Akrebin Yolculugu IV
 

Akrebin Yolculuğu

Akhenaton

Bölüm 4: Mucize ve Din Algımız

Merhaba benimle akrebin yolculuğunu sürdüren Sevgili Dostum. Öncelikle bloguma yeniden hoşgeldin. Seni Allah’ın selamı ile selamlarım...

Sevgili Dostum, belki birçok dostumun sorduğu gibi sen de bana şu soruyu soruyorsun:

“Neden Akhenaton? Neden konusu başka bir site değil de, içinde bedensiz yaratıklardan, cinlerden, astral seyahatten, lüsid deneyimlerden, paranormal olaylardan ya da karabasanlardan bahseden bir site? Sendeki bu merak, bu ilgi nerden geliyor?”

Sevgili Dostum. Sana yazdığım bu mektupta işte bu soruya bir yanıt vermek istiyorum: Neden bu site?...

Bilmiyorum, çocukluğunu hatırlıyor musun? Ben hatırlıyorum. Uyanıkken ve evde kimsenin olmadığında bana adımla hitap eden duyduğum o sesleri hatırlıyorum. Bedensiz varlıklarla ilgili gördüğüm rüyaları ya da uykuyla uyanıklık arasında yaşadığım beni ürküten görüm ve deneyimleri hatırlıyorum.

Çocukluğumda yaşadığım karabasanları, bir gece ailem damda yatarken ve alt katta yatarken korkudan yorganı üzerime çekişimi ve yüzü kristal gibi yüzlerce yontulmuş köşesi olan ürpertici bir varlığın yorganımı kaldırıp yüzüme bakışını ve o yüzün ve tasvirinin 35-40 yıl sonra bile aklımdan çıkmayışımı hatırlıyorum.

Bir gece lavaboya gidişimi, giderken içimde büyüyen “bir şeyler olacak, bir şeyler olacak” diye büyüyen endişemi ve o anda siyah bir kedinin üstüme atlayışını ve benim korkudan bağırıp ailemin bütün fertlerini uyandırdığımı, şimdi rahmetli olan büyük annemin o gün “Korkmuş bu çocuk, su getirin çabuk su getirin.” deyişini ve hiçbir hayvana dokunamama fobimin o gün başladığını hatırlıyorum.

Bir söz vardır bilirsin, o yaştaki tüm çocuklar henüz masumdur ve günahla tanışmamış, kalp gözleri açıktır. Şu an bizim göremediğimiz şeyleri onlar görürler. Hani hepiniz rastlamış ya da duymuşsunuzdur. Bebekler, çoğu zaman uyurken onları gülümseten şeyler görür rüyalarında. Büyüklerimiz derdi ki o zaman, “Onları melekler güldürüyor.” Ya da tam tersi, uyurken ansızın korkarlar ve gecenin bir yarısında ağlamaya başlarlar.

Belki aranızda benim gibi “aura” görme ve değiştirme çalışmaları yapanlar vardır, onlar bu olaya daha yakından şahittir. Bebekler, aura renklerinizi çabuk fark eder. Bulunduğunuz auranın rengine göre size tepki verirler. Yani sizi sevimli ve cana yakın bulur ya da sizden korkarak ağlamaya başlarlar.

Vereceğimiz bir başka örnek ise gece zikirlerine devam eden kardeşlerime, özellikle de “el Azim” esmaül hüsnasını bolca zikreden kardeşlerime çok tanıdık gelecektir. Rabbimiz, biz kullarına bazen lütfettiği hediyeler vardır. Bunlardan birisi de “azamet“tir. Bazı müminlerin bakışlarında görebileceğimiz bu “hal”, bizi saygıyla karışık korkutur, bu lütfun verilmiş olduğu insanın gözlerine doğrudan bakamayız. Ya da namazlarını (özellikle gece namazlarını) tam bir huşu ve Allah korkusu içinde kılanların yüzlerinde gördüğümüz secde nuru... Hikmetler, kaynağı metafizik olan anlık kalbinize doğan pırıltılar, öğrenmesiz bir rüya tabir edebilme becerisi, kişiye rüyasında bahşedilen dualar ve daha birçok ikram...

Paragraf Arası: Bu lütuflar, belki müminlerin diğer müminleri ayırt etmesi için verilmiştir, belki de Rabbimiz tarafından sunulan bu ikramlarla bu kul böbürlenecek mi yoksa Hz. Süleyman gibi tevazu içinde Rabbini mi yüceltecek. Hikmetini yalnızca Rabbimiz bilir. Ama bu lütufları kendi marifeti ya da başarısı zannedip Rabbinin kendisine sundukları ile böbürlenenler ve övülmekten hoşlanmayı alışkanlıklar haline getirenler için bu rızıklar, o kişinin “Sırat-ı Müstakim” üzere olması yolunda bir sürçme taşı da olmuş, kendilerine verilen tüm nimetlerin, bir sabah uyandıklarında ansızın kaybettiklerine şahit olmuşlardır. Ve parantezi kapatalım...

Çocukluğumuzda yaşadığımız deneyimler konusuna geri dönelim... Bu konu hakkında çok düşünmüşümdür. Çocukken yaşadığımız bu deneyimlerin ve zamanla büyürken bu olayları daha az yaşamamızın sebebini. Belki çocukken yaydığımız ve gençliğimizde kaybolan TETA dalgaları yüzünden. Belki zamanla içtiğimiz klorlu suların “epifiz bezi“mizi körleştirmesi yüzünden. Belki gerçekten de zamanla günahla tanışmamız, kötü düşüncelerimiz ve masumiyetimizi kaybedişimiz yüzünden. Aklımda sıraladığım birçok ihtimal var, ama verebildiğim kesin bir yanıt ne yazık ki yok.

Üniversite yıllarım Kahraman Maraş’ta geçti. Üniversite çıkışı, minibüsle şehir merkezine döner, ders fotokopilerini ve kitapları eve bırakır ve Kahraman Maraş’ın kitapçılarını gezerdim. Birgün bir kitapçıda kitapları karıştırırken “Yıldızname” adlı bir kitap çıktı karşıma. Üniversitede Osmanlıca ve Arapça dersleri de görüyorduk. Bu yüzden ebced hesabı gibi konular hemen ilgimi çekmişti. Diğer kitabevlerini de gezip bu alanda yazılmış kitapları soruşturup satın aldım.

Maraş’ta sosyal aktivite hemen hemen hiç yok denecek kadar azdı. Adına “Mecburiyet Caddesi” dediğimiz tek bir caddesi vardı. Bir de Kuğulu Park’ta oturup çay içme zevki. Dini anlamda ise tam bir boşluktaydım. (Bunun nedeninden bir önceki bölüm’de bahsetmiştim.) Gazetede gördüğüm bir ilanla İncil mektuplaşma kurslarına katılmıştım.

Yine o yıllarda bol bol konsantrasyon alıştırmaları yapıyordum. Sadece ders fotokopilerini ve makaleleri daha hızlı okuyabilmek, daha fazla süre aklımda tutabilmek için. Öyle ki Adana’da yaz tatillerinde hava sıcak olduğu için damda yatardık ve ben, uyuyana kadar gözümü kırpmadan gökteki yıldızlara odaklanır, düşüncelerimi odaklamaya çalışırdım. İşte yine yıldızları seyrederek konsantrasyon alıştırması yaptığım bir gece yaşadığım lüsidik bir deneyim (ya da bir astral seyahat), hayatımda önemli bir dönüm noktası oldu.

Yaşadığım bu deneyimi daha önce “Rüya Günlüğüm’den” başlıklı sayfamda ayrıntılı olarak anlatmıştım. Bu yüzden sadece alıntılamakla yetineceğim:

Yine defterimden 1998’e ait bir rüya. O zamanlarda da konsantrasyon alıştırması yapardım uyumadan önce. Yaz olduğu için damda yatardık. Gözlerimi yıldızlara dikip, yıldız kaymalarını ve o an gökyüzünden geçen garip ışıkları yakalamaya çalışırdım. Uyumadan önce, sanki bir sudan kurtulma, ya da vakum gibi bir ses duyuyorum o an. Karşımda binlerce görüntü, tam uyuyor değil. Dağlardan, denizlerden aşıyorum. Uykuda olmadığımın bilincindeyim; gözlerimi açar açmaz o görüntüleri kaybedeceğimi düşünerek açmıyorum. Sonra, eski Yeruşalim’de buluyorum kendimi. Yani tarih olarak o çağda yaşıyorum gibi. Ben, sanki sara krizine yakalanmış gibi titriyorum. Yardım istiyorum çevremdeki insanlardan; ama onlar, bana bakıp aldırışsızca çekip gidiyorlar yollarına. Sonra gökyüzünden bir kapı açılıyor; sürgülü, iki kanatlı bir kapı. Kapının iki yüzünde de farklı farklı iki işaret var. Biri, güneşi andırıyor. Hıristiyanların peygamberi, İsa Mesih geliyor yanıma. Omzuma dokunup, “Kalk oğlum, günahların affedildi.” diyor. Sonra bana Yeruşalim’i gezdirmeye başlıyor. (Kudüs’ü.) Sadece bedenini görebiliyorum beraber yürürken. Ya da sadece ayaklarını. Yüzüne bakmıyorum hiç. Sonra bir kapıdan içeri giriyorum. Ardımı döndüğümde o yok. Etraf, zifirî karanlık. Bir yoldan geçiyorum; ama çok farklı bir yol olduğunu hissediyorum. Çevresinde altın çarmıhlar var yolu aydınlatan. En ilginci ise, yolun düzenli taşlardan döşenmesi. Yolun dışında kalan taşlar, gri ya da renksiz. İçindeki, yani yolu oluşturan taşlarsa hepsi de rengarenk mozaiklerden oluşuyor. Yol bitiminde, ışık da bitiyor. Bir sürü yılan akrep gibi şeylerin üzerine basa basa karşıma çıkan basamaklardan ilerliyorum. Sonra iki kişi beni yakalıyor. Deccal’in hizmetkarları olduklarını hatırlıyorum sadece. Beni testereyle ikiye bölüyorlar; ama ben onun Tanrı’lığını asla kabul etmiyorum. Sonra görüntü değişiyor. Bu kez herkes bir yana doğru koşuyor. Mehdi geldi, Mehdi geldi diye çığlık atan atana. Gökyüzüne bakıyorum. Yıldızlar, bir araya gelmişler; bir insan yüzü oluşturmuşlar. Yıldız değil de yıldırım gibi tuhaf ışıklar da olabilir. O yüz, bana gülümsüyor. Sonraki görüntüleri hatırlamıyorum. Ama asıl ilginç olay ben uyanınca gerçekleşiyor. Yatağımın yanıbaşında, daha o yıllar 6-7 aylık yeğenim uyuyor. Onu seyrederken, birden göğe yükseliyor ve beni de gökyüzüne çekmeye başlıyor ağır ağır. Beni 1 metre yükselttikten sonra, yine damda yatan komşunun, korkulu sesini duyuyorum; “Aman Allah’ım! Tövbe tövbe.” diye. O ses’ten sonra, yavaşça yatağıma doğru geri iniyorum; ama zerre kadar korku yok ve gözlerim hala açık, hiçbir şey olmamış gibi yataktan kalkıp odama gidiyorum. Yani tek bildiğim şey, uykudan sonraki o olayı son ana kadar gözlerim açık izlemem...

Yaşadığım bu deneyim, o yıllarda “lüsidik deneyim” ya da “astral seyahat” gibi terimlere yabancı olduğum için gerçekten de akıl karıştırıcıydı. Bu olayı kendi içimde mucizevi bir deneyim olarak yorumlamış ve içinde bulunduğum inanç boşluğunun da etkisiyle ilahi bir davet olarak okumuştum. İncil okumalarıma devam ettim. Ama artık bu okumaları akıl süzgecinden geçirmiyordum ve yaşadığım deneyimin etkisi, Allah’ın bana verdiği bu akıl nimetini kullanmamı katı bir şekilde bastırıyordu.

O mektuplaşma kurslarına katılanlar varsa, bu derslerde izlenilen taktiği çok iyi bilirler. Size birdenbire “İsa tanrıdır.” ya da “Üçlü Birliğin üçüncüsüdür.” demek yerine bunu size alıştıra alıştıra söylüyorlardı. Örneğin önce sadece İsa’nın “Tanrı’nın oğlu” söyleyerek. Bu ilk tanım, akıl ve mantığa aykırı gelmiyordu. Şöyle diyordum kendi kendime:

“Bu bir mecaz ya da metafordan ibaret sadece. Müslümanlar da Hz. Muhammed için “Allah’ın Sevgilisi” tabirini kullanmıyor mu? Sadece bir yakınlıktan bahsediyorlar işte. Hem yaşadığın o deneyim? Bu mutlaka bir mucize olmalı. Sen, Tanrı’dan bir çağrı aldın ve İblis, senin bu çağrıdan mahrum bırakmaya ve aklını karıştırmaya çalışıyor.“

Sonunda mektuplaşma kursundaki gözetmenlerime İsa’ya iman ettiğimi yazdım. Ne güzeldi her şey başlangıçta. Ve sonraki derslerde önüme İsa’nın sadece “Tanrı’nın oğlu” olmadığı, aynı zamanda Tanrı olduğu bilgisi sunuldu! Yani ben artık bir imanlı olduktan sonra! Aklım, bana diyordu: “Hey, ne yapıyorsun sen? İnsan bir tanrı mı? Bu, din değil! Bu, gerçek değil! Bu, çarpıtma! Düşün! Aklet! Düşün! Sesimi dinle! Çarpık bir yola giriyorsun, dikkat et!” Bense ne yazık ki aklımın tüm bu uyarılarını görmezden geldim. Neden? Çünkü mucize sandığım bir deneyim yaşamıştım ve aklımın verdiği tüm bu tepkilerin “mistik bir romantizm ile” İblis’in benimle uğraşması olduğuna inanıyordum.

Aradan yıllar geçti. İmanlı olduğuna inandığım bir hayat sürüyordum. Birgün kiliseye yabancı bir Hıristiyan gurubu girdi. Kilisede dua isteyenleri özel bir odaya alıyorlar, belirli bir konuda dua isteyenlere karşılıklı elleri ile karşısındakinin ellerini hararetle sıkarak dua ediyorlardı. Sıra bana gelince ben de girdim. İngilizce bilmediğim için bir tercüman, bize aracılık ediyordu. Ona dua isteği olarak İncil’de geçen ruhsal armağanlardan birini Tanrı’nın bana vermesi için dua etmeleri konusunda ricada bulundum. Bunun nedenini sorduklarında ise bunun imanımın artması için olduğunu söyledim. Dedim ya, o dönemlerde yaşadığım mistik romantizm sadece. Ve dua ettiler de.

Odadan dışarı çıktığımda diğer arkadaşlarla sohbet etmeye başladık. O sırada yanıma yabancı bir Hıristiyan kadın yaklaştı ve bir tercüman aracılığıyla az önce kendisine benim hakkımda bir peygamberlik verildiğini ve bana ruhsal armağan olarak “iyileştirme armağanı” verildiğini söyledi. Aldığım bu haberle adeta sevinçten havalara uçmuştum. Çünkü az önce başkalarının bizi işitemeyeceği yani mahrem bir odada Tanrı’nın bana ruhsal bir armağan bahşetmesi için dua isteğinde bulunmuş ve dışarı çıktığımda da başka bir imanlı kadın, bana o anda ruhsal bir armağan olarak “iyileştirme armağanı” verildiğini söylemişti. Bu olay, benim yaşadığım ikinci mucizevi deneyim olmuştu. Bu olay, içimdeki Hıristiyanlık öğretisi ile ilgili tereddütleri büyük ölçüde gidermişti.

Sevgili Dostum... İslam’ı seçiş öykümü bir önceki yazımda sana zaten anlatmıştım. Neden Müslüman olduğumu. Diğer sebepleri ise ilerde başka bir yazımda anlatırım. Buraya kadar olayları senle paylaşmamın sebebi, insanın yaşadığı kimi deneyimleri mucize zannederek aklın ve mantığın kesin olarak reddettiği ve insanların oluşturduğu ilahi olmayan öğretileri kabul etmeleri ya da yine mucize sandığı bu deneyimler yüzünden nasıl din değiştirdiğine tanık olman için.

Bu alemde yalnız değiliz. İnsanın yaşadığı bu esrarengiz deneyimlerin tümünü anlayabilmiş ya da çözebilmiş de değiliz. Din, bir inanç işidir. Ama bu alemde bizim dışımızda, yani insanın, başka bir deyişle ademoğlunun dışında düşünen varlıkların da olduğu reddedilemez bir gerçek. Kimi zaman bu varlıklar, bizim yaşantımıza müdahale de edebiliyorlar. Çoğu zaman rüyalar, görümler ve telepati yoluyla. Bizi kendi sahip oldukları öğretilere çekmek ya da bizi hakikat algımızdan koparmak için.

Yeryüzünde bugün yaşayan binlerce din var ve bir o kadar da farklı öğretiler. Ve tüm bu öğretiler, biz insanlar için. Peki hiç soruyor musun, neden bu insanlar, “Aklın yolu birdir.” gerçeğine rağmen farklı farklı şeylere inanmaya devam ediyor ya da insan aklının yanlış bulduğu bir öğretiyi nasıl seçebiliyor? Çünkü hepimizin de hayatımızın bir döneminde yaşadığımız kimi lüsidik ya da paranormal deneyimleri “mucize” olarak tanımlamamız yüzünden. İşte yazımızın konusu bu: “FALSE MIRACLE”, yani “YANLIŞ MUCİZE“!

İşte benim bu siteyi açmamın sebebi bu: Bir zamanlar “ilahi bir mucize” olarak tanımladığım deneyimlerin aslını araştırmak ve tekrar yanlış bir seçim daha yapmamak!

Çoğu insan, lüsidik deneyimlerin rüyada kontrolü alıp denizin üstünde yürüyebilmek ya da havada uçabilmekten ibaret olduğunu düşünür. Oysa göründüğünden çok karmaşık ve çok daha geniş bir kavramdır. Lüsid rüya, aynı zamanda cinler aleminin boyutlarına uzanan bir eşiktir. Kendi alemimizde vesvese, sadece bir düşünce, dürtü ya da hislerden ibarettir. Rüya aleminde ise buna görüntüler, sahte anılar, hatta sahte ilahi görümler de eşlik eder. Bir peygamberle, bir evliya ile ya da meleklerle konuştuğunuzu zannedebilirsiniz. Dini inançlarınız yoksa bunun yerini size seçilmiş olduğunuzu söyleyip sizi aldatmaya çalışan farklı düşünen ve sizinle diyalog kuran formlar olduklarını da size söyleyebilirler. UFO’lar gibi, geçmişin filozofları ya da yeraltında yaşadıklarını öne süren kayıp ve gizemli medeniyetler gibi.

Her durumda ister bir düşünceye, ister bir vizyon ya da görüme ve isterse doğal olmayan bir anı hissine sahip olsun, vesvese vesvesedir. Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’de şeytanın Rabbine isyan ederken verdiği şu sözleri bize hatırlatır:

وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ

“Onları muhakkak saptıracağım ve onları boş kuruntulara ve hayallere kaptıracağım...” (Nisa 119)

ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَ كْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ

Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın. (Araf 17)

Sevgili Dostum! Şunu bil ki Şeytan, sana aldanıştan başka bir şey vaat etmez. (Nisa 120) Allah’tan sakınanlara Şeytan’dan bir bir vesvese eriştiğinde, o kul önce iyice düşünüp ve Allah’ı zikredip anar ve o vesvese, anında zail olup kaybolur. (Araf 201) O (yani Şeytan), insanın göğsüne vesvese verir. (Nas 5) O zaman sadece Rabbine yönel! Çünkü seni yaratan O’dur ve hem şeytanın hem de nefsinin sana ne vesveseler verdiklerini bilir. (Kaf 16)

Ne yaşarsan yaşa, hangi hayali görürsen gör, hangi karmaşık rüyanın ortasında uyanırsan uyan, sana olağanüstü ve sofistike gelen hangi lüsidik deneyimi yaşarsan yaşa, sana ne vaat edilirse edilsin, sana hangi keramet gibi görünen hangi ilüzyonlar sunulursa sunulsun, senin SEÇİLMİŞ OLDUĞUNU söyleyerek ne kadar egon okşanmış olursa olsun, şunları sakın unutma!

Sen, sadece bir kulsun! Bu dünyaya imtihan için gönderildin! Seni yaratan, aynı Allah. Sana düşmanlık eden, aynı İblis. Kendine Allah’tan başka dost arama! Kendine “Ümmet-i Muhammed”, yani “Hz. Muhammed’in Ümmeti” olmaktan başka bir cemaat, bir tarikat arama! Kuran-ı Kerîm’den başka kendine rehber arama! Resulullah’tan (sallallahu aleyhi vesellem) başka kendine başka bir önder, lider arama! Bu dünyadaki salih amellerinden, bu dünyada yapıp ettiklerinden başka kendine şefaatçi arama! Kendine seni kurtaracak şeyhler, gavslar arama! Kendinde müminlerin taşıdıkları alametlerden başka alamet arama!

Aklet ve düşün! Allah, sana Kuran’da bunu söylüyor. Bu aklı şeyhlere, gavslara ve din baronlarına kiraya verme! Kendini mehdi, mesih ya da resul ilan eden din hokkabazlarını ya da senin üzerinden bir “güç” olmayı hedefleyen, seni maddi ve manevi olarak sömüren, “Sen akletme, eskinin alimleri senin yerine akletmiş”, “Sen düşünme, senin gavsın senin yerine de düşünür!” diyen, aklını ipotek altına almaya çalışan, seni Rabbinin Sözü’nü okumaktan ve anlamaktan uzak tutmaya ve kendi mistik felsefelerini sana aşılamaya çalışan, sana ahrette şefaat edeceğini ve seni kurtaracağını vaat eden, sana İslam’ı bir DAVA olarak algılamaktan çıkarıp seni münzevi bir takvaya çağıran, seni Allah’a değil kendi cemaatine ya da tarikatine çağıran, Rabbinin “Bölünmeyin, birleşin!” emrini uymak yerini seni diğer Müslümanlardan uzak tutan, seni bölen, onlara karşı seni kin ve adavete sürükleyen, seni yetime ve yoksullara yardım etmeye teşvik etmek yerine kendilerine yardım etmene çalışan, dini pazarlayan, dinin ticaretini yapan tüm din tüccarlarını gör ve tanı!

Onları tanımana yardımcı tek ayırt edici bilgelik ve hikmet ise Kuran-ı Azimüşşan’dır! Rabbin, seni en güzel bir biçimde (ahsen-i takvim) yarattı. Sana düşünmen için akıl verdi. Sana kendi sanatını keşfedebilesin diye gözler verdi. Eğer inanmak için mucize arıyorsan, Rabbinin sana sunduğu nimetlere bak. Kusursuz tasarlanmış ellerine bak! Sana gönderdiği Kitab’a bak. Öyle bir Kitab ki sevgili Dostum, kendisinde bir ilim bulunan her insan, kendisindeki o ilimle Kuran’a hayran kalıyor. Bir edebiyatçı, Kuran’daki hitabete ve belagate hayran kalıyor. Bir kuantum fizikçisi, tüm fizik kurallarını koyan o Yüce Zat’ın gönderdiği bu Kitab’a hayran kalıyor. Ve Kuran, çağlardır aynı sözü tekrar edip duruyor:

“HİÇ DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ? HİÇ AKLETMEZ MİSİNİZ?“

Sevgili Dostum! Kendine Allah’a niçin inandığını ya da inanmadığını bir sor. İnanma sebebini ve inanmama sebebini bir sor.

Vesvese veren, sadece cinler ya da şeytan değildir. Seni kendi heva ve isteklerinin dünyasına davet eden her söz, vesvesedir. Seni dünyasal öğretilere davet eden her söz, her yazı ve her kitap, vesvesedir. Sana;

مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَم۪يمٌ

Men yuhyil izâme ve hiye ramîm?

“Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?” (Yasin 36)

diyen her maddeci görüş vesvesedir.  Şeytan, insana amellerini süslü gösterir. (Enam 43, Enfal 48, Hicr 39, Neml 24 ve Ankebut 38)

Aldatıcı rüyalara, ışıltılı hayallere, egonu okşayan vaatlere, seçilmişlik ya da elçilik yalanlarına, sahte ilahi görümlere ya da sahte mucizelere, aklı öteleyen safsatalara, dünyanın cazibeli ve süslü öğretilerine, kalbine doğan ve seni sıkan düşüncelere, akıl karıştırıcı paranormal deneyimlere,  yani vesvesenin hiçbir türüne inanma ve itibar etme!

Vaadi hak olan sadece Allah’tır. Sana ebedi hayatı sunabilecek olan ve sana şefaat edebilecek olan sadece Allah’tır. Düştüğün kuyulardan seni çıkarabilecek olan sadece Allah’tır. Sana şifa verebilecek olan sadece Allah’tır. Seni Sırat-ı Müstakim’e ulaştırabilecek olan sadece Allah’tır. Sana hidayet edebilecek olan sadece Allah’tır. Tövbeleri kabul edebilecek olan sadece Allah’tır. Dualarına yanıt verebilecek olan sadece Allah’tır.

Yalnız O’na ibadet eder ve yalnız O’ndan yardım isteriz. Yalnızca O’na dayanır ve umudumuzu yalnız ama yalnız O’na bağlarız. Bizim Veli’miz, dostumuz yalnızca O’dur! O’ndan başka edinebilecek Veli yoktur. O’nun vahyinden başka mutlak hakikat yoktur. Seni yaratan ve öldükten sonra diriltecek olan sadece O’dur.

Rabbinin sana verdiği o aklı kullan! Rabbinin sana verdiği o aklı kullan! Rabbinin sana verdiği o aklı kullan! Çünkü;

وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ

“... Allah, akıllarını kullanmayanları kendi pislikleri içinde bırakır.” (Yunus 100)

Eğer aklını kullanmadığında tarikatlerin, cemaatlerin ya da misyonerlerin eline düşersin! Eğer aklını kullanmadığında vesvesenin ve sahte hayallerin peşinden gidersin. Eğer aklını kullanmadığında sana İslam’ı bir DAVA değil; MİSTİZM olarak sunanların yoldaşı olursun.

Rabbinden dile. “Rabbi zidnî ilmen ve fehmen ve imânen” diyerek O’na dua et. İlmini, idrak ve anlayışını ve imanını artırması için O’na dua et. Seni dalalette olanların yoluna değil, Sırat-ı Müstakim’e, en doğru yola ulaştırması için O’na dua et. O’na günah işlemekten ateşten sakınır gibi sakınarak dua et. Unutma;

وَالْعَصْرِۙ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ

Asra yemin olsun ki; insan,  gerçekten de ziyandadır. Ancak iman edip sâlih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler dışında! (Asr Suresi 1-3)

Allah’ın selamı üzerine olsun!

Akhenaton,
3 Haziran 2020.

1. Bölüm2. Bölüm3. Bölüm4. Bölüm ❯Akhenaton'un Diğer Yazıları ❯❯





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Osman, 06.06.2020, 15:46 (UTC):
Abi senin yaşadığın gibi çocuklukta benimdeçok sıkıntılarım oldu.
Her daim karabasan görürdüm. Nefesim kesilirdi. Ne olduğunu anlayamazdım.
Bundan yıllar önce kırıkkaledeyken dayımın evinde kalırken...
Anlatması çok kocaman siyah bir gölge gördüm. Yanımdan geçti.. sonra perdenin içine girerek kayboldu. Bundan yıllar önce çocukluğuma gidecek olursak teyzemin evinde kalıyordum. Çocuktum. Perdenin içinden sakalları uzun bir dede çıktı. Bu bir evliyamıydı bilmiyorum? Sesi böyle mikrofon gibiydi..
yankı yapıyordu. sonra şunları söyledi. namazını kıl kızım diyerek teyzemin yanına geldi. Daha sonra perdenin içine girip kayboldu....
abi benimde 2018den beri duyduğum sesler var.
sürekli küfürlü konuşuyorlar kulağımın dibinde.
bu görünmeyen varlıkların kim olduğunu bilmiyorum....
bazen adımla sesleniyorlar. bazen bir kadın sesi yapma diyor.
Şuan bu yazıları yazarken bile küfürlü konuşuyorlar.
bu varlıklar benden ne istiyor bilmiyorum?
psikiyatrik ilaçlarda aldım. Sene boyunca ama sesler gitmiyor...
Neyse çok fazla yazdım kusuruma bakma Allaha emanet ol... Allah senden de razı olsun...

Yorumu gönderen: abdurrahman yördem, 06.06.2020, 10:37 (UTC):
Allah senden razı olsun. kalbimden ve aklımdan geçenleri en güzel bir ifade ile yazıya dökmüşsün. Rabbim dünyanı da ahiretini de en iyi şekilde oluştursun. cehennem ateşinden korusun.

Yorumu gönderen: Osman, 04.06.2020, 15:56 (UTC):
Kardeşim ne güzel anlatmışsın
Dilerim rabbime sana öyle bir zenginlik versin ki sıkıntılarını unuttursun..
Rabbim yar ve yardımcın olsun...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 53422781 ziyaretçi (135994716 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler