, şarkılarını söyleyerek âhîlere doğru yürür. Yürürlerken aynı anda da istedikleri kişinin adını söylerler.

Karşı gruptaki iki kişi, kollarını kenetleyip bekler. Kız istenilen gruptan bir oyuncuyu kendi grubundan iki kişi karşı gruba doğru gönderir. Gönderilen kişi, kollarını kenetlemiş olan çocukların kollarını çözerse onlardan istediği bir kişiyi kendi grubuna götürür. Fakat çözemezse kendisi orada kalır. Oyun böylece gruplardan biri tek kişi kalana kadar devam eder.[1]

Alaylar

En az 6 kız ile oynanan bu oyunda, iki gruba bölünmüş kızlar alaylar adlı tekerlemeyi söyleyerek, karşı karşıya yürüşürler. Tekerlemeyi kim sonlandırır ise(tekerlemede en son kimin ismi söylenirse) o karşı takımın el ele tutuşmuş zincirini kırmaya çalışır. Son kişi kalana kadar devam eden oyunda, kaybeden kişi göbek attırılarak cezalandırılır.[1]

Alkuç Balkuç

Oyun alanının yaklaşık 10 metre kadar uzağına bir çizgi çizilir. Sayışmayla bir ebe seçilir. Seçilen ebe, mendili avuçlarının arasında saklar. Diğer oyuncular, yarım daire şeklinde yan yana sıralanırlar. Ebenin elindeki mendili bırakabileceği şekilde avuçlarını açarak beklerler. Ebe oyuncuların avuçlarına dokunarak aşağıdaki tekerlemeyi söyler:

“Alkuç Balkuç,
Al da beni Halep’e uç.”

Ebe avucunda sakladığı mendili kimseye fark ettirmeden bir oyuncunun avucuna bırakır. “Al da uç.” der. Bu oyuncu önceden çizilen çizgiye kadar koşar. Ebe, çizgideki oyuncuya kimi seçtiğini sorar. Seçilen oyuncu, onu sırtında oyun alanına taşır. Taşınan oyuncu yeni oyunda ebe olur. Oyun bu şekilde sürer.[4]

Amiral Battı

Amiral Battı, 2 oyuncuyla oynanır. Oyunun amacı, kareli bir kâğıt üzerinde koordinat vererek (gemilerin yerlerini tahmin ederek) rakibin gemilerini batırmaktır. Öncelikle her iki oyuncu da kâğıtlarına iki büyük kare çizer ve bunları enine ve boyuna 105’luk 100 kareye bölerler. Sütunların başına sol üstten A’dan başlayarak sağa doğru harfler, satırların başına da da 1’den 10’a kadar, yukarıdan aşağıya rakamlar yazılır. Büyük karelerden biri oyuncunun kendi savaş alanını, diğeri rakibinin savaş alanını temsil eder. Her oyuncu kendi savaş alanının kareleri içine kendi savaş gemilerini yerleştirir (gizler): Bir adet amiral gemisi (4 kare uzunluğunda), iki adet kruvazör (3 kare uzunluğunda), üç adet muhrip (2 kare uzunluğunda) ve dört adet denizaltı (1 kare) savaş alanına gizlenir.

Oyunculardan biri, elindeki boş kareler üzerinden, önce bir harf sonra da bir rakam söyleyerek (örneğin C7: C sütunu ile 7. Satırın kesiştiği kare) rakibinin gemilerini vurmaya çalışır. Gemiyi bulduğunda (isabetli atışta) da gemiyi yaralamış ya da -o gemiye ait tüm kareleri vurduysa- batırmış olur. Gemileri saldırıya uğrayan oyuncu da karşısındakine, “Amiral yara aldı”, “Bir denizaltı battı” türünden bilgi verir. Üç atıştan sonra sıra öbür oyuncuya geçer. Oyunu, rakibin tüm gemilerini batıran taraf kazanır.[3]

Arapsaçı

Oyuna başlamadan önce oyuncular bir daire oluşturacak şekilde yere oturur. Bir oyuncu, elindeki ip yumağını, ipin ucunu bırakmadan bir diğer oyuncuya atar. Yumağı yakalayan kişi ipi tutar ve yumağı başka birine atar. Böylece giderek büyüyen bir ağ oluşur. Oyunun ikinci bölümünde oyuncular düğümü çözmeye çalışır.[2]

Aspirin

İki aşamalı bir kovalamaca oyunudur. Kalabalık bir grupla oynandığında daha zevkli olur.

Oyundan önce bir doktor seçilir. Doktor, 1’den 10’a kadar bir sayıyı aklından tutar ve diğer oyunculardan bu sayıyı tahmin etmelerini ister. Oyuncular, sırayla tahminde bulunurlar. Sayıyı bulanlar, doktorun yardımcısı olur ve ebelikten kurtulur. Kimse bilemezse herkes yeniden tahminde bulunur. İkinci turda doktor, yeniden bir sayı tutar ve bu süreç, sayıyı bilemeyen bir kişi kalana (diğer oyuncuların hepsi doktorun yardımcısı olana) kadar devam eder. Sona kalan (doktorun yardımcısı olamayan) çocuk ebe olur.

Ebe, diğer oyuncuları yakalamaya çalışır. Birini yakaladığında “Aspirin!” diye bağırır. Yakalanan oyuncu da ebeye katılır ve diğerlerini yakalamaya çalışır. Sona kalan (yakalanmayan) oyuncu oyunu kazanır.

Aspirin oyununda oyuncu sayısı az ise doktor daha küçük (örneğin 1’den 5’e kadar) bir sayı tutabilir.

Kısa versiyonu: Kısa aspirin oyununda doktor aynı zamanda ebedir. Oyunculardan biri doktorun tuttuğu sayıyı tahmin ettiğinde doktor “Aspirin!” diye bağırır ve diğer oyuncuları kovalamaya başlar. Yakalanan oyuncular da ebeye katılır ve diğerlerini yakalamaya çalışır. Sona kalan (yakalanmayan) oyuncu oyunu kazanır. [3]

Ateşim

Oyun oynayacak çocuklar iki gruba ayrılır. Futbol kalesi direkleri gibi karşılıklı taştan ikişer kale dikilir. Kalelerin ara uzaklığının eşit olması için ayakla sayılır. Kaleden çıkan oyuncu karşı kaleye doğru yaklaşır. Diğer takımın oyuncuları onu yakalamaya çalışır. Kaleden en son çıkan oyuncu diğer grubun oyuncusunu yakalama hakkına sahiptir. Yakalanan oyuncu yakalayan grubun kalesinin yanında bulunan diğer taşa ayağını basar ve esir alınmış sayılır. Bu şekilde yakalananlar el ele tutarak sıralanırlar. Esir olan oyuncular kendi gruplarından bir oyuncunun kalesinden gelerek eline dokunmasıyla kurtulur. Oyuncularının hepside esir alınan grup oyunu kaybetmiş sayılır.[1]

Ay Gördüm

Bu oyunda bir kişi yere yatar. Ebe tarafından üzerine bir çeket örtülür. Çeketin kolundan gökyüzüne doğru bakar ve Ay’ı görüp görmediğini söyler. Sırayla herke,s bu şekilde yere yatıp Ay’ı görmeye çalışır. En son çeketi tutan oyuncu yere yatar. O Ay’ı görmeye çalışırken arkadaşları ceketin kolundan içeri su döker. Oyun, bu şekilde biter.[1]

Ayakkabını Ebeden Kurtar

Bu oyunu oynamak için bir ipe ve ipi bağlayacak bir direğe ihtiyaç vardır. Oyuna başlamak için önce bir ebe seçilir. Diğer oyuncular da ayakkabılarının tekini çıkarıp direğin dibine koyar. Etrafta geniş bir daire oluşturulur. Ebe de ipin ucunu gergin bir şekilde tutup direğin etrafında koşmaya başlar. Böylece ebe, ayakkabılarını kurtarmaya çalışan çocukları yakalamaya çalışır. Ebe kimi yakalarsa yakalanan ebe olur.[1]

Babam Çin’den Geldi

Daha çok küçük yaştaki, kalabalık oyuncu grupları için uygundur. Bu oyunda, oyunu başlatan oyuncu “Babam Çin’den geldi,” dedikten sonra, yanındaki oyuncu “Ne getirdi?” diye sorar. Örneğin yanıt “bisiklet” ise, tüm oyuncular hayali bir pedalı çevirmeye başlar. İkinci oyuncu da, “Babam Çin’den geldi,” der ve “Ne getirdi?” sorusuna, örneğin “Yelpaze” yanıtı verdikten sonra, oyuncular pedal çevirmeyi sürdürürken, bir yandan da yelpazelenmeye başlar. Oyun, hareketle tarif edilebilecek nesneler söyleyerek devam eder.[3]

Bardak ve Kibrit Oyunu

En az iki kişiyle oynanan bir oyundur. Oynamak için 1 masa, 1 su bardağı ve 1 kibrit kutusu gerekir. Zemin, düz ve pürüzsüz olmalıdır.

Oyun, oyuncular arasında sırayla oynanır. Oyuncu, kibrit kutusunun yarısını masanın üzerinde duracak şekilde koyup kutuya bardağa girecek şekilde fiske atar. Kibrit kutusu, bardağın içine girerse 30 puan, masaya dik şekilde düşerse 20 puan, masaya yatay şekilde düşerse 10 puan, yazılı tarafı üstte gelecek şekilde düşerse 1 puan kazanır ve bu şekilde kutuya vurmaya ve kibrit kutusunu bardağın içine sokmaya çalışmaya devam eder. Kibrit kutusu, yazılı tarafı altta kalacak şekilde düşerse ya da masadan yere düşerse oyuncu yanar ve sıra diğer oyuncuya geçer. Oyun sonunda en çok puanı alan oyuncu ya da belirli bir puan sınırını geçen oyuncu, oyunu kazanır.

Beyaz Kelebekler

Daire olarak kelebek gibi dönen çocuklar, kol kola tekerleme söyleyerek dönerler.[1]

Birdirbir

Birdirbir, oyunculardan bir kısmının eğildiği, diğerlerinin eğilenlerin üzerinden atladığı bir oyundur. Eğilen oyuncular genellikle ellerini dizlerine koyarak (rükû pozisyonunda) beklerler. Atlayıcılar, arkadan öne (kalçadan başa doğru) ya da sırtın bir yanından diğer yanına olacak şekilde yanlamasına atlarlar. Özellikle daha büyük yaştaki gençlerin oynadığı versiyonlarda, eğilen oyuncular arka arkaya dizilerek daha uzun ya da ellerini enselerine koyarak ve neredeyse ayakta dikilerek daha yüksek engeller oluşturabilirler.

Birdirbir oynarken yaralanmaların önüne geçmek için mümkünse çimlik bir alan seçilmeli, oyun alanındaki taşlar temizlenmelidir. Kapalı mekanlarda oynarken düşüşü yumuşatacak minderler kullanılmalıdır. Eğilen oyuncular kafalarını iyice içeri çekerek muhafaza etmeli, atlayan oyuncular eğilenlerin kafasına tekme atmamak için azamî özen göstermelidir. Oyun alanı müsaitse ayakkabısız oynanabilir.

Bazı yörelerde oyun esnasında atlarken aşağıdakine benzer tekerlemeler söylenir:

“Birdir bir
İkidir iki, [ebe olan kişinin adı] tilki
Üçtür üç, ebelik pek güç
Dörttür dört, kuş gibi öt
Beştir beş, aldım bir eş
Altıdır altı, yaptım kahvaltı
Yedim yedi, elim sırtına değdi
Sekizim seksek
Dokuzum durak” [3]

Bülbül Kafeste

Oyuncular el ele tutuşarak bir halka oluşturur. Bu halka bülbül kafesi olur. Oyuncular arasından iki-üç ‘bülbül’ seçilir. Bülbüller kafes içinde dolaşır. Oyun sırasında halkadaki oyuncular ellerini bırakarak, “bülbül kafeste” der. Bu sırada bülbüller halkanın dışına çıkmaya çalışır. Halkadaki çocuklar, bülbülleri dışarı çıkarmamak için hemen birbirlerinin ellerini tutar ve kafesin açık yerini kapatır. Kafesten kaçabilen oyuncular, oyunu kazanmış olur.[2]

Bom

“Bom Oyunu”nda, genellikle 8-10 ya da daha çok sayıda kişi oturarak bir halka oluşturur. Oyunculardan biri “Bir“den itibaren sırayla saymaya başlar. Sayarken oyuncunun, beş, on, on beş gibi beşin katlarının yerine “Bom” demesi gerekir. “Bom” demeyi unutarak sayı söyleyen oyuncu oyundan çıkar. Hiç yanlış yapmayarak sona kalan kişi oyunu kazanır. Oyunu biraz zorlaştırmak için üçün ya da yedinin katları da “Bom” olabilir.[3]

Cırtcak

“9 Taş” oyununa benzer. 2 kişilik bir oyundur. Tebeşirle yere içi içe 3 kare ve karelerin orta noktasından üst dış kare yüzeyine değecek 4 adet çizgi eklenir. Çizgilerin kesiştiği noktalara taşlar yerleştirilir. Taşlar birbirlerini damada olduğu gibi yemeye çalışır. Oyun 2 taş kalana kadar devam eder.[1]

Cicoz

Cicoz yüzük, uzun bir sicime geçirilir ve sicimin iki ucu birbirine bağlanır. Oyuncular bir halka oluşturarak otururlar, bir elleriyle ipi tutarken öbürüyle cismi ebeye göstermeden birbirlerine geçirirler. cisim elden ele geçerken, "Al cicozu, ver cicozu, geldi cicoz, gitti cicoz. Haniya cicoz, işte cicoz. Kimde cicoz, bende cicoz" diye bir türkü tuttururlar. Ortada duran ebe cismin kimin avucunda olduğunu tahmin etmeye çalışır; şüphelendiği oyuncuya elini açtırır. cismi bulursa ebeler değişir. Bulamazsa oyun sürer.[3]

Çağlar Pıştık

Bu oyun için bir sopa yeterlidir. Önce çocuklar kendi aralarında sopayı tutacak ebeleri belirlemek için sayışırlar. “Çağlar Pıştık Kim Mıştık” diyerek elini diğerlerinden farklı tutan kişi ebe olmaktan kurtulur. Ebe olan çocuklar karşılıklı sopayı tutar ve diğer oyuncular bu sopanın üzerinden aşama aşama farklı şekillerde atlamaya başlarlar. Kural, sopaya çarpmamaktır. Sekizlerde herkes eline yerden aldığı bir şeyi saklar. Sopanın üzerinden atlamadan önce sorar ebeye; “Elimde ne var?” Eğer ebe bilirse tekrar sayışırlar. Oyun bu şekilde onlara kadar devam eder.[1]

Çağrışım Oyunu

Oyununda oyunculardan biri, aklına ilk gelen sözcüğü (örneğin, deniz) söyler. Sonraki oyuncu bu sözcüğün çağrıştırdığı bir başka sözcüğü söyler (örneğin, balık). Oyun bu şekilde birbirini çağrıştıran sözcüklerle sürer ve böylece bir sözcükler zinciri oluşur. İlgisiz sözcük söyleyen kişi oyun dışı kalır. Her oyuncu üçer sözcük söyledikten sonra oyun durur ve zincirin hiçbir halkasını atlamadan geriye doğru, yeniden “deniz” sözcüğüne ulaşmaya çalışılır.[3]

Çalı

İlk önce uzak bir noktaya koyulan kozalağı vurmaya çalışarak oyuncular arasından ebe seçilir. Ardından oyun başlar ve herkes kozalağı elindeki taşla vurmaya çalışır, kozalağı taşıyla isabet ettiremeyen geri dönüp taşını almaya çalışır, bu sırada ebe taşını almak için geri dönenleri ebelemeye çalışır.[1]

Çarşıya Gittim

Çocuklar daire kurarak yere çömelirler. İlk başlayan oyuncu, “çarşıya gittim...” ile başlayarak neler satın aldığını söyler. Diğerleri de sırayla bir şeyler ekler ve aynı şeyleri sırası ile tekrar ederek akışın devam etmesini sağlarlar. Sırada şaşıran ya da kelimeyi söylemeyi unutan, kaybeder.[1]

Çat Pat Kaynana

Genelde kız çocukları arasında oynanan bu oyun için kaynana olacak çocuk dışında en az 6 kişi gereklidir. Önce çocuklar kendi aralarında bir kaynana seçerler. Karşılıklı sıralanan çocuklar “Çat Pat Kaynana” şarkısı eşliğinde oyunu oynamaya başlarlar. Bu oyunda kural, akarsu oluşturmak için birleştirilen ayaklar üzerinden yürüyen kaynananın diğerlerinin ayağına çarpmadan geçmesidir. Kimin ayağına çarparsa kaynana bu defa o olur ve oyun bu şekilde devam eder.[1]

Çatlak Patlak

Oyuncular ellerini, biri üstte, diğeri altta kalacak şekilde birbirlerinin avuçlarına koyarlar. Her kelimede bir oyuncu yanındaki arkadaşının avucuna vurur ve şu şarkı söylenir:

“Çatlak patlak,
yusyuvarlak,
kremalı börek,
sütlü çörek,
çek dostum çek,
arabanı yoldan çek,
çek amca çek,
burnun kanca,
al sana bir bulmaca,
bulmaca kaç parça,
veriyorum 5 parça,
1, 2, 3, 4, 5” [2]

Çekirge

Bu oyunu oynamak için bir top yeterlidir. Önce herkes ikişerli grup oluşturur. Grupların hepsi bir daire oluşturur. İçlerinden seçilen bir grup dairenin ortasına geçer. Sırt sırta kollarını kenetleyip topu da ortalarına yerleştirirler. Diğer gruplar alkışla tempo tutarken ebe olan grup da topu düşürmemeye çalışarak daire içinde dönerek zıplamaya başlar. Eğer topu hangi grubun önünde düşürse çekirge olma sırası o gruba geçer.[1]

Çelik-Çomak

Bu oyun, çocuklar tarafından met sopalarıyla oynanır. Fakat üç noktada metten ayrılır. Birincisi metin kendisi, ikinci metin üzerine koyulduğu aletin farklılığı, üçüncüsü de ebenin karşıda beklemesidir. Adına “çelik” denilen 20 cm kadar uzunluğunda yuvarlak her iki ucu da düz kesilmiş bir aletle oynanır. Met sopasına da “çomak” denilir.

Çocuk çeliki, ya yere batırılmış 50 cm yüksekliğindeki bir çubuğun üzerinden kendi elindeki çomakla vurup ilerideki ebeye doğru gönderir, ya da bir ucunu avucuna aldığı çomağa yerleştirip havaya zıplattığı çeliki çomağın kuyruğuyla ebeye doğru gönderir. Ebe yaklaşık 25-30 metre karşıda çeliki beklemektedir. Ebe elindeki çomakla çeliği karşılayıp geldiği yöne iade etmeye çalışır.

Ebe karşıladığı çeliği, atan çocuğun gerisine gönderebilirse ebelikten kurtulur, atan çocuk ebe olur. Ebe çeliği diyelim ki çocuğun yönüne doğru kısa bir mesafe atabildi, ya da hiç vuramadı, çeliğin düştüğü noktadan oyunun başlangıç noktasına adımlanır, ebe o kadar gabak yemiş sayılır.

Bazı yerlerde buna sayı da denilir. Ebe olan çocukların içinde en fazla “gabak yiyen” oyunun mağlubu sayılır. 8-10 kişiyle oynanır. Yarım saatle bir saat kadar sürer. Adını “çelik” ve “çomak” adı verilen oyun aletlerinden aldığı sanılmaktadır.[5]

Resimdeki sonuçlanmış çivi oyununda mavi önce başlamış ve kırmızıyı hapsetmiştir. Kırmızı kurtulamayacağını anlayınca pes etmiştir.

Çivi

Çivi oyunu, herkesin eve kapandığı, bu nedenle kalabalık oyunlar için yeterince oyuncu bulunamayan kış günlerinin favorilerinden olan bir yetenek oyunudur. İki kişi arasında ıslak ancak donmamış ve çamura dönüşmemiş yumuşak bir zeminde 2 büyük çivi ile oynanır. Oyunun amacı rakibinin çivisini, etrafını çembere alarak hapsetmektir.

Oyuna kimin başlayacağını (sıralamayı) tespit etmek için çivi ile yere orta uzunlukta bir çizgi çizilir. Her iki oyuncu da çivisini bıçak gibi yere atarak çizgiye en yakın konumda yere saplamaya çalışır. Çizgiye en yakın saplayan kişi oyuna önce başlar.

Sıralama oyununu kaybeden kişi çivisini dik şekilde yere eliyle (atmadan) saplar ve bırakır. Diğer oyuncu çivisini yere “atarak” yerdeki çiviye yakın bir yere saplar. Daha sonra çivisini sökerek tekrar atar ve iki nokta arasını dik bir çizgiyle birleştirir. Bu şekilde tekrar tekrar yere atarak (saplayarak) rakibin çivisi etrafında dar, spiral labirentler oluşturmaya çalışır. Çivi yere saplanmadığı ya da çizgiler kesiştiği zaman sıra diğer oyuncuya geçer. Çizgilerin kesişeceği anlaşıldığında oyun alanına zarar vermemek için hatalı çizgi (son çizgi) yere çizilmez.

Sıra kendisine geçen oyuncu hapsedildiği konumdan kurtulmaya çalışır. Dar labirentlerden çizgilerini birleştirerek çıkmayı başardığında rakip oyuncunun son deliği etrafında yeni bir labirent örmeye çalışır. Oyun bu şekilde taraflardan biri kımıldayamaz hale gelene (pes edene) kadar devam eder.

Çivi oyununun passız, temiz bir çivi ile oynanması gerekir. Yaralanma riskine karşı küçük çocuklar tarafından oynanmaması ve çivi yere atılırken elden kaçmaması için çok dikkatli olunması gerekir. Sırası geçen oyuncu ve izleyiciler, çivi atan oyuncudan uzakta durmalıdır. [3]

Dağlar Kızı

Kız çocukları arasında oynanan bu oyunun adı Dağlar Kızı. Bu oyunu oynamak için 6-7 kişi olmanız yeterlidir. El ele tutuşup daire şeklini alan kızlardan birisi Dağlar Kızı olur. O kenarda bekler ve kapıyı çalar; “tık tık”. Dağlar kızı sonunda gözünü kapatıp daire içinde döner ve yeni bir dağlar kızı seçilir. Oyun böyle devam eder.[1]

Dalya

Genelde 9 Taş oyunu olarak da bilinen, 9 taş ve top ile oynanan eğlenceli bir oyundur. “7 Kiremit” oyununa benzer. İki grup halinde ayrılan oyunculardan bir grup diğer grubun dizdiği ve yıkılmaması için uğraştığı üst üste dizili taşları top işe devirmeye çalışacaktır. Başarılı olurlarsa tekrar dizmek için uğraşacaklardır. Fakat bu arada topla vurulmamaları gerekmektedir.[6]

Dama

64 kareden oluşan 84 bir tahta üzerinde 16’sı siyah, 16’sı beyaz olarak 32 taş ile oynanır. İkinci ve üçüncü sıraya beyaz taşlar, altıncı ve yedinci sıraya siyah taşlar dizilir ve oyuna beyaz taraf başlar. Taşlar, klasik damanın aksine çapraz hareket etmez, komşu kareler boş ise sağa, sola ve ileri hareket edebilir fakat geri gidemez. Bütün taşların amacı en ileri sıradaki kareye ulaşıp “dama” olmaktır. Dama olarak güçlenen taş geri hareket kabiliyeti kazanır, ayrıca karşı tarafın bir ya da birkaç taşını almak şartıyla birden fazla karede L şeklinde hareket edebilir. Taşlar arasında en kıymetli taş dama olarak adlandırılan bu taştır. Damaya ulaşamamış taşlar “yoz” olarak adlandırılır. Dama olmuş taşın hareket kabiliyeti yüksek olduğu için (oyuncunun ustalık derecesine göre) dama, 5 yoz taş değerinde görülür, yani bir dama taşı elde edebilmek için 5 yoz taş feda edilebilir.

Türk damasında amaç karşı tarafın taşlarını tüketip oyunu kazanmaktır. Her iki oyuncununda bir hamle hakkı vardır. Bir taraf hamlesini yaptıktan sonra sıra karşı tarafa geçer. Oyun sonunda her iki tarafın da bir taşı kalmışsa (taşlardan biri dama olsa bile), oyun beraberlikle sonuçlanır ve bu durum “gayyım” olarak adlandırılır.[7]

Dedektif

“Eşek-Sopacı” oyununun bir benzeridir. “Dedektif Oyunu”nda, bir şapkanın içine oyuncu sayısı kadar katlanmış kâğıtlar koyulur. İki kâğıttan birine “Katil”, öbürüne de “Dedektif” yazılır. Bu ikisi dışında kâğıtların tümü boş bırakılır. Her oyuncu şapkanın içindeki kâğıtlardan birer tane çeker. Dedektifi çeken oyuncu kimliğini açıklar. Tüm ışıklar söndürülür ve oyuncular evin içine dağılırlar. Bir süre sonra “Katil” kendine bir kurban seçer ve ona sarılır. Kurban “Katil var!” diye bağırarak kendini yere atar. Katilden başka herkes olduğu yerde kalır. Katil yerini değiştirebilir. Bundan sonra ışıklar açılır ve dedektif sorguya başlar. Sorgu sırasında katil dışındaki oyuncular doğruyu söylemek zorundadır. Katil ise istediği kadar yalan söyleyebilir. Dedektifin katili bulabilmesi için iki hakkı vardır, bulamazsa katil serbest kalır.[3]

Değirmenci Dayı

Bu oyunu oynamak için önce oyunu yönetecek biri seçilir. Diğerleri, onun karşısında sıralanır ve ayaklarını ona doğru uzatır. Oyunu yöneten kişi, tekerleme eşliğinde çocukların ayaklarına değer. Tekerleme kimin ayağında biterse o ayağını çeker. Sona kalan, Değirmenci Dayı olur. Sorulan sorulara cevaplar verir ve oyunu yöneten çocuk onu ayaklarından tutup geriye doğru iter. Oyun böyle devam eder. [1]

Deli Kız

7 kişi daire yaparak dönerler, ortada deli kız taklidi yapan bir kız vardır, dairede dönenlerin söylediği tekerlemeye cevap verir ve akışa yön verir.[1]

Deve - Cüce

Grup halinde oynanır. Bir kişi ebe olur. “Deve!” diye bağırınca herkes ayağa kalkar, “Cüce!” diye bağırınca herkes yere çöker. Ebe, bunları ardarda ve hızlı şekilde karışık olarak söyler. Ebenin talimatlarına uymayan, yanar ve oyundan çıkar. En son kala, n oyunu kazanır ve ebe olur.[1]

Dikiş-Nakış

“Dikiş-Nakış” ya da “İğne-İplik” oyunu, eşit sayıda oyuncudan oluşan iki grupla oynanır. Her gruba bir dikiş iğnesi ve iplik verilir. “Başla!” uyarısıyla birlikte, her iki grubun ilk oyuncuları ipliği iğneye geçirir. İkinciler çıkarır, üçüncüler geçirir, böylece sonuncu oyuncuya kadar oyun sürer. Önce bitiren grup oyunu kazanır.[3]

Doğruluk Mu Cesaret Mi?

Oyuncular arasında bir kura yapılarak başlangıcı yapacak oyuncu belirlenir. Alternatif olarak, grubun en genç oyuncusu başlangıcı yapacak oyuncu seçilir. Başlangıcı yapacak olan oyuncu istediği bir oyuncuya doğruluk mu cesaret mi sorusunu yöneltir.

Eğer “doğruluk” denirse o oyuncu, ne kadar özel ya da utanç verici olursa olsun yöneltilen soruyu dürüstçe cevaplamalıdır. Eğer “cesaret” denirse o oyuncu, soruyu soran oyuncu tarafından verilen garip bir görevi tamamlamalıdır.

Doğruluk sorusuna cevap veren ya da cesaret görevini yerine getiren oyuncu soru sorma hakkı kazanır. Bu şekilde oyun devam eder. Oyunun genel yapısı ve eğlendirici olma durumu gruptaki oyunculara, oyuncuların birbirleriyle olan yakınlıklarına, sorulan soruların garipliklerine ve oynanan ortama göre değişiklik göstermektedir.

Doğruluk mu, cesaret mi soruları çeşitli gruplara ayrılmaktadır. Utandırıcı sorular, terletici sorular, yüz kızartıcı sorular, sadece kızlara sorulacak özel sorular, sadece erkeklere sorulacak özel sorular gibi çeşitli gruplandırmalar yapabilmek mümkündür. Doğruluk soruları ne kadar zorlayıcı olursa oyundan alınacak keyif bir o kadar fazla olur. Bu nedenle oyuncular genellikle her türlü sorunun sorulabilmesini istemektedirler. Oyunda sorular zihinden sorulabileceği gibi hazır soru kartları kullanılarak da sorular karşıdaki kişiye sorulabilir.

Kuralların esnetildiği ya da daha sıkı hale getirildiği belirli doğruluk mu cesaret mi varyasyonları vardır. Örneğin, bir oyuncunun ardı ardına 2 kez doğruluk deme hakkının olmaması gibi bir kural eklenebilmektedir. Belirli doğruluk mu cesaret mi oyunlarında yapılacaklar ve sorulacak sorular önceden belirlenebilmektedir. Bu tür oyunlarda cesaret istekleri ve doğruluk soruları birer ayrı kap içerisine konulmaktadır. Böylece doğruluk seçen kişinin rastgele bir soruyu cevaplaması, cesaret seçen kişinin ise rastgele bir görevi yerine getirmesi sağlanmaktadır.[8]

Don - Ateş

Ebe kaçan oyuncularından birini yakalayıp “don” dediğinde, o kişi hareketsiz bir şekilde kalır. Bu kişiye diğer oyuncu arkadaşlarından biri dokunup “ateş” derse ve bacaklarının altından geçerse, o kişi donmaktan kurtulur. Ağır çekim bir şekilde de oyun oynanabilir.[9]

Dönmece

Adından da tahmin edeceğiniz gibi, bu oyunda bol bol dönüyoruz. Oyunumuzu oynayabilmek için en az altı kişi olmalıyız. Sayışarak iki gruba ayrılırız. İki grup, kendi arasında anlaşarak toplam kaç sayı toplaması gerektiğini kararlaştırır. Her oyuncu topu havaya atarak kendi etrafında dönmeye başlar top yerde bir defa zıplayıncaya kadar kaç defa dönerse grubun kendi hanesine yazılır. Başta kararlaştırılan dönme sayısını tamamlayan grup, oyunu kazanmış olur.[1]

El Kızartmaca

İki kişilik bu oyun “El Kızartmaca” ya da “Şap Şap” olarak da bilinir. Bir çeşit refleks oyunudur. Hararetli bir oyunun sonunda eller oyunun adına yakışan bir renk alır.

Oyuncular karşılıklı yerlerini aldıktan sonra biri ellerini avuçları yukarı gelecek şekilde öne doğru uzatır. Diğeriyse ellerini avuçları aşağı gelecek şekilde arkadaşının elleri üzerine koyar. Elleri altta olan oyuncu sağ, sol ya da her iki elini aniden çekerek arkadaşının elinin üzerine vurmaya çalışır. Vurabilirse, oyuna aynı şekilde devam edilir. Iskalarsa, ellerini üste koyar ve vurma sırası diğer oyuncuya geçer.[1]

Elim Sende

Çocuklar bir tekerleme söyleyerek aralarında bir ebe seçtikten sonra ebeden kaçarlar. Ebe ise onlara eli ile dokunmaya çalışır. Ebe kime dokunursa bu defa o çocuk ebe olur.

“Elim sen de, elim sende, sabaha kel kalk sen de”

Eller Yukarı Eller Aşağı

Bu oyun için oyuncular öncelikle iki gruba ayrılır. Bu oyunu oynamak için saklamak üzere küçük bir taş yeterlidir. Karşılıklı sıralanan oyuncular önce kendi aralarında taşı arkadaşlarından birinin eline saklarlar. Dönüp tekrar sıraya girdiklerinde, karşı grup eller yukarı eller aşağı der. Sonra biri taşın kimin elinde olduğunu tahmin eder. Her grubun 3 defa tahmin etme hakkı vardır. Taşı bulamazlarsa sıra karşı gruba geçer.[1]

En De Tura 1-2-3

Kökeni Fransızca “un , deux , trois” (ön dö trua) ( 1 , 2 , 3 ) “en de tura”ya dönüşmüştür. Bir oyuncu ebe seçilip duvara yüzünü döner. Ellerini duvara vurarak “en de tura 1-2-3” der. Ardından oyunculara döner. Bu esnada oyuncular kıpırdamadan durmaya çalışırlar. Kıpraşan elenir. İsteğe göre “en de tura güzellik” ve “en de tura çirkinlik” de kullanılabilir. Oyuncular, bu komuta göre garip yüz ifadelerine bürünürler. [10]

Eski Minder

Gönüllü ortada çömelir, çocuklar etrafında el çırpıp tekerleme söyleyerek dönmeye başlarlar. Ortadaki gönüllü bir konu seçer ve çocuklar o konu ile ilgili taklit duruşları yaparlar. Aynı konu iki kere seçilemez.[1]

Estepeta

Estepeta, Tıp’a benzer ancak kıpırdamanın da yasak olduğu bir oyundur. Ebe çocukların dalgın bir anını kollar ve “Estepeta!” diye bağırır. Ebeyi duyan çocuklar, oldukları yerde kalmak zorundadırlar. Ne kımıldayabilir, ne de konuşabilirler. Bu durum ebenin “Boz!” demesine kadar sürer. Ebe “Boz” demeden kımıldayan ya da konuşan olursa, bu kez o ebe olur.[3]

Eşek-Sopacı

Tamamen unutulan oyunlarımızdan biridir. Uzun kış akşamlarında zaman geçirmek amacıyla, ev ortamında oynanan bir oyundu. Oyun dört kişiyle oynanırdı. Küçük parçalar halinde kesilmiş kâğıtlara ayrı ayrı, “davacı”, “sopacı”, “reis”, “eşek” sözcükleri yazılır ve bu kâğıtlar katlanır, karıştırılırdı. Her oyuncu bu kâğıtlardan bir tanesini çekerdi. İlk önce “reis” yazılı kâğıt kime çıkmış ise, o kendisini açıklar ve “reis” sorar:
— Davacı kim?
Kendisine “davacı” yazılı kâğıt çıkan açıklar:
— Benim.
Reis tekrar sorar:
— Eşek nerede?
Davacı eşeği bulmak zorundadır. Eğer eşeği bulursa, sopayı, kendisine “eşek” yazılı kâğıt çıkan kişi yer. Bulamazsa, sopayı, davacı yemek zorunda kalır. Her iki durumda da sopacı reise sorar:
— Kaç yağlı, kaç yavan vurayım?
Ceza uygulamalı bu oyunun sonunda “yavan”lar yumuşak; “yağlı”lar biraz daha sert vurulur. Sopa da genellikle ocağın ya da sobanın yanında duran maşa olurdu. Burada insaf reise bağlıydı. “Yağlı”ların sayısını artırabilir, itiraz edilmezdi.

Fare Yutturmaç

“3 Taş” oyununun Adana’daki adıdır.

Farfara Filli Ya Filli

5 ya da daha fazla kişi ile oynanır. Herhangi bir malzeme gerekmemektedir.

Bu şaşırtmaca ve taklit oyunu, adını oyuna başlarken söylenen sözlerden alır. Grup halinde oynanan ve dikkat gerektiren bir oyundur. Önce bir ebe seçilir. Ebe oyuncuları göremeyeceği ve duymayacağı şekilde gruptan uzaklaşır. Bu sırada oyuncular arasından bir lider seçilir. Ebe liderin kim olduğunu bilmemelidir. Oyuncular bir daire oluşturacak şekilde yerlerini alırlar. Ebe de dairenin ortasına geçer. Oyuncuların hep bir ağızdan “farfarafilli yafili” demesiyle oyun başlar. Lider mümkün olduğu kadar garip ve komik hareketler yapar; örneğin başını bir maymun gibi kaşır ya da dil çıkararak zıplar. Diğerleri de hemen onu taklit ederler. Ebe oyuncuları izler ve liderin kim olduğunu bulmaya çalışır. Oyuncular, ebenin işini zorlaştırmak için hareketleri taklit ederken hızlı olmalıdırlar. Ebe liderin kim olduğunu doğru tahmin ederse, lider ebe olur; oyuncular arasından yeni bir lider seçilir ve oyuna devam edilir.[1]

Gezginin Masalları

“Gezginin Masalları” oyununda ilk oyuncu, yanındakine “Duyduğuma göre A....’ya geziye gidiyormuşsun. Orada ne yapacaksın?” diye sorar. Yanındaki oyuncunun, sözcükleri “A” harfiyle başlayan bir yanıt vermesi gerekir. Örneğin, “Anneme çiçek alacağım” gibi. Bundan sonra ikinci oyuncu, üçüncüye aynı soruyu “B” ile başlayan bir yer söyleyerek sorar ve oyun böylece sürer.

Gölge Kovalamacası

Gölge kovalamacasını oynayabilmek için güneşli bir hava gerekir. Bu oyun, ebe olan oyuncunun öbür oyuncuların gölgelerine basma esasına dayanır. Bu oyunda, ebenin gölgeye basıp basamadığına karar verecek bir de hakem seçilir.Oyun bu şekilde devam eder.En son kalan kişi 1. seçilir.Bir el boyunca dokunulmazlık kazanır.[3]

Hacı Yatmaz

Ortaya bir sopa dikilir, çocuklar çevresinde daire olurlar. Herkes bir numara alır ve sopayı diken bir numara söyler ve numarası söylenen sopayı havada tutmaya çalışır.[1]

Hafıza Oyunu

Bu oyunda çeşitli nesneler herkese bir dakika süreyle gösterilir. Seçilen nesnelerin kolay akılda kalacak türden olmamasına dikkat edilir. Tepsi ortadan kaldırıldıktan sonra, her oyuncu aklında kalan nesnelerin adlarını yazar. Nesnelerin çoğunu hatırlayan kişi oyunu kazanır.[3]

Halat Çekme

Halat çekme, 8’er kişilik iki takımla oynanır. Her takım kendi kaptanının arkasında sıralanır ve oyuncular için uçlarını tutarlar. İpin ortasına siyah bantla bir işaret konur. Bu işaretin iki yanına 2 metre uzaklıkta iki işaret daha konur. İpteki işaretlerin tam altına gelmek üzere yere çizgiler çizilir. Başlama işaretiyle birlikte halat çekme başlar. Her takım, karşı tarafta kalan 2 metrelik işaretli bölümü, kendi taraflarında yere çizilmiş 2 metrelik bölüme çekmeye çalışır. Kore’de, halatsız oynanan ve çocuklar arasında yaygın olan bir halat çekme yarışı vardır. Bu oyunda, her takımdaki altı kişi, kollarını birbirlerinin beline dolarlar. Takım kaptanları da birbirlerinin elini kavrar. Üçe kadar sayılınca, her takım, karşı takımı orta çizginin ötesine çekmeye çalışır. Eskimolar da “arsaaraq” adı verilen iki kişilik bir oyun oynar. İki oyuncu, ayakları birbirine değecek biçimde karşı karşıya oturur. Oyuncular kısa ipe bağlı tahta sapları tutarlar. Karşıdaki oyuncuyu kendisine doğru çeken oyunu kazanır. Halat çekme oyununda, kasların aşırı zorlanmaması için, oyuncuların eşit güçte ve benzer yapıda olmaları gerekir.[11]

Hece Oyunu

“Hece Oyunu”nda ilk oyuncu bir sözcük söyler. Yanındaki bu sözcüğün son hecesiyle başlayan yeni bir sözcük türetir. Örneğin “rek-lam”dan sonra “lam-ba”. Bundan sonraki oyuncu “başak” dedikten sonra, yanındaki oyuncunun “şak” hecesiyle başlayan bir sözcük bulması gerekir. Bulamayan kişi oyundan çıkar. Sona kalan oyuncu oyunu kazanır.[3]

Hekim Hoca

Bu oyunda Hekim Hoca, Muhtar ve hasta köylüler vardır. Muhtar köylüleri iyileştirmek için Hekim Hoca’yı getirir. Hekim herkesi muayene eder ve asıl hastayı bulur. Daha sonra hastanın gözleri bağlanır ve gizlice boyalı bir tabak getirilir. Hekim, Hasta için dua ettikten sonra hasta, elini tabağa sonra da yüzüne sürer. Hastanın gözleri açıldıktan sonra bir ayna getirilir ve hasta aynaya bakar. Yüzünü boyanmış bir şekilde gören hasta şaşırırken diğerleri onun haline güler.[1]

Hırsız - Jandarma

Her ne kadar uzun kış gecelerinde oynanan bir çocuk oyunu olsa da çoğu zaman büyükler de bu oyuna katılmadan duramazlar. Oyun için bir masa (bu çoğunlukla yufka açmakta kullanılan sofradır), bir kutu kibrit ve en az dört oyuncu gereklidir.

Masanın etrafına oturan oyuncular, kenarı boşa çıkacak şekilde masaya konulan kibrit kutusuna alttan vurarak havaya fırlatırlar. Kutu masaya düştüğünde dik tarafı üzerine durursa atan kişi hâkim unvanını alır.  Yan tarafı üzerine dik durursa o kişi jandarma görevini üstlenir. Düz kısmının bir tarafı davacı, diğer tarafı suçlu olarak belirlenir. Oyunculardan biri suçlu tarafı attığında jandarma onu hemen elinden yakalar ve hâkime “suçüstü yakaladım” der. Davacı da şikâyetini dile getirir.

Suçun ehemmiyetine göre hâkim bir cezaya hükmeder. Bu ceza genellikle, ceviz kırarak oyunculara ikram etmek ve patates haşlayıp sofra kurmak şeklindedir.[1]

Horoz Dövüşü

Önce kızlar kendine bir horoz seçer. Önceden belirlenmiş olan sınır çizgisinde karşılıklı sıralanan horozlar, ellerini arkadan bağlayarak yere çömelir ve birbirlerine doğru zıplamaya başlarlar. Horozlar karşılaştıkları noktada ayağa kalkarak horoz gibi ötüp birbirlerini omuzlarıyla iteklemeye başlar ve belirlenmiş olan sınır çizgisinin dışına çıkarmaya çalışırlar. Kim diğer horozu çizginin dışına çıkarırsa o kazanmış olur. Kazanan horozlar kendi aralarında tekrar dövüşür. Böylece birinci, ikinci, üçüncü ve sonuncu horoz belirlenir. Horoz sahipleri birinci horoz dışındaki diğer horozları cezalandırır. [1]

Hortlak

“Hortlak” oyununda her oyuncu, özel adlar dışında bir sözcük oluşturmak için sırayla alfabeden bir harf söyler. Ama sözcüğün kendisinde bitmesini engellemeye çalışır. İlk oyuncu “s”, ikinci “i”, üçüncü “n”, dördüncü “e” diyebilir. Beşinci eğer “k” derse, sözcük tamamlanmış (sinek) olur ve beşinci oyuncu bir “can” kaybeder. Oyunda üç can kaybeden oyuncuü “hortlak” olur. Üç harfli bir sözcük için ceza uygulanmaz.[3]

Hulahup

Hulahup, genellikle plastikten yapılan ve vücudun çeşitli yerleriyle (genellikle bel etrafında) çevrilen halka şeklinde bir oyuncaktır. Kökeni tam olarak bilinmese bile dünyanın çeşitli bölgelerinde antik çağlardan beri oynanır.[12] Özellikle 1950’lerde ve 1980’lerde moda olmuştur.[3]

İlkbahar Yaz Sonbahar Kış

Bu oyunu oynamak için 11 kişi olmak gerekir.

Oyunculardan birisi oyunu yönetmek, yani mevsimlerin ismini söylemek için kenara çekilir. İki oyuncu ortada ebe olur. Diğer oyuncular da ikişerli gruplar halinde kendilerine bir mevsim adı seçer ve köşelerine çekilirler. Hakem iki mevsim söyler, bu mevsimleri seçen oyuncular ebelere yakalanmadan yer değiştirirler. Eğer ebeye yakalanırlarsa bu defa onlar ebe olur. Tek oyuncunun yakalanması yeterli değildir. İkisinin de yakalanması gereklidir.[1]

İp Atlama

İp atlama, tek başına ya da grupça oynanabilecek bir oyundur. Oyun için gereken tek araç uzunca ve ağır bir iptir.

Grupla ip atlama oyunlarında iki kişi karşı karşıya geçerek ipin her bir ucundan tutarlar ve aynı yöne doğru, büyükçe bir çember oluşturacak şekilde çevirirler. Diğer oyuncular ise, teker teker ya da ikişer ikişer orta kısıma (çevirenlerin arasına) geçerek, ip ayaklarına yaklaştıkça üzerinden atlarlar. İpe takılan oyuncular “yanarlar” ve ipi çeviren oyuncularla yer değiştirirler.

İki iple ip atlama oyununda aynı uzunlukta iki ip kullanılır ya da uzunca bir ip ikiye katlanarak iki ip gibi kullanılır. İp çeviricilerin her biri iki ipin ucunu da tutar ve birbirinin aksi istikametlerde aynı anda çevirir. Örneğin sağ eli saat yönünde çeviriyorlarsa, sol eli saat yönünün tersine çevirirler. Böylece oyun alanında iki ip yaklaşık yarım tur farklı olarak döner. Bu durum zıplamalar arasındaki bekleme süresini yarıya indirir ve oyunu zorlaştırır. [3]

İp atlarken şu tekerlemeler söylenir:

“Laleli belkız,
İçeriye gir kız,
İpten çık kız,
Dışarıya çık kız.
Denizde dalga, hoş geldin abla,
Eteğini topla, rahat otur abla,
Etek bluz, İngiliz turist,
Nereden çıktı bu iki kız.” [2]

İsim Ebesi

İsim ebesi oyunu da “Yerden Yüksek” oyununa benzer. İlk önce oyuncular yan yana dururlar ve “1 2 ve 3!” deyince hepsi karşıdaki yüksekliğe geçen bu koşmacayı en yavaş bitiren ise ebe sayılır. Ebe herhangi 29 harften herhangi bir harf söyler ve oyuncular bu harfle başlayan bir şarkı bulurlar ancak bu harf ya şarkının en başında ya da nakaratın başında olur ortadan başlanmaz. En sonunda geriye kalan kişi için bir süre beklenir eğer bulamazsa ve kişi görmeden karşıya geçemezse 10’a kadar sayılır eğer bu süre içinde de bulamazsa bu kez o oyuncu ebe olur. [3]

İsim Şehir Artist

Önce bir kağıda dikdörtgen şeklinde tablo çizilir. Bu tabloya isim, şehir, hayvan, bitki, eşya, puan ve harf yazılır. Bir kişi içinden alfabeyi sayar, yanındaki kişi ona “Dur” değince sayan kişi durur, kaldığı harfi söyler ve bununla ilgili isim, şehir bitki hayvan eşya bulunur. Eğer doğru bulunursa 10 puan verilir. Eğer diğer oyuncu bir soruyu boş bırakırsa ya da yanlış yazarsa, başka bir oyuncu doğru yaparsa 10 puanı ona geçer ve toplam 20 puanı olur. Fakat ikisi de aynı şeyi yaparsa yani mesela isim yerine ikinizde “A” harfinden “Ayşe” yazılırsa her oyuncu 5 puan alır.[3]

İstop

İstop oyununda oyuncular bir daire oluştururlar. Ebe olan oyuncu topu hızla dikey olarak havaya atar ve top yükselirken bir isim söyler. İsmi söylenen kişi topu tutmaya çalışır. Topu havada (yere düşmeden) tutabilirse aynı şekilde o da bir isim söyler. Tutamazsa bu kez bir renk söyler ve oyuncular oyun alanında bu rengi bulmaya (ve genellikle o renkteki nesneye temas etmeye) çalışırlar.

Aynı esnada ebe elindeki topla diğer oyunculardan o rengi henüz bulamayanlardan birini vurmaya çalışır. Vurabilirse o kişi ebe olur ve oyun yeni ebeyle aynı şekilde devam eder. Eğer herkes rengi bulabildiyse eski ebe ebeliğe devam eder.[3]

Kale

Oynayabilmek için en az 4 kişi olmalıyız. Biraz uzun bir sopaya, bir de kısa bir sopaya ihtiyacımız var.

Önce kısa bir çukur açmalıyız. Sonra sayışıp ve iki gruba ayrılıyoruz. Atıcı grup, kısa sopayı atınca karşı grup yakalamaya çalışır. Kısa sopanın düştüğü yerden itibaren 3 adım atıp, yerdeki büyük sopayı vurmaya çalışır. Vurabilirse, kısa sopayı atan oyuncu, oyundan çıkar.[1]

Kelime Oyunu

Kişi sınırlaması yoktur. Ortalama 5-6 kişiye oynanır. Malzeme gerekmemektedir. Nasıl oynanır: Bu oyun çocukların kelime dağarcığını geliştirir. Çok çeşitli kelime oyunları vardır.

Oyunculardan biri ortaya bir kelime atar ve sıradaki oyuncu o kelimenin son harfiyle başlayan bir kelime söylemek zorundadır. Bu oyunun insan adıyla oynanan sürümü de vardır. Kelime bulamayan oyuncu önce bir uyarı alır daha sonrada oyun dışı kalır.[1]

Kemik Oyunu

Özellikle mehtaplı gecelerde oynana bu oyunda çocuklar iki gruba bölünürler. Gruplardan birisi “ak koç”, diğeri “kara koç” adını alır. Bir merkez belirlenir ve bir taş dikilir. Küçük beyaz bir kemik bulunur.

Oyunculardan bir grup bu kemiği bir yere atar, ay ışığında her iki grup da bu kemiği aramaya koyulur. Kemiği önce bulan gruptan, örneğin akkoç grubu bulduysa, “ak koç, kara koça bindiii” diye bağırır. Ak koç grubuna dahil olanlar, kara koç grubundan kimi yakalarlarsa sırtına binerek kendilerini merkez taşa taşıtırlar. Yakalanmadan merkeze kadar koşanlar ise rakiplerini taşımaktan kurtulurlar. Oyun böylece sürüp gider.[1]

Kızma Birader

Kızma birader oyununun kökeni çok eski tarihlere dayanır. İddialara göre oyun Hindistan’da bulunmuş. Hindistan’da “Pachisi” olarak isimlendirilir. Hindistan’da bulunan Ellora ve Ajanta mağaralarındaki kızma birader oyununa benzeyen duvar çizimleri Hindistan kökenli bir oyun olduğunun kanıtı niteliğinde. Oyun daha sonra Avrupa’da yayıldı. Oyunun modern haline 1896 yılında İngiltere’de patent alınmıştır. Batı dillerinde Kızma birader oyunu daha çok “ludo” ismiyle bilinir. Almanya’da ise “Mensch aergere Dicht nicht” olarak anılır. Ülkemizde genel olarak “lkızma birader” olarak bilinir.

Kızma birader oyunu 2, 3 ya da 4 kişi ile oynanır. Oyun başında her oyuncu bir renk grubunu seçer. Oyuncular renk grubundaki 4 piyonu oyun tahtası üzerinde kendileri için ayrılmış olan başlangıç alanına dizer. Hangi oyuncunun hangi renk piyonları kullanacağı anlaşarak ya da zar atarak belirlenebilir. Oyuncular zar atar. En büyük sayıyı atan oyuncu ilk başlar. Sonraki oyuncular sayı büyüklüğüne göre sıralanır. Her oyuncunun oyuna başlaması için zarda 6’yı bulması gerekir. Eğer oyuncu zar attığında 6’yı bulamazsa oyuna başlayamaz. 6 atmayı başaran oyuncu, ilk piyonunu başlangıç noktasına yerleştirebilir. Oyun tek zar ile oynanır ve her oyuncunun bir turda bir zar atma hakkı vardır.

Her oyuncu, 6 atarak bir piyonu oyuna sokabilir. Oyuncu piyonunu zar atarak ilerletir. Zarda gelen sayıya göre piyon, oyun tahtası üzerinde saat yönünde ilerler. Oyuncunun piyonu rakip oyuncunun bulunduğu kareye denk gelirse rakip oyuncunun piyonunu yer. Bu “kızma birader durumu” olarak açıklanır. Böylece rakip oyuncunun piyonu başlangıç alanına döner. Oyuna tekrar sokmak için oyuncunun altı atması gerekir. Oyuncular birden fazla piyonla oyuna devam edebilir. Oyuncunun oyun alanında piyonu var ise ve tekrar zarda 6 attıysa oyundaki piyonunu ilerletebilir ya da yeni bir piyon çıkarabilir. Bu tercih oyuncuya bırakılır. Rakibinin piyonlarını yiyip başlangıç alanına gönderen oyuncu, piyonlarını hedef alana ilerletebilmek için avantaj sağlamış olur. 4 piyonunu da hedef alana ilerleten oyuncu oyunun kazananı olur.[13]

Kısa bir oyun çizelgesi ve örnek bir el. Her bir renkteki bölüm farklı bir oyuncu tarafından yazılmıştır. (Farklı renkler örneği vurgulamak için kullanılmıştır; oyunda böyle bir zorunluluk yoktur.)

Kim Kiminle

Bu oyun kâğıt ve kalem ile en az 2 kişi tarafından oynanır. Her yaş grubunda oynanabilir. Kâğıt düzgün çizgilerle belirlenen soru adedi kadar sütuna bölünür ve her sütunun en üstüne bir soru yazılır (örneğin “kim”). Yaygın olarak kullanılan sorular; “kim”, “kiminle”, “ne zaman”, “nerede”, “ne yapıyor(du)”, “kim gördü” ve “ne dedi”dir. Sorular grubun sayısına göre artırılabilir ya da azaltılabilir. Oyuncuların arzusuna ve yaşına göre argo cevapların uygun olup olmadığı önceden kararlaştırılır.

Oyuncu adedi kadar kâğıt-kalem gereklidir. Oyuncular, birbirlerinin cevaplarına bakmadan (birinci sorudan başlayarak) “sadece bir bölümü” doldurur. Sonra bu bölüm cevap görünmeyecek şekilde katlanır, kâğıtlar diğer oyuncularla değiştirilir ve yazma işlemine sıradaki soruyla devam edilir. Tüm bölümler doldurulduğunda kâğıtlar açılır ve cevaplar düzgün bir cümle kuracak şekilde sırayla okunur. Ortaya komik cümleler çıkar. Genellikle puanlama ya da kazanan-kaybeden bulunmaz.[3]

Körebe

Körebe oyunu en az birkaç oyuncuyla oynanır. Oyuncu sayısı arttıkça oyun zorlaşır ve daha zevkli hâle gelir. Önce ebe belirlenir ve ebenin gözleri bir bezle bağlanır. Oyun adını, ebenin gözlerinin bağlanmasından alır. Oyuncular ebenin çevresinde bir halka oluştururlar ve genellikle şu şarkıyı söyleyerek ve el çırparak ebe etrafında dönerler:

“Türkü söyler döneriz
Bil bakalım biz kimiz
Elindeki değnekle
Göster bizi körebe”

Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak diğer oyunculardan birine dokunur. Dokunduğu kişinin başını, yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. Kim olduğunu anlarsa, dokunduğu oyuncu ebe olur. Tanıyamazsa, oyun aynı ebe ile devam eder.[3]

Köşe Kapmaca

Köşe kapmaca genellikle sokakta oynanır. Avlu gibi duvarları (dolayısıyla köşeleri) olan alanlar idealdir. Köşelerin yetersiz olduğu durumlarda bina girişleri, iki ağaç ya da pencere arası gibi yerler de köşe kabul edilebilir. Oyun genellikle az sayıda kişiyle oynanır. Ebe alanın ortasında durur ve her oyuncu bir köşeye geçer. Oyuncular ebeye yakalanmadan, birbirleriyle köşeleri sürekli değiştirmeye çalışırlar. Bu değiştirme sırasında ebeye yakalanan oyuncu köşesini kaybeder ve kendisi ebe olur. Oyuncular, sözde yer değiştiriyormuş gibi hareket edip ebeyi yanıltabilir. Herhangi bir oyuncu sürekli bir köşede bekleyemez. [3]

Köylü - Şehirli

3 Kişi ile oynanan oyun bir röportaj oyunudur. Bir Sunucu şehirli ve köylü kadına yaşamları hakkında sorular sorar, köylü ve şehirli kadınların taklidi yapan çocuklar abartılı cevaplar verir.[1]

Kukalı Saklambaç

Tüm oyuncular oyun alanında toplanır. Aralarından bir ebe seçilir. Oyunculardan biri ortaya konan topa ya da teneke kutuya vurarak oyun alanından uzak bir noktaya atar. Tüm oyuncular ebe topu tekrar oyun alanına getirene kadar saklanır. Ebe, kukayı getirdikten sonra saklananları ararken, başka oyuncular yeniden kukayı uzağa atabilir. Ebe kimi görürse kukaya basar ve “kukaladım” der. Oyun bu şekilde devam eder.[2]

Kulaktan Kulağa

Öncelikle kalabalık bir arkadaş grubun olmalı. Hepiniz bir duvarda ya da geniş bir alanda yan yana oturmalısınız. İlk baştaki oyuncu bir kelime bulmalı ve hemen yanındakinin kulağına bu kelimeyi sessizce söylemeli. Yanındaki kimseden başkası bu kelimeyi duymamalı. Bu, çok önemli bir kural.

İkinci sıradaki yanındakine, o kendi yanındakine derken en son oyuncunun kulağına da bulunan kelime söylenmeli. Sonda oturan kişi duyduğu kelimeyi bağırarak söylemeli. Eğer ilk oyuncunun söylediği kelimeden farklı bir kelime söylendiyse yanlışı kimin yaptığı bulunmalı ve o kişi sona getirilmeli.

ÖNERİ: Oyunu daha eğlenceli ve zor bir hale getirmek için uzun bir cümle de seçilebilir.[13]

Kurt Baba

En az 4 oyuncu ile oynanır. Yere çiçeğe benzer bir şekil çizilir. Oyuncular arasından bir ana, kurt ve çocuklar seçilir. Anne ortadaki çembere, çocuklar dışarıdaki çemberlerin içine girerler. Anne tüm çocuklarına bir renk verir. Renk seçme işlemi bittikten sonra dışarıda bekleyen kurt gelir ve evin kapısını çalar gibi yapıp “yumurtanız var mı?” diye sorar. Anne “ne renk?” der. Eğer kurdun söylediği renkte bir yavru varsa o oyuncu kaçar kurtta kovalar. Oyuncu kurda yakalanmadan tekrar yuvaya dönebilirse başka bir renk tutarak oyuna devam eder. Ama kurda yakalanırsa kurdun yerine o geçer. Kurt rolündeki oyuncuda yavru olarak yuvaya girip kendine bir renk seçer. Oyun böyle devam eder.[1]

Kurt Kardeş

Oynayabilmek için en az 4 kişi olmamız lazım. 2 kişi gönüllü olmalı. Önce, gönüllülerden biri anne, diğeri de Kurt Kardeş olur. Oyuncular yan yana dizilir. Kurt Kardeş karşılarında bekler. Ve anne, oyuncuların kulağına tek tek bir renk fısıldar. Kurt renklerden birini söyler rengin sahibi kaçmaya başlar kurt yakalarsa oyundan çıkar.[1]

Kutu Kutu Pense

Özellikle okul öncesi çocukların rahatlıkla oynayabileceği oyunlardan biridir. Oyuncular halka şeklini alarak el ele tutuşurlar. Daha sonra oyunun şarkısını söyleyerek sağa ya da sola dönmeye başlarlar: “Kutu kutu pense, Elmayı yense, Arkadaşım (isim), Arkasını dönse”. İsmi söylenen oyuncu arkasını döner ve yine el ele tutuşarak oyuna arkası dönük devam eder. Bütün oyuncular arkasını döndükten sonra şarkı “Bütün çocuklar önüne dönse” şeklinde söylenir ve oyuncular önlerine dönerler. Bu oyunda kazanan/kaybeden olmaz.[2]

Kuyu Kazmanı

En az 5 kişi ile oynanan oyunda her çocuk ellerindeki sopa ile daireler çizer. 1 sopa fazla vardır ve o sopayla ebeyi seçmek için her çocuk sopayı sektirir. En az sektiren ebe olur. Oyuncular kendilerine ait dairelerden taşmadan aralarında sopayı sektirmeye çalışır, sopa kendi çemberinden taşdığında ebe sopayı uzaklaştırmaya çalışır oyuncu da onu yakalamayı hedefler; diğer çocuklar hemen dairesine yönelip sopalarıyla sopayı oyun alanına getirene kadar dairesini kazarlar. Oyun bu şekilde devam eder. Sonunda en çok kazılmış daire sahibi oyuncu oraya gömülür.[1]

Menekşe

Çok sayıda oyuncu ile oynanır. İki grup seçilir ve bu gruplar kendi oyuncularından birini başkan olarak seçerler. Oyuna ilk olarak başlayacak olan grubun elemanları el ele tutuşurlar ve diğer grubun elemanları “Menekşe mendilin düşe, bizden size kim düşe” diye sorarlar. El ele tutuşan grubun başkanı genellikle o gruptan zayıf bir oyuncunun bir ismini söyler. Seçilen bu oyuncu koşarak gelir ve el ele tutuşan oyunculara çarpar. Bu çarpma sırasında el ele tutuşan oyuncuların elleri açılırsa, bu oyuncular karşı tarafa geçer. Elleri açılmazsa diğer gruptan çarpmaya gelen oyuncuda bu tarafa geçer. Oyun gruplardan birinde hiç oyuncu kalmayana kadar devam eder.[1]

Mendil Kapmaca

Oyuncular iki eşit gruba ayrılır ve karşılıklı olarak sıra halinde dizilirler. İki sıranın ortasına çizgi çekilir ve kaptan seçilir. Kaptan bu çizginin üzerinde mendili elinde tutarak oyuncuların isimlerini veya sıra numaralarını söyler. İki gruptan da oyuncular koşar ve mendili kapmaya çalışır. Mendili kapamayan oyuncu mendili kapan oyuncuyu kovalar. Mendili kapan oyuncu yakalanmadan eski yerine dönerse, kovalayan oyuncu oyundan çıkar. Eğer yakalanır ve mendili kaptırırsa oyundan kendisi çıkar. Oyun belirlenen tur sayısında biter ve oyuncu sayısı daha fazla olan grup oyunu kazanır.[2]

Misket

Misket oyunlarında cam veya mermerden yapılmış misketler kullanılır. En az iki kişi ile oynanan bu tür oyunlarda kişi sayısında herhangi bir üst sınır yoktur. Oyunların amacı genellikle eldeki bir misketle diğer misketleri vurmaktır.

Türleri:

  1. Kuyu
  2. Dizmece
  3. Kovalamaca

Dizmecede amaç yan yana (bir çizgi oluşturacak şekilde) dizilmiş misketleri vurmaktır. Genellikle seçilen baştaki misketi (başı) vuran oyuncu tüm misketleri kazanır.

Kuyu türü oyunlarda yere küçük bir kuyu kazılır. Oyunun amacı genellikle bu kuyunun içindeki misketleri eldeki misketle vurarak kuyudan çıkartmaktır.[3]

Müzikle Zıplama

Müzikle zıplama oyununda, oyuncular müzik çalarken zıplarlar. Müzik durduğunda yere oturup bağdaş kurarlar. Bağdaş kurmada sona kalan oyuncu oyundan çıkar.[3]

Müzikli Sandalyeler

Müzikli sandalyeler oyununda, sandalyeler halka oluşturacak biçimde sırt sırta dizilir. Sandalyelerin sayısı oyuncuların sayısından her zaman bir eksiktir. Oyuncular müzik çalarken sandalyelerin çevresinde müziğin ritmine uyarak yürürler. Müzik durunca en yakın sandalyeye otururlar. Açıkta kalan oyundan çıkar ve her duruştan sonra da bir sandalye eksiltilir. Böylece sonunda bir sandalyenin çevresinde dönen iki oyuncu kalır. Sandalyeyi kapan kazanır.[3]

Ne Kokuyor?

Tatma oyununa benzer bir oyundur. Fincan tabaklarına adaçayı, nane, kekik, tütün gibi şeyler koyulur. Her tabağın üzeri bir bez parçasıyla örtülür. Oyuna katılanlar kokularından tabaktakilerin ne olduğunu anlamaya çalışır.[3]

Nesi Var?

Nesi var? oyununda bir kişi ebe seçildikten sonra, diğerleri birlikte bir nesne ya da kişi belirlerler. Ebe her çocuğa sırayla “Nesi var?” diye sorarak, aldığı dolaylı yanıtlarla belirlenmiş nesnenin ne olduğunu anlamaya çalışır. Bir sürahinin nesne olarak belirlendiğini varsayalım:

Ebe: Nesi var?

Oyunculardan biri: Kulbu var

Ebe: Nesi var?

Oyunculardan biri: Suyu var.

Ebe: Nesi var?

Oyunculardan biri: Camı var

Ebe kimin yanıtından sonra tutulan nesneyi bilirse, o ebe olur ve oyun böyle devam eder. Ebenin daha önceden saptanan sayıda soru sormasına karşın nesneyi bilememesi durumunda, ebeliği sürer.[3]

Neyin Sesi?

Bu oyunda oyuncuların gözleri bağlanır. Oyuncular, tahta bir yüzeye yüksekten bırakılan nesnelerin çıkardığı sesten ne olduğunu anlamaya çalışırlar.[3]

On Pas

Futbol topuyla, nispeten yaşça büyük oyuncular arasında oynanan bir oyundur. Oyuncular iki grup oluşturacak şekilde ayrılır. Gruplar arasında kura çekilir ve kurayı kazanan grup oyuna başlar. Topu alan takım kendi takım arkadaşlarıyla havadan paslaşmaya başlar. Kendi aralarında paslaşırken ona kadar (her bir pası) yüksek sesle sayarlar.

Paslaşma devam ederken topun yere düşmesi, rakip oyuncuların eline değmesi veya rakip takımın eline değip yere düşmesi halinde saymaya sıfırdan başlanır. On pası tamamlayan takıma bir puan verilir. Topu puan alan takım oyuna sokar. Grup içinde paslaşırken rakibi de tutma, çekme ve itme olmayacaktır. Kurallara uymayanlar oyundan elenir.[3]

Ortada Sıçan

Üç kişiyle oynanıp, iki kişi kenarda, bir kişi ortada olup, kenardakiler topu atıp ortadaki kişi almaya çalışır.[1]

Paketi Geçir

Paketi geçir oyunu, ödülle sonuçlanan bir oyundur. Ödül olarak belirlenen bir nesne kâğıtla birkaç kat sarılır. Oyuncular bir halka oluşturacak biçimde otururlar ve müzik çalarken paketi birbirlerine geçirirler. Müzik durduğu anda elinde paket kalan oyuncu onu açmaya başlar, ama müzik yeniden başlar başlamaz paketi diğerine geçirir. Oyuncular paketin katlarını tek tek açmak zorundadır. Paketin en son katını açan ve nesneyi ortaya çıkaran oyuncu oyunu kazanır ve ödülü alır.[3]

Patlangaç

1 kova çamur, en az 2 kişilik bir oyun. Çamurla toprak kap yapan çocuklar onu yere patlatır. En güçlü kim patlatırsa o yüksek bir puan alır. Sonuçta puanlar toplanır, kaybeden kazananı sırtında taşır.[1]

Pembe Nine

Çocuklar bir daire kurarlar, ortadaki tekerleme sonunda evleneceği kişinin ismini belirler. Tekerleme eşliğinde “Pembe nine kızını almaya geliyoruz” derler, o da evet ya da hayır ile oyunu yönlendirir.[1]

S.O.S

Kareli ya da düz bir kâğıda, düzenli aralıklarla soldan sağa ve yukarıdan aşağıya, hayali bir kare oluşturacak biçimde eşit sayıda noktalar koyulur. Örneğin, 10 x 10 bir kare oluşturacak gibi 100 adet nokta işaretlenir. Oyun iki kişiyle oynanır. Oyunu başlatan kişi, iki noktayı birleştiren bir çizgi çeker. Amaç çizgileri kareye tamamlayarak, en çok kutuyu elde etmektir. Son çizgiyi çizip kareyi tamamlayan oyuncu, karenin içine kendi işaretini koyar (örneğin, adının baş harfini). Rakipler birbirlerine kutu kaptırmamaya bakarlar. 100 karelik bir bir oyunda 51 ve daha fazla kare alan oyunu kazanır.[3]

Saklambaç

Saklambaç en az iki kişiyle oynanır ancak kalabalık bir grupla oynandığında daha zevklidir. Öncelikle bir ebe belirlenir. Ebe duvara yasladığı ön kolu üzerine yüzünü ve gözünü kapatarak önceden belirlenen bir rakama kadar yüksek sesle sayar. Bu sırada diğer oyuncular saklanırlar. Ebe saymayı bitirince “Önüm, arkam, sağım, solum sobe; saklanmayan ebe!” diye bağırır ve diğer oyuncuları bulmaya çalışır. Diğer oyuncular ise ebenin korunaksız bıraktığı ebe duvarına “Sobe!” diye bağırarak dokunmaya çalışırlar. Dokunabilen kişiler sıradaki elde ebe olmaz. Ebe birini bulduğunda (gördüğünde) o kişinin adını yüksek sesle söyler ve o kişi ebelenmiş olur.

Eğer ebe bir kişi görüp de onun adını yanlış telaffuz ederse diğer oyuncular saklandığı yerden çıkar ve “Çanak çömlek patladı!” diye bağırırlar. El iptal edilir ve ebe olan kişi yeniden ebe olur. [3]

Sarı Kırmızı

Bu oyun kız çocukları arasında oynanan bir oyundur. Bu oyunu oynamak için bir ip yeterlidir. İki kişi ipi ayaklarına geçirir. Diğer çocuklar da arka arkaya sıralanıp oyunu oynamaya başlarlar. İpin üstünden “Sarı Kırmızı Kupa Kupa Yıldızı” diyerek atlanır. Bütün çocuklar atladıktan sonra ip bir kademe daha yükseltilir. Böylece oyun giderek zorlaşır. Eğer ipe takılan ya da atlayamayan olursa ipin içindekilerden biriyle yer değiştirir. Oyun böyle devam eder.[1]

Seksek

Seksek, tek başına ya da grup hâlinde oynanabilecek bir denge ve yetenek oyunudur. Oyun için yaklaşık bir A4 büyüklüğünde düz bir taş ve yere çizgi çizmek için tebeşir gerekir. Oyuncular seksek şemasını sert bir yüzeye (asfalt, kaldırım taşı vs.) çizdikten sonra 1' den 8e kadar sırasıyla sayıları. Yazarlar sonra taşlarını kutucukların içine atmaya çalışırlar. Eğer taş bir çizginin üzerinde durursa veya hedeflenen kutunun dışına çıkarsa sıra diğer oyuncuya geçer. Taş kutucuğun içine girdiği zaman o kutuya kadar tek ayak üzerinde sekilerek bölümler geçilir. Sekerek ilerleyen oyuncu çizgilere basarsa sıra yine diğer oyuncuya geçer. Oyunun daha zor varyantlarında seken oyuncu taşı yerdeki ayağıyla iterek sıradaki kutucuğa sokmaya çalışır.[3]

Sıcak-Soğuk

Sıcak-soğuk oyununda bir nesne belirlenir. Ebe seçiminden sonra belirlenen nesne bir yere saklanır. Ebe nesneye yaklaşırsa, çocuklar hep bir ağızdan “sıcak”, uzaklaşırsa da “soğuk” derler. Bu oyun, cismin yerini belirtmek için el çırparak da oynanır. Ebe saklanan cisme yaklaştıkça el çırpma kuvvetlenir, uzaklaştıkça yavaşlar. Ebe nesneyi bulunca yeni ebe seçilir.[3]

Sıçratan Top

En az 4 kişi ile oynanan bu oyunda ipin ucuna bağlı bir top vardır, bu topu savuracak kişiyi seçmek için oyuncular aralarında tekerleme söyleyerek eleme yaparlar. Ebe seçilir. Ebe oyuncuların ayak altlarına doğru topu sallayarak oyunculardan birini ebelemeyi çalışırlar.[1]

Simit

Erkekler tarafından oynanan bir oyundur. Bir kişi daire çizer ve çizili dairenin içine girer. Diğer arkadaşları da daireden bir kaç metre uzakta bekler. Çizili dairenin içerisindeki kişi hiç sesini kesmeden “simit” diye bağırarak arkadaşlarından birini yakalamaya çalışır. Eğer ebenin sesi kesilir ise tekrar çizili dairenin içine girerek ebe olur. Bir arkadaşını yakalar ise yakalanan arkadaşı ebe olur.[11]

Sözcük Bulma

Sözcük bulma, çocuklar ile yetişkinlerin birlikte oynayabildiği bir oyundur. İki takım arasında oynanır. Hakem tarafından kendisine bir sözcük verilen oyuncu, sözcüğü kendi takımına pantomimle anlatmaya çalışır. Konuşmak kesinlikle yasaktır. Takım, belirlenen sürede sözcüğü doğru olarak bilirse 1 puan kazanır.

“Keçiboynuzu” gibi bileşik sözcükler bölünerek anlatılabilir. Oyunda sinema, müzik gibi temalar belirlenebilir.[3]

Solo Test

Solo Test, kendi kendine oynanır, 32 piyonu merkezdeki deliği boş bırakmak üzere tüm deliklere yerleştirilir. Boş deliğin çevresindeki dört piyonun herhangi birinin hemen arkasındaki piyonu önündeki piyonun üzerinden atlayarak deliğe yerleştirilerek hamle yapılır ve üzerinden atlanan piyon alınır. Oyun süresince bu işleme devam edilir. Oynamak istediğiniz piyonu ileri geri, sağa ve sola hareket ettirilebilir ancak, çapraz hareket ettirilemez. Bir piyonun, önündeki veya yanındaki piyon üzerinden atlatılacak ve ardındaki boş deliğe yerleştirilecek durum yoksa oyun sona erer.

Oyunun amacı, artık hiçbir piyon hareket edemeyecek yani birbirinin üzerinden atlayamayacak duruma geldiğinde en az sayıda piyonu yerde bırakmaktır. En iyi sonuç ise yerde sadece bir piyonun kalmasıdır. Bu taktikle başarılabilir.[14]

“Şarkılı” Yerden Yüksek

Bu oyun aynı yerden yüksek oyunu gibidir. Ancak bu oyunda ebe alfabeden bir harf söyler(Ğ hariç).Oyuncular ebenin söylediği harf ile başlayan bir şarkı söyleyerek karşıya geçmelidir. Ebe diğer oyuncuları şarkı söylerken ebeleyemez ama şarkı bulamayan ve söyleyemeyen kişiler karşıya kaçabilir ve ebe onları ebeleyebilir. Karşıda tek bir kişi varsa ebe çok az bekler ve 10’dan geriye sayar. Ebe saymayı bitirdiği zaman karşıda tek kalan kişi ebe olur. Bu oyunda kurtarma da vardır. Kurtarma şöyle olur:Söylenen harfle bir şarkı bilen kişi karşıdan bir kişiyi kendi şarkısıyla karşıya geçirir. Oyun böyle devam eder. [3]

Tatma Oyunu

Bu oyunda, yarım düzine kadar bardak değişik içeceklerle doldurulur. Oyuncuların gözleri bağlanır ve yalnızca tadına bakarak bardaklardaki içeceklerin ne olduğunu anlamaları istenir.[3]

Teyzem Çarşıya Gitti

Teyzem çarşıya gitti oyunu grup halinde oynanır. İlk oyuncu “Teyzem çarşıya gitti ve... ([örneğin] “a” harfi ile başlayan bir nesne) aldı” der. İkinci oyuncu bu cümleyi tekrarlayıp, “a” harfi ile başlayan yeni bir nesnenin adını söyler. Oyuncuların “Teyzem çarşıya gitti ve bir ananas, bir atkı, bir ayakkabı, bir anahtar (...) aldı” şeklinde önceden söylenen nesneleri anımsaması ve her seferinde yeni bir nesne adı ilave etmesi gerekir. Sözcük bulamayan, söylenen nesneleri unutan ya da çok bekleyen oyuncu o eli kaybeder ve bir sonraki oyuna kadar bekler.[3]

Tımbıl ya da Hımbıl

Tımbıl oyununda oyuncular çember şeklinde otururlar. Oyuncu sayısı kadar nesneler belirlenir. Nesneler; meyve, sebze, şehir, hayvan ve marka ismi olabilir. Bu nesnelerden oyuncu sayısı kadar bir kağıda yazılır ve oyuna başlanır. Tüm kağıtlar katlanıp yere bırakılır ve her oyuncu eşit sayıda kağıt alır. Oyuncular yanındaki oyuncuya bir kağıt vererek oyun saat yönünde ilerler. Oyunda amaç aynı nesnelerin yazdığı tüm kağıtları toplamaktır. Aynı nesneleri toplayan oyuncu oyuncuların ortasına elini yere vurarak “Tımbıl” der. Diğer oyuncular da hımbıl yapan oyuncunun elinin üzerine hızlı bir şekilde hımbıl yapar. Hımbıl yapma sırasına göre puan kazanılır. Oyun bu şekilde devam eder. Oyun sonunda en çok puan toplayan oyuncu oyunu kazanır. [3]

Tombala

Genellikle bezden yapılan bir torbaya 1’den 90’a kadar sayıların yazılı olduğu taşlar ya da küçük ve eşit büyüklükteki kâğıt parçaları konur. Ayrıca bu rakamların rastgele yazılı olduğu 24 ya da 30 dikdörtgen biçimli kart oynayanlara 1 ya da daha fazla sayıda dağıtılır. Bu kartlardaki sayılar genellikle üç satırdan oluşur. Oyunda bir kişi tombala torbasını alır ve sırayla sayı çekmeye başlar. Bu kişi de karta sahip olabilir ve numaraları kendi kartından takip eder. Torbadan çekilen her sayı yüksek sesle okunur ve eğer kartında bu numaraya sahip olan varsa numaranın üzeri küçük ve boş kâğıt parçasıyla kapatılır. Torbadan çıkan hiçbir sayı karttakiyle uyuşmayabilir, bu durumda oyuncu kazanamaz, ancak tombala bitinceye kadar oyuna devam eder. Bir kart üzerindeki bir satır tamamen kapatılırsa buna “birinci çinko” denir ve kişi isterse bunu yüksek sesle duyurur. İkinci sıra dolduğunda “ikinci çinko”, kâğıdın tamamındaki numaralar kapatılırsa “tombala” diye bağırılır. Tombala diyen ilk kişinin kartı kontrol edilir ve varsa ödül verilir. Aynı anda tombala yapan kişiler ödülü paylaşır.[15]

Tren Yürütmeç

Oyunun diğer adı da “Baca tüttürmece”dir. En az 2 kişi ile oynanan bir oyundur. Her oyuncu için bir kağıt kalem gerekir. Bir kağıdın üzerine 1’den 9’a kadar rakamlar aralıklarla yazılır. Oyuna ilk başlayan, elindeki kalemle kağıdının alt kısımlarına bir rakam yazar ve diğer oyuncu, kalemin hareketlerinden kağıda kaç yazdığını bulmaya çalışır. Bilirse oyun sırası kendisine geçer. Bilemezse rakamı yazan oyuncu, üsteki rakamlardan o rakamı kutu içine almak için bir çizgi çeker. 4 Çizgi de tamamlandığında o kutuyu bir vagon resmi yapar. Bütün rakamları vagon şeklinde getiren ilk oyuncu, oyunu kazanır.

Tıp

Tıp oyununda ebe ya da hakem “tıp” der ve herkes susar. Kımıldamak serbesttir ancak konuşan ya da sesli gülen kişi oyundan çıkar. Sona kalan kişi kazanır. Bazı versiyonlarında ebe diğer oyuncuları komik yüz ifadeleri ya da şakalarla güldürmeye çalışır.[3]

Tilki Tilki Saat Kaç?

Bunun için bir kişi tilki olur ve tilki olan kişinin arkası gruba dönük bir şekilde duvarın önüne geçer.Diğer çocuklar hep birlikte duvardan uzak bir yerde yan yana sıra olur. Sayışarak çocuklar arasından bir tilki seçilir. Daha sonra tüm grup hep birlikte tilkiye saatin kaç olduğunu sorar. Tilki saatin kaç olduğunu söylerse o kadar tilkiye doğru adım atılır. Adım atarken adımlar da yüksek sesle sayılır. Tilkinin yanına gelindiğinde yavaşça tilkinin arkasına dokunulur ve kaçılır. Tilki kaçanlardan birini yakalamaya çalışır ve yakalanan kişi de bir sonraki sefer tilki olur.[10]

Top Yetiştirme

Oyuncular eşit iki gruba ayrılır. Gruplar arka arkaya sıraya dizilir ve herkes bacaklarını omuz genişliğinden biraz fazla açarak bekler. Grupların başındaki oyunculara birer tane top verilir. Başla işaretiyle öndeki oyuncular topu bacak arasından arkadaki oyuncuya verirler. Bu şekilde top yere düşmeden en arkadaki oyuncuya ulaştırılır.

En arkadaki oyuncu elinde topla koşarak sıranın başına geçer ve topu bacak arasından ikinci oyuncuya verir. Oyun bu şekilde ilk oyunculardan biri tekrar başa gelene kadar devam eder. İlk bitiren grup kazanır.[3]

Topaç

Topaç oyunu tek başına oynanılabileceği gibi birkaç oyuncu arasında yarışma şeklinde de oynanabilir. Oyuncu adedi kadar topaç ile genişçe, sert ve düz bir yüzey gerekir. Oyuncular aynı anda topaçlarını döndürürler. Topacı en uzun süre dönen oyuncu kazanır.

Oyuncular önceden topaçların çarpışması durumunda ne olacağını kararlaştırmalıdırlar. Genellikle ayakta kalan topaç yarışmaya devam eder.[3]

Topal Karga

Bu oyunumuz, en az 5 kişiyle oynanır. İlk önce ebe seçimi yapılır ve ebe seçildikten sonra ortaya bir daire çizilir. Ebe olan arkadaşımız sadece bu dairenin içinde iki ayakla basabilir. Dairenin dışına çıktığı zaman tek ayak üzerinde diğer arkadaşlarını yakalamaya çalışır.[1]

Topal Tavuk

Bu oyunda ebe topal tavuk olur. Ebe, tek ayaküstünde zıplayarak diğer oyuncuları yakalamaya çalışır. Ebenin yorulunca dinlenebileceği bir yeri vardır. Ebe dinlenince kaleden tekrar çıkar ve oyuncuları yakalamaya çalışır. Kimi yakalarsa ebe bu defa o olur. Kaçan arkadaşlar da bu sırada ebeye vurarak onu kızdırmaya çalışır.[1]

Tribom

En az dört kişiyle oynanır. Önce sayışarak ebe belirlenir. Ebe gözlerini kapatarak oyunculara sırtını dönerek saymaya başlar. Diğer oyuncularda ebeye yaklaşmaya çalışır. Ebe oyunculara döndüğü anda tüm oyuncular hareket etmeden beklerler, eğer hareket eden olursa ebe olur. Ebe tekrar saymaya başladığında oyuncular ebenin sırtına vurarak kaçmaya alışır eğer ebe herhangi bir oyuncuya dokunursa o arkadaşımız ebe olur ve oyun böylece sürer.[1]

Tuz Buz

Bu oyun sıralı ya da daire şeklinde oturarak oynanır. Tempolu bir şekilde eller iki defa bacaklara vurulur. İki defa el çırpılır ve iki defa parmaklar şıklatılır. Bu sırada Tuz Buz denir. Sıradaki oyuncu ise kelimelerin yerini değiştirerek tuz buzsa buz tuz, buz tuzsa tuz buz der. Şaşıran olursa ceza olarak bir hayvanı taklit eder.[1]

Uçak

Bir ebeleme oyunudur, 7 kişi ile oynanır. Ebe diğer çocukları yakalamaya çalışır. Yakalanan çocuklar uçak gibi kollarını açarak dururlar. Duran oyuncu ebe tarafından yakalanmamış bir oyuncunun bacaklarının altından geçmesi ile çözülebilir. Oyun ebenin herkesi yakalaması ile biter.

Uzun Eşşek

Oyuncular iki gruba ayrıldıktan sonra hangi grubun yatacağına, hangi grubun atlayacağına karar verilir.Yatacak takım yastığın önüne dizilir.İlk baştaki oyuncu eğilerek kafasını yastığa dayar ve arkasındakiler de bir öncekinin bacaklarından tutarak eğilir ve kafalarını öndeki oyuncunun kaba etine dayar veya bacak arasına koyar.Atlayan oyuncular eşeğin üzerine bindikten sonra yıkmak amacıyla sürtünemez, ayaklarını dolayamaz.Eşek çökerse atlayan grup tekrar atlar, atlayanlardan birinin herhangi birinin vücudu yerle temas ederse yatan grup atlama hakkı kazanır.Eğer tüm grup elemanları başarılı bir şekilde eşeğe binerse, atlayanların en önündeki kişi "tek mi çift mi" deyip parmaklarıyla 1 veya 2 gösterir ve eşeğin en arkadaki oyuncusu tahmin eder.Bilirse atlama hakkı el değiştirir.Kızlı erkekli oyunlarda genellikle erkekler eşeği oluşturur.[11]

Üçgen

Oyun genellikle 5-6 kişiyle oynanır ancak oyuncu sayısının yetersiz olması durumunda daha az kişiyle de oynanabilir. Oyun için uzunca, esnek bir ip gerekir. İpin iki ucu birbirine düğüm atılarak bağlanır ve ipten geniş bir halka elde edilmiş olur. Üç kişi ipten halkanın iç kısmına girerek ipi bacakları ile gerer. Üçgenin her köşesinde bir kişi bulunur.

1. olan kişi ipin üstüne düz olarak atlar. 2. ve 3. kişi aynını yapar ve 1. Kişi ipe bastıktan sonra yana döner 2 ve 3. kişi de yapar ve herkes kenarlarda kendi kenarına gelene kadar döner ve 1. Kişi kendi kenarına gelince atlayarak arkasına döner. Herkes bunu yapar ve bir daha dönüldükten sonra 1. Kişi 3 kez düz sonra da çapraz olarak geriye atlar ya da çapraz atlama yapmazsa 6 defa geriye atlar diğerleri de bunu yapar. 6 defa atladıktan sonra ipin içine girilir ve dışarı çıkılır.

2. bölümde ip diz kapağının arkasına konulur. Burada çatapat olduğu için zıplama yapılmaz bir ayak ipe basılır ve sonra öbür ayak yanına koyulur.

3. bölüme “leylek” adı verilir. Bu bölümde ipten dönerken atlama hareketi yapılmaz ipin ortasına oturulur ve sağ ayak sol tarafa sol ayak sağ tarafa atılır ve arkaya dönülür.

4. bölümde ip koltuk altına 3. Bölümde bel hizasına 5. Bölümde ise boyun hizasında tutulur. 5. Bölümden sonra tekrar birlerden başlanır ama bu sefer ters atlanır yani Ters-birler yapılır. [3]

Üçgen Peynir Dilimleri

2 kişilik bir oyundur. Kalem, kağıt gereklidir. İlk önce kağıdın üstüne noktalar konulur, sonra iki oyuncu noktaları karşılıklı olarak üçgen yapacak şekilde birleştirir. En fazla üçgeni yapan kazanır. Bunu anlamak için üçgen yapıldıkça içine isimin baş harfi yerleştirilir.[1]

Ünlüler

“Ünlüler Oyunu”nda, oyunu yöneten bir harf söyler. Amaç, o harfle başlayan bilim adamı, devlet adamı, sanatçı, sporcu gibi ünlü kişilerin adlarını sıralamaktır. Örneğin “A” ile başlayan Atatürk, Aristo, Andersen, Arşimed gibi. En çok ad yazan oyunu kazanır.[3]

Üşüdüm

Oyun iki kişiyle oynanır. Kızlar el ele tutuşarak iki sıra oluşturur. İki grup karşı karşıya sıralanır. Sırayla karşılıklı şarkı söylerler:

1. Grup: Üşüdüm üşüdüm a benim canım üşüdüm
2. Grup: Kürkünü giy kürkünü giy a benim canım kürkünü giy
1. Grup: Kürküm yok kürküm yok a benim canım kürküm yok
2. Grup: Alsan ya alsan ya a benim alsan ya
1. Grup: Param yok param yok a benim canım param yok
2. Grup: Çalansa ya çalsan ya a benim canım çalsan ya
1. Grup: Asarlar basarlar en güzelini seçerler

söyleyen taraf diğer tarafa doğru ilerler son söyleyen grup diğer gruptan birini asılıp almaya çalışırlar. Alabilirlerse alınan kişi diğer gruba geçer. Alınamadığı zaman oyun diğer gruba geçer. Sonuçta hangi taraf çok oyuncu almışsa o taraf kazanmış olur.

XOX

“XOX”, kâğıt kalemle oynanan en basit oyunlardan biridir. İki oyuncuyla oynanır. Kâğıda karşılıklı dört çizgi çizilir ve ilk oyuncu karelerden birine bir “çarpı”, öbürü ise başka bir kareye bir “sıfır” koyar. Oyun böylece sürer ve oyuncular dikey, yatay ya da çapraz sırada üç çarpı ya da üç sıfır elde etmeye çalışırlar.[3]

Vızzz

En az 4-5 kişiyle oynanır. Malzeme gerekli değildir.

Kim vurdu olarak da bilinen bu tahmin oyunu birçok ülkede benzer kurallarla oynanır. Adını oyuncuların ebeyi şaşırtmak için çıkardıkları seslerden alır. Önce bir ebe seçilir. Oyuncular ebenin 1-2 m gerisinde dizilirler. Ebe bir eliyle gözlerini kapatır. Ebe, gözlerini örneğin sol eliyle kapatıyorsa, sol elini de sol kolunun altından geçirir ve avucu yukarı gelecek şekilde tutar.

Sıradaki oyunculardan biri sessizce ebeye yaklaşır. Ebenin eline vurur ve hemen geriye döner. Bu sırada diğer oyuncular ebeyi şaşırtmak için hep bir ağızdan “vızzz, vızzzz, vızzzz” diye bağırırlar. Ebe oyunculara döner ve eline kimin vurduğunu tahmin etmeye çalışır. Tahmini doğruysa vuran oyuncu yeni ebe olur. Ebe kimin vurduğunu bilemezse ebe olarak kalır ve oyun devam eder.

Oyunu farklı türlerinde oyuncular ebenin eline vurmak yerine giysisini çeker ya da sırtına vururlar. Macaristan’da oynanan Dobi Dobi’de oyuncular hep bir ağızdan şarkı söylerken oyunculardan biri ebenin sırtında parmaklarıyla tempo tutar. Ebe bu oyuncunun kim olduğunu tahmin etmeye çalışır.

Yağ Satarım Bal Satarım

Yağ satarım bal satarım oyununda önce bir ebe belirlenir. Oyuncular yüzleri birbirine dönük, daire oluşturacak biçimde yere otururlar. Ebe bir mendilin ucunu düğümleyerek eline alır. Bunu arkasında saklayarak oturan grubun çevresinde -genellikle sekerek- dolaşmaya başlar. Bu sırada da oyuna adını veren şarkıyı söyler:

“Yağ satarım, bal satarım
Ustam hasta/ölmüş ben satarım
Ustamın kürkü sarıdır
Satsam 15 liradır
Zambak zumbak
Dön arkana iyi bak!”

Oturanların etrafında (çemberin dışında) dolaşırken, mendili gizlice oyunculardan birinin arkasına (yere) bırakır. Arkasına mendil bırakılan oyuncu, bunun farkına vardığı anda mendili alarak ebeyi kovalamaya başlar. Ebe, yakalanmadan kalkan oyuncunun yerine oturursa, mendil kendisinde kalan oyuncu yeni ebe olur; yakalanırsa ebelik yapmaya devam eder.[3]

Yakar Top

Yakar top veya yakan top, oyunu sayıları eşit iki grup ile oynanır (en az dört kişi iki kişi bir gruba iki kişi de bir gruba). Sonra ikiye bölünen bir uzunluğu kapsayan iki çizgi çizilir bu çizgiler eşit aralıkta olmak üzere ortadan bir çizgi ile ayrılır. İlk önce yazı tura atılarak topun hangi gruptan başlayacağı seçilir. Sonra herkes istediği sahaya geçer (tabi herkes kendi grubunun sahasına geçer). Her grubun bir kalecisi olur. Kaleciler orta çizginin ayırdığı iki çizgiden birine geçer ama grubunu vurmamak için grubunun olmadığı tarafa geçer. Bu oyunda en önemlisi kimse can veremez vurulan kaleye geçer topu havadan kapan can tutmuş olmaz yere değdikten sonra top size değerse vurulmuş sayılmazsınız vurulduğunuzda herhangi bir kişi yere değmeden o topu kaparsa vurulmuş olmazsınız ve kaleciniz topu size yollarken topu tuttuktan sonra yere düşürmüş veya bir yerinize değip topun yere düşmesi sizin oyundan çıkmanızı sağlamaz çünkü kendi kaleciniz. Ve bazı oyunların kuralları farklı oyuna başlarken kurallara belirlemelisiniz sonra kurallar hiç değişmez. pas tutmak için topun üstten yani yukarıdan gelmesi gerekir.[3]

Yattı Kalktı

En az 6 kişi ile oynanan bu oyunda 1 cezacı vardır. Çocukların hepsi birer birer bir meyve ismi alırlar ve bunu birbirlerine söylerler. Dairede bağdaş kuran çocuklar diğer meyva isimli arkadaşının ismini söylerken yatıp kalkarlar bu şekilde hızlı olarak gelişen oyun ismi şaşıranın yanağının cezacı tarafından boyayla boyanması duraklar, sonunda en az boyanmış oyunu kazanır.[1]

Yerden Yüksek

Bu oyun koşma ve kovalamaca içerdiğinden oldukça hareketlidir. Önce oyun için bir ebe seçilir. Ebe kendiyle aynı yükseklikte olanları ebelemeye çalışır. Kendinden yüksekte olanları ise ebeleyemez. Oyuncular sürekli yer değiştirip ebelenmeden yerden yüksek bir yere kaçmaya çalışırlar. Eğer ebe, oyunculardan birini yakalarsa, yeni ebe yakalanan oyuncu olur. Bu oyun, oyun parkı gibi farklı zemin yükseklikleri olan alanlarda rahatlıkla oynanabilir.[2]

Zanbur Zumbur Dayı

Uzun Eşşek oyunun farklı bir modelidir. Yastık konumunda oturan zanbur zumbur dayı üstüne atlanan çocuk için bir meslek seçer ve o meslek için gerekli olan bir alet/edevat seçer. O meslek için ne lazımsa çocukların tekerleme ile söylemesini bekler. Seçtiği kelimeyi söyleyen çocuk yanar ve oyundan çıkarılır.[1]

Oyunlarda Verilen Cezalar

Bazı oyunların sonunda, gülmek ve eğlenmek amacıyla oyunu kaybeden kişilere cezalar verilir. Cezalar genellikle zor veya cezalıyı komik duruma düşüren eylemler içerir: takla atmak, şarkı söylemek, alfabeyi tersten okumak, dört ayak üstünde emeklemek, sekerek bir yere gitmek gibi. Yaş grubu büyüdükçe cezalar da zorlaşabilir.[3]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] https://gelenekselcocukoyunlari.com/oyun.aspx?id=15&idkat=3
[2] https://www.cocukludunya.com/blog/geleneksel-cocuk-oyunlari/
[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Çocuk_oyunları
[4] www.yakar.top/alkuc-balkuc-oyunu-nasil-oynanir
[5] https://yerelkultur.org/celik-comak-oyunu/
[6] https://www.neoldu.com/eski-cocuk-oyunlari-33975h.htm
[7] https://tr.wikipedia.org/wiki/Türk_daması
[8] https://tr.wikipedia.org/wiki/Dogruluk_mu,_cesaret_mi
[9] https://www.acevokuloncesi.org/oyun-drama-performans-etkinlikleri/oyun-uygulama-ornekleri/don-ates/
[10] https://sonleventliseliler.wordpress.com/mazideki-yillar/neler-oynadik/grupca-oynadigimiz-oyunlar/
[11] https://esensehir.meb.k12.tr/tema/icerik.php?KATEGORINO=1991095
[12] "Hula Hoop." Encyclopĉdia Britannica Ultimate Reference Suite. Chicago: Encyclopĉdia Britannica, 2011.
[13] https://www.mynet.com/kizma-birader-nasil-oynanir-kurallari-nedir-190101216360
[14] https://www.okulstore.com/ahsap-solo-test
[15] https://www.milliyet.com.tr/tombala-nedir-tombala-nasil-oynanir--molatik-18000/






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 54253634 ziyaretçi (138286083 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)