Alametler ve Gölgeler
 
çay

Alametler ve Gölgeler

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)

Kategori: Akhenaton’un Köşesi

Önsöz: Bir virüs çıkageldi ve tüm dünyada küresel bir darbe yaptı. Sizi hasta ederim tehdidiyle doğal bir sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ordusuz, uçaksız, tanksız ve askersiz bir darbe. Gelecekteki etkileri, çoklu alanlara ve yaşantımıza yansımaları müphem bir darbe. Bir “güç”, bizi “dijital insan” çağına zorlamaya çalışıyor. İster “ilahi güç” deyin isterse insanların bunu “ilahi güç” olarak düşünmesini isteyen teknolojik bir “düzen” deyin; öyle ya da böyle bizi de devletlerarası ilişkileri de olduğundan kestirilmesi imkansız bir yere getirecek gibi görünüyor. (Akhenaton)

Son zamanlarda Youtuberlerce en çok istismar edilen konulardan biri de bu: alametler! Avustralya’daki orman yangınları, virüsler, salgınlar, ölümler, bomboş resimlerini görüp hüzünlendiğimiz Kabe-i Şerif, sisler, dumanlar, çekirge istilaları, savaşlar ve mazlumların göğe ulaşan feryatları!

İstiyorlar ki videolarım izlensin, kanalıma abone olunsun, varsın ben İslam’ı da kullanayım, Kuran’ı da kullanayım, şehitlerimizi de kullanayım, insanların korkularını, ölen bebekleri, hoca diye geçinenlerin mal ve mülk sevdasını, artık tavafı mümin ebabillere bırakılan Kabe’yi……………

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” ayetini yüzlerinin aydınlık şafaklarında parlatan Peygamber’in gençleri nerede?! Düşmanlarının bile Muhammed’ül-Emin, yalan söylemeyen Muhammed diye adlandırdıkları Resul’ün kendisi gibi dosdoğru sahabeleri, arkadaşları nerede?

Youtube’de ünlü olmaya mı satacağız ahretimizi? Muhalefet partileri daha az oy alsın diye yalan haberlerle cihat ettiğimizi sanmamıza mı satacağız Resulullah’ın bize miras bıraktığı o doğruluğu, eminliği, güvenirliliği? Bu dünyanın yalancı tebessümüne, bir pırıltılı cilvesine, rahatlığına, lüks ve zenginliğine mi satacağız mal ve para ile olan imtihanımızı?

Gölgeler, gölgeler, gölgeler… Ruhlarımızın arasından geçip yürüyen ve göğe yükselecekken derinlerin en derinine, deliliğin en deliliğine çekilen gölgeler! “Kuran’da anlatılan Müslümanlar gelsin düşünürüz.” diyen Yahudi'nin bizim bin parçaya dağılışımızdan bulduğu cesareti, “Kuran okumak tehlikelidir” diyerek akıl tutulması yaşayan kendilerine hoca, kendilerine alim süsü vermiş Ebu Lehep’lerin, Abdullah bin Sebe’lerin, Abdullah bin Übeyy’lerin “İkra” emrini unuttuğumuzdan aldığı cesareti, müminlerin paramparça olmasına karşılık bugün tek bir millet olan ehl-i küfre kazandırdığımız cesareti bir savaş boyası gibi yüzlerine süren ve sürekli ağızlarından duman gibi üfleyen gölgeler.

Kuklalar, kuklacılar, karanlıkçılar, gündüzcüler, istikrarcılar, istikrarsızlıkçılar, devletleşmiş şirketler, şirketleşmiş devletler, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar, “Bizler, ancak ıslah edicileriz!” diyenler, Yaşayan firavunlar, firavunların karşısında Musa olanlar, rahmaniler, şeytaniler, Rahman’ın huzurundan kovulanlar, Huzur-u Rahman’da her sabah namaza duranlar, zulmediciler, mustazaflar, bu ümmet için gece-gündüz Allah’a yalvaranlar, bu ümmetin sessizliğini öldüklerinde Allah’a şikayet edecek olanlar, gördüğümüz ama bilemediklerimiz, tanıdığımız ama göremediklerimiz, üzüldüklerimiz ama yaralarını saramadıklarımız, sarıldığımız ama kendilerinden emin olamadıklarımız, gözlerimizin önünde belirip sonra da kaybolan, birbirine zıt onlarca renk ve tonlar taşıyan gölgeler…

Daha müminleri tanımakta bile zorlanıyoruz. Kimler Hz. Ömer tabiatli, kimler Ebu Cehil kokulu, seçebilmekte bile zorlanıyoruz. Kimler Allah’ın kulları kimler paranın esiri görebilmekte bile zorlanıyoruz. Hangisi rahmetullahtan hangisi fitne sezebilmekte bile zorlanıyoruz. Hangi yol Sırat-ı Müstakim, hangi yol Şeytanir-racim ayırt etmekte bile zorlanıyoruz.

Müslüman olduğumuzu söylüyor ama Müslümanlara ait olamayacak olan alametler taşıyoruz. Ehli Kıble olduğumuzu söylüyor, ama ego ve dünya malını kendimize kıble yapıyoruz. Sözlerimizle Hz. Ömer’i andırıyor, ama yaşantımızda Turist Ömer gibi yaşıyoruz. Başkalarının ne diyeceğini önemsiyor, ama Allah’ın bizim için ne düşüneceğini göz ardı ediyoruz. Başkalarının Müslümanlığını eleştiriyor ama kendi Müslümanlığımıza toz konduramıyoruz. Sünnete uymak için sakal bırakıyor, misvak kullanıyor ama Resulullah’ın ahlakıyla ahlaklanmayı sünnetin kendisi görmüyoruz. Geçmişin alimleri ve ilim adamlarıyla övünüyor, ama kendimiz insanlığa ve geleceğe bir şeyler taşıyamıyoruz. İzler peşinde olabildiğince koşuyor, ama ne yazık ki kendimiz iz bırakamıyoruz.

İşte tam da bu yüzden gölgelerimizi birbirinden ayırt edemiyor, serin bir vaha olduğumuzu zannettiklerimize “gölge etme, başka bir ihsan istemem!” dedirtiyoruz. Tam da bu yüzden sorunlarımıza reçete bulamıyor, “sen kendin bir sorun olma yeter!” dedirtiyoruz. Tam da bu yüzden zamanı ve çağı doğru okuyamıyor, olayların ardını göremiyoruz. Sünnetullah kavramını “tabiat kanunları” ile eş değer tutuyor, pratikte materyalist bir din inşa ediyoruz.

Vahiy ile muhataplığımızı kopardığımız için! Gerçeklik algımızı mistizm ile cilaladığımız için! Din değil kültür ithal ettiğimiz, şecaat değil menfaat peşinde koştuğumuz, insan olmadan Müslüman olunur sandığımız için.

Kendimizde bulunan alametleri anlamaya çalışmıyor, kıyamet ne zaman kopacak diye alamet arıyoruz. Kendimize dost olarak müminler bulmaya çalışmıyor, ahlaksızın, edepsizin gönlünde muhabbet arıyoruz. Kendimizi ve durumumuzu analiz etmeye çalışmıyor, kül ile kaplı göklerde rahmet arıyoruz.

Biz, Kuran’daki “demir”i anlamadık. “Kuran okumayın, aklınız bulanır!” diyenlere biat ettik, Kuran’daki ilk “emri” anlamadık. Kuran’ı ölülere inmiş gibi zannettik, kalplerimize sızan “ölüm”ü anlamadık. Biz KORONA’yı ezberledik, “KURAN”ı anlamadık. Biz, KORONA’dan korktuğumuz kadar KURAN’A uymamaktan, Rabbimize karşı gelmekten korkmadık. Biz, insanları İslam’a davet ettik, kendimize tebliğ yapmadık! Şatafatlı camiler inşa ettik, bu yitik gençliğe Mimar olmadık. Din adına mangalda KÜL bırakmadık, Din’in sahibi olan Allah’a KUL olamadık.

Biz Resulullah’a yakışır ümmet olamadık! Biz Peygamber’in gençleri olamadık. Biz Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali olamadık. Bu geçici dünyaya sahabe olduk, Son Peygamber’e sahabe olamadık. Biz lüks villalara, son model arabalara sahip olduk, Ashab’ın imanına sahip olamadık.

Yeryüzünde ilahlık iddia eden Firavun öldü. Ama ilahlık iddiasında bulunanlar hala yaşıyor. İbrahim’i ateşe atan Nemrut öldü, ama yeryüzünde bozgunculuk çıkaran Nemrut’lar hala yaşıyor. Dinden beslenen Amon Rahipleri öldü, ama kabirde yanmaz kefen satan din tüccarları hala yaşıyor. Ad ve Semud, helak oldu, ama torunları hala yaşıyor. Peygamberlerini şehit eden İsrailoğulları öldü, ama Filistinli Müslümanları masum bebekleri katleden İsrail hala yaşıyor. Haccac-ı Zalim öldü, halkına zulmeden Beşar Esad hala yaşıyor. Ebu Lehep ve karısı Ümmü Cemîl öldü, Müslümanlara zulmeden Sisi’ler hala yaşıyor!

Gölgeler, gölgeler, gölgeler… Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe, artık filleriyle değil laboratuarlarda üretilen virüslerle saldırıyor insanlığa. Müşrikler, artık mızraklarla ve oklarla değil yapay depremlerle, iklim değiştiren silahlarla saldırıyor Müslümanlara. İsrailoğulları artık korkakça değil dünya Müslümanlarının sessizliğinden aldıkları cesaretle saldırıyor Müslümanlara. Tüm dünyaya hükmedebileceğini zanneden zengin aileler, sıcak savaşla değil ekonomik savaşla saldırıyor Müslümanlara. Şeytan’a tapınan gizli örgütler, artık daha da şeytani silahlar ile saldırıyor Müslümanlara. Mekke çöllerinde Bilal’e işkence eden Ümeyye bin Halef’ler, Guantanamo’da en ağır ve insanlık dışı işkenceleri ediyor Müslümanlara.

Bir “düzen” var. Adı, “Yeni Dünya Düzeni”. New World Order. Artık süper güç devletler yok. Devletleri de yöneten şirketler var. Artık silah ve tabanca üreten fabrikalar yok. Suçlu’nun parmak izini tespit edemeyeceğiniz laboratuarlarda zenginleştirilmiş ve mutasyon geçirmiş virüsler var. Artık askeri darbeler yok, insanları korkusundan evlerine hapseden biyolojik darbeler var. Artık piyadeler, komandolar yok. Yapay depremler yaratan HAARP silahları var. Artık münafıkların kurduğu Dırar Mescidi yok, artık Amerikan projesi “hocaefendi” (!) ler var. Artık Museylemet’ül-Kezzab’lar yok, kendilerini mehdi ya da resul ilan etmiş Adnan Oktar’lar, İskender Mihr’ler var.

Dostum, bırak kıyamete dair alametler aramayı… Mümin alametlerini sen ne kadar taşıyorsun, bunun cevabını ara! Resulullah, “İlim, Çin’de bilse olsa bulup alınız.” diyor. Çin’de yayılmaya başlayan fitne’ye karşı koyabilecek bilime ulaşabilmenin yollarını ara. Bırak artık abdesti ne bozar, orucu ne bozar diye tartışmayı. “Bu ümmeti kim böyle parça parça böldü de bir araya gelemiyor”un yanıtını ara. Bırak küçük meseleler yüzünden Müslüman kardeşini tekfir etmeyi, onu incitmeyi. Bir paydada birleşmenin yolunu ara.

Küfür tek millet, ama sen ve kardeşin ayrı ayrısın! Müslüman olmayanlar, bilimde ilerledikçe ilerliyor, sen bomboş camiler, tapınaklar inşa etme derdindesin. Sen üstüne düşen sorumlulukları unutmuş, tüm mesuliyetini hayali kurtarıcıların üstüne yıkma peşindesin. Oku! Seni bir kan pıhtısından yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku ki, bir kan pıhtısına bin virüs yerleştiren düşmanlarının karşısında dimdik durabilesin.

Selam ve dua ile.

Akhenaton,
Mart 2020
.

Akhenaton'un Diğer Yazıları ❯





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Tahsin kaya, 05.05.2020, 15:13 (UTC):
Çok güzel tespitler.

Yorumu gönderen: Suna Güzel, 06.04.2020, 23:38 (UTC):
Bütün tespitlerinize katılıyorum, Bu yazdıklarınızı herkes duyabilse ve düşünse belki bir fayda olurdu.

Yorumu gönderen: Dogan, 30.03.2020, 03:50 (UTC):
Elinize gonlunuze saglik varsa veya tavsiye edeceginiz kiyaplari okumak veya almak isterim

Yorumu gönderen: Osman, 19.03.2020, 18:59 (UTC):
Eline sağlık kardeşim



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 53003464 ziyaretçi (134809212 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler