Dini Icerikli Bipolar Bozukluk Dini Delüzyon ve Hezeyanlar
 
bipolar bozukluk

Dinî İçerikli Bipolar Bozukluk, Dinî Delüzyon ve Hezeyanlar

Hazırlayan: Akhenaton

“Bipolar Bozukluk” (BPB) ya da bilinen diğer adıyla “İki Uçlu Bozukluk”; hipomanik, manik, depresif ataklarla giden, atakların karma özellikler gösterebildiği, ataklar arasında iyilik dönemlerinin olduğu ve sıklıkla mevsimsel özellik gösteren bir duygu-durum bozukluğudur.[1]

Bipolar Bozukluk, alt tiplerinde (Bipolar I ve Bipolar II) farklılaşmalar olmakla birlikte bir dönem majör depresyon, takip eden dönemde manik belirtiler görülmesi nedeniyle “çift kutuplu” (Bipolar) bozukluk olarak adlandırılmıştır.[2]

Bipolar Bozukluk, temelde biyolojik faktörlerle açıklanan ve yine biyolojik yöntemlerle tedavi edilen kronik bir bozukluktur. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinde sirkadyen ritm’lerdeki (örn. uyku, aktivite dereceleri gibi biyolojik döngüler) bozulmaların önemli bir etkisi bulunmaktadır. Sirkadyen ritimde meydana gelen bozulmalar ile Bipolar Bozukluğu olan kişilerin gün içinde yaşadıkları duygudurum değişimleri, sabahları erken uyanma ve döngüsel/mevsimsel yinelemelerin ilişkili olduğu aktarılmıştır.[3]

Bipolar Bozukluk; mani, depresyon ve iyileşme dönemleri ile karakterize döngüsel nitelikli, kronik seyirli, ciddi işlevsel kayıplara neden olan bir bozukluktur. Bipolar Bozukluk hipomani, mani, depresif veya karma dönemlerle giden, dönemler arasında iyilik halinin olduğu ruhsal değişiklik gösteren bir duygudurum bozukluğudur. Gary S. Sachs ve A. John Rush’a göre; Bipolar Bozukluk, beynin biyokimyasının değiştiği bir hastalıktır.[4]

Önceleri Manik depresif bozukluk ya da manik depresyon adıyla bilinen, öz Türkçesi iki uçlu duygulanım bozukluğu olan, Bipolar Bozukluk, riskli davranışlar nedeniyle ilişkilere ve kariyere zarar veren, tedavi edilmediği zaman intihara bile yol açan ciddi ruhsal bir hastalıktır. Bipolar Bozukluk, maniden depresyona kadar uzanan ruh halindeki aşırı değişiklikler olarak tanımlanır. Bu ruh hali oynamaları arasında, Bipolar Bozukluğu olan kişinin normal ruh halinde olduğu dönemler olabilir.

“Manik” terimi, aşırı hareketli, enerjik, konuşkan, umursamaz, güçlü, öforik bir dönemi tanımlar. Sonra, birdenbire bu yükseklerde uçan ruh hali karanlık bir ruh haline dönüşebilir, örneğin; sinirlilik, kafa karışıklığı, öfke, kapana kısılma hissi ortaya çıkar. Bu, bir öncekine tamamen zıt olan ruh hali depresyon olarak tanımlanır ve üzüntü, ağlama, değersizlik hissi, enerji kaybı, haz kaybı, uyku problemleri ortaya çıkabilir. Bu yükselmeler ve alçalmalar her insanda değişiklik gösterdiğinden, Bipolar Bozukluk teşhis edilmesi zor olan bir rahatsızlıktır.[5]

Bipolar Bozukluk; işlevsellikte bozulmaya yol açan, intihar riskini oldukça arttıran, beraberinde ciddi eş tanı ve komplikasyonlar getirebilen kronik bir hastalıktır. Bu bağlamda hastalığın tanısını mümkün olduğunca çabuk ve doğru koymak hayati önem taşır. Yapılan araştırmalarda Bipolar Bozukluk hastaların % 69’unun ilk poliklinik başvurusunda yanlış tanı aldığı, başka bir araştırmada ise, bu hastaların mevcut tanılarını alana kadar yaklaşık ortalama 10 yıl geçtiği belirtilmiştir.[6]

Bipolar Bozukluk, kişide yoğun mutsuzluk duygularından, aşırı enerjik bir biçimde taşkınlıklara, çaresizlik, umutsuzluk, intihar, değersizlik, karamsarlık duygularıyla birlikte kişinin aşırı enerjik olduğu karma duyguduruma varan önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu durumu yaşayan bireylerin önemli bir bölümünde bu duygudurum dönemleri yıllarca devam etmektedir.[4]

Bipolar Bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve sıklıkla yaşam boyunca sürer. Her yaşta görülebilir (7’den 77’ye) ama en sık 20’li yaşların başında başlar. Her 100 kişiden 1-2’sinde görülür. Tüm dünyada benzer sıklıkta görülmektedir. Kadın erkek arasında görülme sıklığı açısından fark yoktur. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.[5]

Bristol ve Myers’e göre; Bipolar Bozukluk ile yaşamı sürdürmek, kişi için birtakım zorluklar içermektedir. Yaşanılan güçlükler, bu bozuklukla yaşayan kişiler kadar, kendilerine destek veren arkadaşları ve aile üyeleri için de geçerlidir.[4]

Bipolar Bozukluklar, 4 kısımda incelenebilir:

  1. Bipolar I Bozukluk
  2. Bipolar II Bozukluk
  3. Siklotimik Bozukluk
  4. Başka Türlü Adlandırılamayan Bipolar Bozukluk [7]

Bipolar Bozukluk duygudurum bozukluğudur ancak, depresyon ya da mani ve mikst döneminde etkilenen sadece duygudurum değildir. Fiziksel ve zihinsel birçok işlevde değişiklik görülmektedir. Davranış problemleri görülmektedir. Fiziksel olarak, gücünüzde azalma, halsizlik görülebilir. Mantıklı şekilde düşünme, karar verme ve muhakeme etme yetilerinde değişiklikler görülebilir. Kognitif açıdan, dikkati sürdürme, dikkatte dalgalanma, dikkat eksikliği görülebilir.

Dikkatteki problemlere yönelik kognitif zihinsel rehabilitasyon ile destek verilebilir. Hasta tarafından bir duygudurum günlüğü tutularak değişen duygudurum ve zaman kaydedilebilir. Bu bilgiler zihinsel ve fiziksel işlevlerinizi normal seviyede tutmak için yardım sağlamaktadır ve doktor ve psikologunuz ile paylaşmanız gerekmektedir.[5]

Cezai ehliyeti incelendiğinde, Bipolar Bozukluk hastalarında saldırgan davranış görülme oranının normal popülasyona göre üç kat fazla olduğu saptanmıştır. Hastalığın mani döneminde şizofrenler gibi adam öldürme vb ağır suçlardan ziyade, kavga, hakaret, yaralama, evden kaçma, tehdit, sarhoşluk, ırza tecavüz, hırsızlık, dolandırıcılık, mesken dokunulmazlığını ihlal gibi suçları işledikleri görülmektedir.

Bu, psikozu da içeren bir hastalık olduğundan, hastalar işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamazlar. Bu nedenle, TCK’nın 32. maddesine göre ceza ehliyetleri yoktur. Onlara da şizofrenlere uygulanan güvenlik tedbirleri uygulanır. Ancak akli melekelerini yeterli şekilde kullanamadıkları mani nöbetlerinin dışında ceza ehliyetleri tamdır. Çünkü mani dışı dönemlerde hastalar psikoz hali görülmez ise akıl ve iradesini sağlıklı şekilde kullanabilirler.[2]

bipolar bozukluk

Tarihçe

Duygu-durum bozuklukları tarihin eski dönemlerinden beri bilinmektedir.[8] Yunan ve Latin yapıtlarında ağır depresyon ve taşkınlık nöbetleri geçiren kişiler tanımlanmıştır.[7] Tarihteki ilk depresyon vakasından Homeros’un İlyada’sında söz edilmiştir.[8] Homeros, İlyada destanında Yunancada öfke ve gazap anlamına gelen “mani” sözcüğünü kullanmıştır.[7]

M.Ö. 450’li yıllarda; umutsuzluk, keder, sinirlilik ve yememe şeklindeki klinik görünüm için Hipokrat, “melankoli” terimini kullanmıştır.[7] Hipokrat, muhtemelen eski Mısırlılardan kalma bilgilere dayanarak kara safra anlamına gelen melankoli ve maniyi sistematik olarak tarif eden ilk düşünür olmakla birlikte bu durumları hastalık ve iyileşmelerle seyreden durumlar olarak tanımlamıştır.[8][9]

Günümüzde de kullanılan melankoli kelimesinin kökeni “melasl” yani “siyah”, ve “kole” yani “safra” kelimelerinden gelmektedir ve Hipokrat zamanında enerjisizlik, umutsuzluk, hüzün, sinirlilik gibi olumsuz duyguların bir arada görüldüğü klinik durumu ifade etmek için kullanılmıştır. Yine aynı dönemlerde, vücuttaki sarı safra miktarının artmasıyla ortaya çıkan coşkulu durumu ifade etmek için mani kelimesi kullanılmıştır. Kelime olarak melankolideki gibi üzerinde uzlaşılmış bir kökeni netliği olmasa da eski Yunancadaki “Ania” ya da “Manos” kelimelerinden türemiş olabileceği düşünülmektedir.[10]

Aristo’nun “Problemate” kitabında ve Galen’in yazılarında depresyon ve maniye yatkınlığın fizyolojik bir bozukluğa bağlı olduğu ileri sürülmüştür.[4]

Bipolar Bozukluğu klinik gidişi açısından, kabaca da olsa, günümüze en yakın şekilde tanımlayan ilk kişi Kapadokyalı Areatus’tur.[10] Areteus, melankoli ve mani arasında bir bağlantı olduğunu, aynı hastaların bu iki hastalığı farklı zamanlarda yasadığını gözlemlemiştir. [11] Soranus da melankoli ve mani arasındaki benzer bir bağlantıya dikkat çekmiştir.[10]

11. yüzyıl başlarında İbni Sina’nın konuyla ilgili vaka yazınları vardır. O çağlardan 19. yüzyıla kadar bu konuda fazla bir şey söylenmemiştir.[10]

Klinik tarihçiler, “Bipolar Bozukluk” ya da “iki uçlu bozukluk” kavramının 19. yüzyılda geliştiğini öne sürerler.[8] 1854 yılında Jean-Pierre Falret, mani melankoli hastalığını aynı hastalığın değişik görülüş şekilleri olarak tarif ederken, 1863 yılında Karl Ludwig Kahlbaum ise mani–melankoli hastalığını; paranoya durumu dışındaki akıl hastalıklarının farklı bir hali olarak tarif etmiş ve “Siklotimi” adını kullanmıştır. Jules Baillarger ise hastalığı değişik mizaç ve düşünce bozukluğunun oluşturduğu üzerinde durarak hastalığa “folie a double forme” adını vermiştir.[12]

1896’da yüzyılda Fransız ve Alman ruh hekimleri mani ve melankolinin değişik türlerini ve klinik belirtilerini yazmışlardır. Ancak bunları psikoz manyak depresif adı altında toparlayan, hastalığın belirtilerini, gidiş ve sonlanışını tanımlayan Emil Kraepelin olmuştur.[13][8] Emil Kraepelin, hastalığın seyir ve belirtiler bakımından “Demantia Preacox”tan farklı oluşu üzerinde durmuş ve DSM-IV tanı kriterlerine kadar değişik tasniflere tutulan hastalık; en son tanıtım şeklini almıştır.[12]

1930’lu yıllarda Eugen Bleuler, bu klinik tabloları “affektif bozukluklar” olarak isimlendirmiştir. Meyer’in mani ve depresyonun beynin psikolojik ve sosyal uyaranlardan etkilenip, tepki vermesi görüşünden yola çıkılarak 1952’de Amerika Psikiyatri Birliği (APA) tarafından geliştirilen (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) DSM-I’de ilk defa “manik depresif reaksiyon” tanımlaması kullanılmıştır.

Bu terimler kullanıma girdikten sonra Bipolar Bozukluk tanımı içine sadece manik nöbetleri olanlar dahil edilirken, sadece depresif dönemleri olan hastalar “unipolar” olarak adlandırılmıştır. 1976’da David L. Dunner, hastalığın Bipolar 1 ve Bipolar 2 olarak iki alt tipe ayrılmasını önermiştir.[10]

bipolar bozukluk

Belirtileri

DSM 5 tanı ölçütlerine göre özetle, major depresyonun yaşandığı dönemde içe kapanma, hüzün, halsizlik, isteksizlik, iştahsızlık (bazı durumlarda fazla iştah), uykusuzluk (bazı durumlarda fazla uyku), ölüm düşünceleri ve intihar girişimleri görülür. Değişen uzunluktaki bu sürecin arkasından bazen belirli bir aralıktan bazen ise aralık olmadan mani periyodu başlar. Bunda kişi aşırı neşeli, aşırı hareketli, çok konuşkan, çok müsrif, çok cesur, çok maceracı, çok enerjiktir. Benlik saygısı ve özgüven had safhadadır. Fikirler uçuşur, konudan konuya geçişler görülür. Çok dikkatli olmakla birlikte, dikkatini sürdüremez. Çılgın girişimler ve atılımlar, savurganlıklar karakteristik belirtilerdir. Cinsellikle ilgili uygun olmayan düşünce, konuşma ve girişkenlikler görülebilir. Depresyon ve mani ataklarından oluşan döngüyü kişi hayatı boyunca birçok defa yaşayabilir. [2]

A. Majör Depresif Dönem için DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  1. Aşağıdakilerden en az beşinin en az iki hafta süre ile bulunması;
    1. Depresif mizaç
    2. Anhedoni, ilgi-istek azalması
    3. İştah azalması ya da artması
    4. Uyku azalması ya da artması
    5. Psikomotor retardasyon ya da ajitasyon
    6. Enerji azalması, yorgunluk
    7. Suçluluk, değersizlik hissi
    8. Konsantrasyon güçlüğü
    9. İntihar eğilimi
  2. Karma epizod dışlanmalıdır
  3. İşlevsellik bozulmuş olmalıdır
  4. Belirtiler bir madde kullanımına ya da genel tıbbi duruma bağlı olmamalıdır.
  5. Belirtiler bir yas durumu ile daha iyi açıklanmamalıdır.[14]

B. Manik Dönem için DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  1. En az bir hafta süren duygudurum değişikliği (taşkınlık, irritabilite, yükselme)
  2. Aşağıdakilerde en az üçünün (duygudurum irritabl ise dördü) bulunması;
    1. Büyüklük hissi, benlik saygısında artma
    2. Uyku gereksiniminde azalma
    3. Logore (çok konuşma, gevezelik)
    4. Fikir uçuşması, düşüncelerin yarışması
    5. Distraktibilite
    6. Amaca yönelik etkinlik artışı
    7. Zevk veren etkinliklere aşırı ilgi, katılım, risk alma
  3. Karma epizod dışlanmalıdır.
  4. İşlevsellik bozulmuş olmalıdır.
  5. Belirtiler bir madde kullanımına ya da genel tıbbi duruma bağlı olmamalıdır.[14]

C. Karma Dönem için DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  1. En az bir hafta süreyle manik ve depresif dönem tanı ölçütleri karşılanmıştır.
  2. İşlevsellik bozulmuş olmalıdır.
  3. Belirtiler bir madde kullanımına ya da genel tıbbi duruma bağlı olmamalıdır.[14]

D. Hipomanik Dönem için DSM-IV-TR Tanı Ölçütleri

  1. En az dört gün süren duygudurum değişikliği (taşkınlık, irritabilite, yükselme)
  2. Aşağıdakilerde en az üçünün (duygudurum irritabl ise dördü) bulunması;
    1. Büyüklük hissi, benlik saygısında artma
    2. Uyku gereksiniminde azalma
    3. Logore (çok konuşma, gevezelik)
    4. Fikir uçuşması, düşüncelerin yarışması
    5. Distraktibilite
    6. Amaca yönelik etkinlik artışı
    7. Zevk veren etkinliklere aşırı ilgi, katılım, risk alma
  3. İşlevsellikte hastanın karakteriyle uyuşmayan bir değişiklik söz konusudur. İşlevsellikte belirgin bozulma, hospitalizasyon gereği ve psikotik belirti yoktur.
  4. Duygudurum ve işlev değişiklikleri başkalarınca da gözlenebilir düzeydedir.
  5. Belirtiler bir madde kullanımına ya da genel tıbbi duruma bağlı olmamalıdır.[14]

bipolar bozukluk

Hastalığın Sebepleri

Bipolar Bozukluk, şeker ya da kalp hastalığı gibi tıbbi bir hastalıktır ve kişinin beynini dolayısıyla da ruh durumunu etkilemektedir. Bu rahatsızlığa sahip olmak kimsenin suçu ya da hatası değildir. Bipolar Bozukluğun nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Ancak araştırmalar, beyinde duygudurumun normal düzeyde kalmasını etkileyen bazı anormallikler olduğunu göstermiştir. Beyindeki kimyasal maddeler, bir beyin hücresinden diğerine iletiler taşır.

En az 100 çeşit olan bu kimyasal maddelere “nörotransmitter” adı verilir. Beyin hücreleri arasında iletilerin doğru bir şekilde taşınması kişinin düşünce, duygudurum, hafıza ve öğrenme kapasitesini de etkiler. Bipolar Bozukluğa, beyindeki bu kimyasal maddelerin dengesinin bozulması; yani sinyallerin doğru bir şekilde iletilememesi neden olabilir.[5]

Bipolar Bozukluğunu, stresli yaşam, aile içi çatışmalar, sosyal ilişkiler, stresli eğitim ve iş hayatı, şiddete maruz kalma durumları, uyku uyanıklık döngüsündeki bozulmalar gibi faktörler tetiklemektedir.[4]

Salgın hastalıklar gibi toplumsal düzeyde korku uyandıran durumlar, depresif bozukluk ve Bipolar Bozukluk hastalık dönemlerini (depresif duygudurum ya da mani/hipomani) tetikleme riski taşıyabilir. [15]

18. kromozom
18. kromozom.

Genetik Etkenler

Bipolar hastalarla yapılan aile çalışmaları, hastalığın genetik temelleri olduğunu düşündürmektedir. Bipolar I bozukluğu oranı 1. derece akrabalarda kontrollere oranla 8-10 kat artmıştır. Bipolar duygudurum bozukluklu ailelerle yapılan bir araştırmada kromozom 4p üzerinde dopamin reseptörü D-5 geni ile alfa-2 reseptör geni arasında bağlantı olduğu bildirilmiştir. Moleküler biyoloji çalışmalarında 5, 11 ve X kromozomları ile iki-uçlu I bozukluğu arasında bazı ilişkiler bildirilmişse de, belli bir gen ile duygudurum bozuklukları arasında ilişki ortaya konamamıştır.

X kromozomu üzerinde yerleşmiş olan faktör IX ( koagulasyon faktörü) ile Bipolar Bozukluk arasında olası bir bağlantıdan söz edilmiştir. Birçok veri, Bipolar Bozukluğun 18. kromozomun bir lokusunda yerleşiyor gibi görünmesi olasılığını düşündürtmektedir. Kimi kromozomlardaki (son yıllarda özellikle 18. kromozom) gen konumları (lokus) üzerindeki çalışmaların umut verici olduğu ve önümüzdeki birkaç yıl içinde Bipolar Bozukluğun genetiğinin çözüleceği bildirilmektedir.

Araştırmalar Bipolar Bozukluğun klasik Mendel genetik yasalarıyla kalıtımsal geçiş göstermediğini, polimorfik ve multifaktöriyel bir kalıtım ile genetik geçiş gösterdiğini ortaya koymaktadır. [16]

lityum, pibolar
İnositol tükenme hipotezi.

Nörotransmitter Çalışmaları

Son zamanlarda duygulanım bozukluklarında nörotransmitter etkinliğinin niceliğinden çok reseptörlerin yoğunluğu ve duyarlılığı (sensitivitesi) üzerinde durulmaktadır.

Noradrenerjik Sistem: Mani oluşumunda noradrenerjik aktivasyondan ve “Noradrenerjik-kolinerjik” sistemler arasındaki denge bozukluğundan, kolinerjik yetersizlikten söz edilmektedir. Tedavi ve korumada Lityum nörotransmiter salınımını azaltır ve geri alınımını (reuptake) artırır.

Serotonerjik Sistem: Serotonin öncüsü olan L-triptofan, yüksek dozlarda verildiğinde mani benzeri tablo oluşturmaktadır16. Serotoninin uyku- uyanıklık, yeme isteği, libido, beden ısısı, gibi işlevlerde önemli düzenleyici görevi vardır. Serotonin , adrenalin ve dopamin ile birlikte amaçlı devinim işlevlerinde, saldırgan davranışların kısıtlanmasında etkin yer alır.

Manide dopaminerjik sistem aktivitesinde uyarılma vardır. Dopamin aktivitesinin genel olarak depresyonda düştüğü manide yükseldiği düşünülmektedir. Asetilkolinin sinaptik salınımın depresyon, bunun azalmasının ise mani ile ilgili olduğu düşünülmektedir. GABA gibi aminoasit nörotransmiterlerin ve özellikle vasopresin ve endojen opiyatlar gibi nöroaktif peptidlerin duygudurum bozukluklarının fizyopatolojisinde rol oynadığı düşünülür.[17]

Acil Durumlar

Tıbbi müdahaleye acilen ihtiyaç duyulan durumlar yaşanabilir. Bu durumlarda, ailenin yakınlarının yapılması gerekenleri bilmeleri önemlidir. Böyle durumlarda, ambulans çağırılabilir ya da en yakın kliniğe götürülebilir. Bipolar Bozukluğu olan bir kişinin kontrolden çıktığını ve acil tıbbi müdahale yapılması gerekliliğini gösteren örnek davranışlar:

  1. Hayatına son verme düşüncelerinin varlığı ve bu yönde plan yapması
  2. Kendine zarar verme eyleminde bulunmak
  3. Çevresine karşı saldırgan davranışlarda bulunmak
  4. Kendi özbakımını sağlayamamak
  5. emek yememek

İntihar düşüncesi ya da davranışı, Bipolar Bozukluk hastası için en tehlikeli acil durumdur. Bipolar Bozukluğu olan hastaların yaklaşık % 25’i yaşamlarının bir döneminde intihar girişiminde bulunur ve yaklaşık % 10-15’i intihar ile yaşamını kaybeder.

Eğer aşağıdakiler varsa, randevunuz olmasa da doktorunuzu aramalısınız:

  1. İntihar düşüncesi ya da şiddet hissi olduğunda,
  2. Duygudurumunuzda, uykuda, enerjide değişiklik olduğunda,
  3. İlaç yan etkilerinde değişiklik varsa,
  4. Başka ilaçlar kullanmanız gerektiğinde,
  5. Ani cerrahi müdahale kararında, dişle ilgili cerrahi girişim öncesinde. [5]

İntihar (Özkıyım)

İntihar, insanın kendi ölümüyle sonuçlanabilecek bir girişimde bulunması ve kişinin kendisine yönelttiği bir şiddet eylemidir.[1]

Bipolar Bozukluklar, major depresif (unipolar depresif) bozukluktan bile daha yüksek bir intihar riski taşır. Hastaların % 10-15’i intiharla kaybedilmektedir.[18] Bu oran genel popülasyonun 20 katı kadardır.[1] İntihar riski, karma ve bipolar depresif dönemlerde yüksektir ve psikotik belirtilerin eklenmesiyle risk daha da artar. [18]

Dindar bir BP hastası, Allah’a inanç bağının güçlü olduğunu onun için intihar davranışını sık sık tekrarlamadığını ifade etmiştir.[19]

bipolar bozukluk

Hezeyanlı Bozukluk

“Hezeyanlı bozukluk” ya da eski kullanımıyla “paranoya”, sistemli ve değişmez nitelikteki non-bizar hezeyanlarla karakterize bir psikiyatrik tablodur. Hezeyan, en kısa tanımıyla mantıklı düşünceyle değiştirilemeyen yanlış inançlardır. Dış gerçek yanlış yorumlamalarla hezeyan halini alır.

Hezeyan tanısını koyarken kültürel değişkenler mutlaka göz önüne alınmalıdır. Örneğin cin görülmesi, cin çarpması gibi şikayetlere, içinde bulunan topluluk tarafından normal karşılandığında hezeyan demek için daha dikkatli değerlendirilmelidir. ya da sosyoekonomik olarak oldukça geri birinin beni CIA takip ediyor demesi belirgin bir şekilde hezeyanı gösterirken, eğitimli birinin benzer şikayeti yine içinde bulunduğu kültür normlarına göre değerlendirilmelidir.

Hezeyanlar bizar ya da non-bizar olabilir. Bizar yani Gayri Mümkün Gayri Varit hezeyanlar, saçma, akla uygun gelmeyen, hastanın içinde bulunduğu alt kültüründe kabul etmediği, olması fi zik olarak mümkün olmayan yanlış inançlardır. Örneğin; hastanın beynine Marslılar tarafından çip takılıp, davranışlarının kontrol edilmesi gibi. Non-bizar yani Mümkün ama Gayri varit hezeyanlar gerçek yaşamda da görülebilecek yanlış inançlardır. Örneğin sivil polislerin birini takip etmesi mümkündür, ama olmadığı halde bunu varmış gibi kabul etmek bir non-bizar hezeyandır. Hezeyanlar başta şizofreni olmak üzere birçok psikiyatrik hastalıkta görülebilir. Hezeyanlı bozuklukta sistemli hezeyan dışında başkaca belirgin bir semptomatoloji görülmez.[20][21]

hezeyan

Dini Hezeyanlar

Psikotik özellikli BP-I bozukluğunun, diğer psikotik bozukluklardan, özellikle şizofreni ve şizoaffektif bozukluktan ayırt edilmesi güç olabilir. Özellikle duyguduruma uygun olmayan perseküsyon hezeyanları ve Schneider’yan belirtiler varlığında bu ayırım daha da zor olmaktadır. BPB’de duygudurum atakları dışında psikotik belirtilerin olmaması ve tam iyileşme dönemlerinin varlığı önemlidir ancak birçok BPB’li hastanın da kalıntı belirtilerle kronik bir gidiş gösterebileceği akılda tutulmalıdır. Aile öyküsü ve akut dönemdeki tedaviye yanıt yardımcı olabilir. Ayırıcı tanıda eskiden beri en güvenilir boyut, klinik gidişin gözlenmesi ve uzun süreli tedaviye yanıt tipini gözlemlemektir. Bunun anlamı, tanının netleşmesi için zamana gerek duyulduğu ve değişime açık olduğudur.[22]

Psikotik özellikli hastalardaki hezeyan tiplerine bakıldığında, çoğunluk % 28.5 oranında suçluluk-günahkarlık şeklindeydi ve hastaların depresif dönemlerinin ön planda olması bu durumu açıklamaktadır. İkinci sıklıkla görülen hezeyan tipi % 25.7 oranı ile grandiyöz hezeyanlardı ve doğal olarak manik dönemlerle ilişkiliydi. Üçüncü sırada ise % 21.8’lik oran ile mistik hezeyanlar gelmekteydi ve bu tip hezeyanlar hem depresif (şeytan, deccal vs gibi varlıklar ile ilgili) daha çok da manik dönem (mesih, mehdi, peygamber vs) ile ilgili olabilmektedir. Diğer hezeyan tipleri ise; % 18.4 perseküsyon , % 11.2 referans fikir % 5.6 Schneideryan , % 5.0 kıskançlık, % 2.2 somatik ve % 1.7 erotomanikti. Bu durum ise BPB’de her türlü psikotik tablonun olabileceği verisi ile uyumludur.[23]

Dinî Delüzyonlar

Delüzyonlar, yanlış olduğunu düşündüren açık kanıtlar olduğu halde sabit kalmaya devam eden patolojik inançlardır. Bir kültür ya da dinin geleneksel inançları değillerdir. Çoğunlukla içerik olarak garip ve mutlak kesinlikle süren delüzyonlar, önemli morbiditeye sebep olabilir. Delüzyonların primer psikotik ve nörolojik bozukluklardaki patogenezi bilinmemektedir, teoriler psikolojik, nörokimyasal ve yapısal anormallikleri içerir.

Delüzyonel bozukluk, en az 1 ay boyunca devam eden ve belirgin, garip olmayan delüzyonları (örn., benim karımın bir ilişkisi var) içeren ve erotomani, kendini büyük görme, kıskançlık, perseküsyon gibi, somatik ve miks delüzyonlarla giden bir psikotik sendromdur. Basit delüzyonlar yapılandırılmamış, değişken ve çoğunlukla paranoyak özelliktedir. Karmaşık delüzyonlar ise sıklıkla özel bir içeriğe odaklanırlar ve aşırı ayrıntılı bir açıklamalar ağına sahiptirler. Bu delüzyonlar, zekaları sıklıkla görece korunmuş fakat delüzyon yaratmanın emrinde olan bir hasta grubunda ortaya çıkarlar.[24]

Allah’tan kendisi ya da başkalarını öldürmek ya da zarar vermekle ilgili vahiy aldığını söylemesi, intihar girişiminde bulunması ve cinsel sapkınlıklar yapması ihtimalinden da söz edilmelidir.[2]

Psikolojik Hastalıklarla Dini İnancın Etkileşimi

İnançlı bir insanın psikolojik hastalık yaşaması ile inançsız bir insanın bunu yaşaması arasında fark vardır. İnanç kişiyi ayakta tutan bir etkendir ve kişinin inançlı olması çoğu zaman bir sıkıntı ile baş etmesini kolaylaştırıcı etkiye sahip olmuştur. Bir dini inanca sahip olmak ile psikolojik destek almak arasında nasıl bir ilişki vardır diye sorulduğunda katılımcıların neredeyse tamamı inancın psikolojik destek alma sürecine olumlu etkisinin olduğunu, iyileşme süresini kısalttığını ve tedaviye katkısı olduğunu ifade etmişlerdir.[25]

Dinin, bir insanın iyi olma haline katkıda bulunduğuna dair farkındalık artmaktadır. Dinin, stresli yaşam olaylarıyla başa çıkmaya nasıl yardımcı olduğunu açıklamaya çalışan araştırmacılar, dini davranış ve inançları araştırmaktadır. Çalışmalar, sık sık ibadet eden bireylerin, nadir olarak ibadete katılanlardan daha az depresif olduklarını göstermiştir. Bu durum, ibadete katılmanın faydalarının, kısmen, sosyal destek ile bağlantılı olduğunu göstermektedir. [26]

Yabancı araştırma literatüründe manik depresyon hastaları içinde kendini dinin kutsal şahısları (mesih, mehdi, peygamber…) olarak niteleyen vakalar rapor edilmiştir. Ancak dindarlıkla arasında bir ilişki olduğunu gösteren bulgulara rastlanmamıştır.

Psikologlar tarafından gerçekleştirilen araştırmalara göre, dindarlık depresyonu önlemektedir. Kişi depresyon tanısı almışsa da iyileşmeyi hızlandırmaktadır.

Duanın insanı yalnızlıktan ve çaresizlik düşüncesinden kurtardığı düşünülmektedir.

Batıda yapılan araştırma sonuçları:
  1. Dindarlık ile yaşam doyumu ve mutluluk arasındaki ilişkiyi araştıran toplam 100 araştırma içerisinden 79’unda dini inancın daha yüksek bir yaşam memnuniyetine, büyük bir mutluluğa ve belirgin olarak ahlaki kanaat sahibi olmaya eşlik ettiği tespit edilmiştir.
  2. Ruh sağlığı alanında ümit, iyimserlik ve yaşamın anlamı gibi faktörlerin seçildiği 14 araştırmadan 12’sinde dindarlık ile olumlu ilişki bulunmuş, 2 tane araştırmada ise ilişki tespit edilememiştir.
  3. Din ve depresyon arasındaki ilişkinin araştırıldığı 101 araştırmada ise, dindar olan bireylerin dindar olmayan bireylere göre üçte iki oranında daha az depresif semptom gösterdikleri tespit edilmiştir.
  4.   Benzer sonuçların, intihar düşüncesi, anksiyete, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı için de rapor edildiği bilinmektedir.

Türkiye’de yapılan araştırma sonuçları:

  1. Dindarlık ile kimlik sahibi olmanın cinsel kimliğe sahip olma alt boyutu arasında pozitif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Aynı araştırmada mesleki rol alt boyutu ile dindarlık arasında da yine pozitif ilişki tespit edilmiştir.
  2. Yapılan bir araştırmada da depreme maruz kalan bireylerin çoğunluğunun gerek deprem esnasında gerekse depremden sonra yaşadıkları ani şok durumlarında uğradıkları sarsıntıdan kurtulmak için ve onunla baş etmede, karşılaştıkları maddi ve manevi kayıpların yol açtığı sıkıntı ve bunalımdan kurtulmak için dini inanç ve kavramlara başvurdukları tespit edilmiştir.
  3. Lise öğrencileri üzerinde yapılan araştırmada tespit edildiğine göre denekler bir taraftan ölümden korkmaktadırlar ve bu ruh sağlığını olumsuz etkileyen bir faktör olarak değerlendirilebilecekken; diğer taraftan ölüm sonrası hayata inanç ve bu ölümden korkma faktörü intihar eğilimini azaltarak yaşama arzusunu güçlendirmektedir.
  4. Bu haliyle din bir taraftan ruh sağlığı olumsuz etkilerken diğer taraftan yaşama arzusunu güçlendirerek dolaylı da olsa ona katkı sağlamaktadır.
  5. Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan araştırmada, bireysel dindarlık biçimlerinin göstergeleri kabul edilebilecek alanlarda ruh sağlığı ile dindarlık arasında bir ilişki olduğu dile getirilmektedir. Örneğin, Allah’ın varlığını iç dünyalarında güçlü bir şekilde hisseden deneklerin öz saygı düzeyleri yüksek, depresyon, umutsuzluk ve intihar eğilimi düzeyleri düşük bulunmuştur.
  6. İlahiyat Fakültesi öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada dini pratiklerle psiko sosyal uyum arasında pozitif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Özellikle ibadet boyutlarından tevbe ile psiko sosyal uyum boyutlarından kendini kabullenme ve sosyallik arasındaki ilişkinin olumluluk düzeyi diğer boyutlardan (kaygı, etkinlik, sosyallik, kendini ifade, sorumluluk) daha yüksek bulunmuştur.[27]

hezeyan

Bipolar Bozukluk ve Din

Düşünen ve sorgulayan her insan, hayatın anlamı konusunda varoluşsal kuşkular ve sorular taşır. Bu şüphe ve kuşku ile yaşamaya devam etmek onda bazen strese bazen de iç karmaşıklığa yol açarak gerilime neden olmaktadır. Kişinin bu gerilimleri yok etmesinin ve zihnindeki sorulara yanıt bulmasının bir yolu da dini inancıdır. Dinler varoluşsal sorulara, şüphelere, geleceğe ve hatta ölümden sonraki yaşama dair en tatmin edici cevabı veren yegâne sistemlerdir. Bu nedenle inanan bir insan için hayatın anlamı ve yaşananların bir sebebe bağlanması konusunda son ve nihai noktayı din belirlemektedir.[25]

Bipolar Bozukluk hastalarının dini görüşleriyle ilgili katılımcıların fikirleri sorulmuştur. Katılımcılara, “Sizi hayata bağlayan en önemli şey nedir?” sorusu yöneltilmiş ve katılımcının cevabı şu şekilde olmuştur:

“Allah’tan başka dost olmaz kimseye. Beni hayata bağlayan tek bir şey var o da Allah aşkıdır başka hiçbir şey yok.” [28]

Katılımcılardan biri, inancın hayattaki anlamsızlıklara anlam vermede kişiye yardımcı olduğunu, boşlukta ve cevapsız kalındığında olumlu başa çıkma unsuru olduğunu ifade etmiş ve;

“Din de insanı bir destekleme aracı. İnanmayan insanlardaki bazı olumsuz duyguların varlığı bu yüzden. Bir baş etme yöntemidir din. Meditasyon ya da namaz bu açıdan fark etmiyor.”

Diyerek maneviyatın psikolojik sağlığa iyi geldiğini belirtmiştir. Katılımcılardan 9’u yaşananda bir hikmet arama sebebiyle inancın rahatsızlıklara katlanma gücünü artırdığını söylerken; tevekkül, kader, sabır ve şükür kavramlarıyla bunu dile getirmişlerdir:

“…Bir Tanrı var her şey planlı ve yaşadığımız hiçbir şey fuzuli değil, o yüzden insanın katlanma gücünü artırıyor. Çünkü ben eğer bu dünyanın bir tesadüf ürünü olduğunu düşünseydim ve böyle bir rahatsızlığa yakalansaydım, o şekildeyken tahammülüm kalmazdı.”

 “Çoğunlukla yardımcı oluyor. Tevekkül edebilmek, kadere inanmak ve şu an olan şeyin olacaklar arasında en hayırlısı olduğunu bilmek.” [25]

2 katılımcı, dini ya da inancı yaşamın kendisinden ayrı bir şey olarak görmediklerini, başlarına gelen bu hastalığı ve başa çıkma yöntemlerini inançtan bağımsız düşünemeyeceklerini, inancı sadece hastalık sürecinde yardım alınacak bir duygu olarak görmediklerini ama inançlı olmanın bu sürece kendiliğinden katkısı olduğunu ifade ederek inançlı insan için dinin temelde, zeminde ve daima merkezi konumda olduğunu dile getirmişlerdir:

“Dini yaşamdan ayrı görmüyorum. Terapi odasında dine bağlı olmadan sana objektif bir şekilde bir şeyler anlatıyor psikolog, belleğimi tam olarak dinle bağdaştırdığım için ben yine eve giderken bunların hepsini inancımla mezcediyorum.”

“… Allah’ın sevgili kuluyum ve sıkıntılarım günahlarıma kefaret oluyor diye düşünüyorum. Örneğin doktor bana kendini iyi hissettirecek bir şey yap, güne öyle başla dediğinde, ben onu güne sabah namazı ile başlamalıyım diye yorumluyordum.” [29]

Katılımcılara rahatsızlıklarını dini bir yükleme yaparak tanımlayıp tanımlamadıkları sorulduğunda ve destek alma süreçlerini inançları ile ilişkilendirip ilişkilendirmedikleri sorusu yöneltildiğinde, katılımcıların kendi kendilerini damgalayıcı bir bakış açısına sahip oldukları görülmektedir. Bazılarının toplumsal damgalamadan etkilenerek bazılarının ise doğrudan rahatsızlığı öğrendikleri ilk andan itibaren kendilerini “imanı zayıflamış, tevekkülsüz” ya da bir günahları sebebiyle “cezalandırılmış” hissederek damgaladıkları verdikleri yanıtlar yoluyla anlaşılmaktadır.

Katılımcıların hastalıkları değerlendirmede inanç temelli olumsuz bir yaklaşım içerisinde olmaları ya da dini inanç ve ibadet yaşamları ile aralarına bir mesafe koymaları, olumsuz dini başa çıkma olarak da değerlendirilebilmektedir. Damgalanma ile olumsuz dini başa çıkma birbirine girift konular olmakla birlikte, bu iki olgu bir sebep-sonuç ilişkisi olarak da değerlendirilebilir. Nitekim olumsuz dini başa çıkma, bireyin içinde bulunduğu durumu kaldırabilmek için kullandığı bir yöntem olarak, yardım alma sürecinin getirdiği bir sonuçtur. Damgalama ise, bireyin yardım alma sürecini anlamlandırırken bir yargıda bulunması ve en önemlisi de bu yargılamadan memnun olmamasıdır. Damgalanma hissi nedensellik, dini başa çıkma ise tepkisellik açısından değerlendirilmelidir. Kişi kendi kendini damgalayarak olumsuz dini başa çıkma yaşayabileceği gibi, olumsuz dini başa çıkma yaşadığında damgalanma hissi de ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle inanç temelli damgalama, kendisini literatürde olumsuz dini başa çıkma içerisinde göstermektedir. Ancak bu iki konunun sınırlarının netleştirilmesi önemli ve gereklidir.

Katılımcıların 5’inin ifadelerinden, daha önceden işledikleri bir günah sebebiyle cezalandırıldıklarını düşündükleri anlaşılmaktadır. Bu süreci yaptıkları suç ve hatalar sebebiyle bir karşılık olarak gördüklerini belirtmiştir. 2 katılımcı tesettürüne dikkat etmediği için:

“Önceleri başım açıktı sonradan “bu şekilde giyinmemin bir cezası” olarak düşünüyordum. İlk başta “büyük bir günah işlediğim için bunun bedelini mi ödüyorum acaba” hissi olmuştu, ya da “daha büyük bir şey gelecek başıma ve bu onun hazırlığı” gibi düşündüm. Büyük bir darbe alacağımı düşünüyordum”;

İbadetlerindeki özensizlik için: “Biraz da günahlarımın cezası olarak görüyordum. Allah’ın yolunda gitmediğim içindir galiba diyordum. İnançlı biriyim ama başım açık, namaz yok. Bunlardan sebep bir şeyler ruhumu sıkıyor diyordum”;

Şükürsüzlüğü ve günahları için:

“... Mutlu olmam gereken bir yerde bile mutlu değilim, her şeyim var, her şey yolunda ama ben niye mutlu değilim. Çoğu zaman günahlarımdan dolayı cezalandırılıyor muyum hissine kapılıyorum”;

Bir diğeri eski eşinin nişanlılık döneminde elini tuttuğunu belirterek, dini açıdan uygun olmayan bir davranışta bulunduğu için cezalandırıldığını düşünmüştür:

“Eşim Allah bizi cezalandırdı diyordu. Bu benim çok psikolojimi bozuyordu. Biz yanlış olan bir iş yaptık ve Allah da bize bunu verdi diyordu. Bunlarda hep suçlu hissettim ve hep Allah’tan ceza almış hissediyordum. Herhalde çizgiyi aştım Allah da bunu bana imtihan olarak verdi dedim. Tek verebildiğim cevap…”.

3 katılımcı, Allah’ın onları terbiye etmek için hastalık verdiğini düşünmektedir:

“Bir de diyordum ki, ben kendime değer veriyordum, kendime saygı duyuyordum... Kendim için ve her şey için kurallar olması gerektiğin inanıyordum, en iyi olmam gerektiğine inanıyordum. Belki de bu benlik, sevgimi törpülemek amaçlı bana böyle bir şey verdi diyordum”.

“…Ya aslında bunun gerçek sebebi neydi biliyor musunuz, ben “Allah’a karşı geldim. Allah da dedi ki kendine gel!” Allah diyor ki, bir kalpte iki sevgiyi barındırmam. Ben eşimi o kadar çok sevdim ki Allah’ı unuttum”.

Yıllar geçmiş olmasına rağmen tedavilerinin bitmemesini de yine terbiye edilmelerinin devam etmesi olarak değerlendirmişlerdir:

“Allah biraz hayatı tanıtmak istedi bana gibi geliyor. Asıl terbiye etti. Tam tersine duruldum. Ben kendi içime döndüm. Ama almam gerekeni daha tam almadım, daha terbiye olmam gerekiyor o sebepten rahatsızlığımın devam ettiğini düşünüyorum. Ben bu olaya tamamen böyle bakıyorum”.

Katılımcılardan biri rahatsızlığını kendine açıklamaya çalışırken, Allah’ın onu dünyada başıboş bıraktığını, Allah’ın kendisini sevmediğini düşündüğünü ve bu sebeple hastalık yaşadığını ifade etmiştir:

“Sanırım Allah beni sevmiyor” diyordum. Başıboş bırakılmış ve yalnız hissediyordum. Namaz kılmadığımda “namaz kılmayım ve çarpılıyım ki Allah tarafından umursandığımı hissedeyim” demiştim”.

Bir katılımcı, Allah’ın kendisini hatırlatmak istemesi nedeniyle ona hastalık vermiş olabileceğini belirterek,

“İlaç tedavi tabi ki bunlar gerekli şeyler ama dermanın gerçek sahibini öğreniyorsunuz. Sana kendini hatırlatıyor. Sen inkâr ediyorsun hatırlamak istemiyorsun. Sonra biraz daha seni sarsıyor, sen yine hatırlamıyorsun, sonra biraz daha. Sonra zelzele şeklinde hatırlatmak istiyor”

Hastalığı süresince devam etmekte olan krizlerin de nedeninin bu hatırlatma isteği olduğunu belirtmiştir. Katılımcılardan 3’ü hastalıklarını ilk öğrendiklerinde, inançlarındaki bir bozukluğun yahut ibadetlerindeki zayıflamanın bu hastalığa sebep olup olmadığını sorguladıklarını söylemiştir. Kendilerine böyle bir teşhis koydukları için de tedavi yöntemini de bu şekilde belirlemişlerdir:

“O an onu da sorguladım yani acaba imani noktada bir sıkınım mı var, ibadetlerimde samimiyetim zarar gördü de bir şeylerde yanlış yapıyor muyum da ben böyle hissediyorum diye düşündüm. Bu sebepten ibadetlerimde de daha dikkatli olmaya başlamıştım. İmanımı tazelemeye çalışmıştım”

; “… evet imanımda bir problem var tevekkülüm yok Allah’a güvenmiyorum gibi düşüncelere kapılıyordum”.

2 kişi de rahatsızlığın yaşanma sebebini, “iyi insan olmaya çalışmaktaki kırılmalar” olarak düşünmüş:

“… Ama ben okumayı seven, yaşamayı seven insanlara örnek olmaya çalışan kendini bilen biriyim. Ben böyle bir sıkıntıya düşecek biri değilim diyordum. Peygamber onca şey yaşamış ve sinir krizleri geçirmemişken dili tutulmamışken ben neden böyleyim diyordum. Evet, burada iman eksikliği de olabilir”

Diyerek kendini ifade etmiştir. Katılımcılardan bir kişi, psikoloji eğitimi almış olan, psikolojik yardım almasından dolayı damgalanma kaygısı duymayan ve hastalığı ile barışık olduğunu belirtmiştir. Bu süreçte inancında bir eksiklik hissettiğini de söyleyen katılımcı, bu hissettiği eksikliğin inanca dayalı olmadığını, bir tür entelektüel arayış olduğunu yoğun bir vurguyla dile getirmiştir. Bu ikilem görüşme esnasında araştırmacı için dikkat çekici olmuştur.

Bir katılımcı, psikolojik rahatsızlıkları da fiziksel rahatsızlık gibi gördüğünü ancak iki tür hastalığın da maneviyat eksikliği ya da inanç zayıflığından kaynaklandığını düşünmektedir. İmanın eksildiği dönemlerde gerek fiziksel gerekse psikolojik rahatsızlıkların tevarüs ettiğini ifade eden bu katılımcıya göre, bireyler hayatlarında günahsız ve hatasız olmayı başardıklarında herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmayacaklardır:

“Düşünce çok ayrı bir şey ama depresyon fiziksel olarak da çok etkiliyor… Hormonlar için mesela, ilaç tedavisi gerekiyor. Ama şu var ki, manevi olarak geriye gittiğim, bir şeyleri azalttığım zaman bu bende fiziksel bir rahatsızlık olarak da ortaya çıkıyor”.

Literatürde yapılmış diğer çalışmalar incelendiğinde görülmektedir ki, eski çağlardan günümüze kadar hastalıkların nedenleri tartışılırken dini inanca başvurulmuş, tedavi yöntemleri manevi uygulamalar ve dua gibi yollar olmuştur. Elbette ilahi dinlerin nihai amacı, hastalıkların nedenleri konusunda aydınlatma yapmak ya da insanların nasıl tedavi edileceğine dair öneriler sunmak değildir. Fakat günümüze kadarki süreçte din ve sağlık ilişkisine bakıldığında asıl öne çıkan, sevgi ve adalet üzere Allah tasavvuru olan inançlı insanların sağlıklı din algılarıyla hem maddi hem de manevi iyi oluş içinde oldukları; inanç, ibadet ve ahlaki bozulmalar sonrasında ise cezalandıran bir Allah tasavvuru sebebiyle Allah’ın insanlara gerek imtihan gerekse ceza olarak hastalıkları verdiği olgusudur.

Hastalıkların, günahların karşılığında bir kefaret, ceza olarak verildiği veya bir yasağı çiğnemeleri nedeniyle Allah’ın kendilerini ıslah etmek için hastalık verdiği görüşü dindar insanlarda oldukça yaygındır. Nitekim Apaydın, Özer ve Aydın’ın hastalık sürecinde bireylerin dini manevi duyguları ile ibadet ilişkileri arasındaki etkileşimi ele aldıkları çalışmada, bireylerin hastalıklarla ilk karşılaştıklarında önce tıbbi tedavi yerine inanç ve ibadete yöneldikleri, hastalıktan kurtulabilmek amacıyla dua ve ibadetlerini artırdıkları ve sıkça tövbe ettikleri, yardım alma sürecinde Allah’a isyan etmeyerek ibadetlerini ve şükürlerini artırdıkları tespit edilmiştir. [30]

bipolar

Vaka Sunumu

25 yaşında kadın hasta, irritabilite, çok konuşma ve intihar düşünceleri nedeniyle yakınlarıyla birlikte başvurdu. Hastanın anne ve babasından alınan bilgiye göre öyküsünde; hastada 3 ay önce başlayan depresif duygudurum, anhedoni, uyku ve iştahta azalma, hâlsizlik, yorgunluk gibi belirtilerle ortaya çıkan ve bir ay süren depresif bir dönemi olmuş. Bu dönemde hasta herhangi bir tıbbî yardım almamış ve yakınmaları da kendiliğinden düzelmiş. Hastada son 1 aydır devam eden moral bozukluğu, ağlama, karamsarlık, haz ve ilgi kaybı, intihar düşünceleri olduğu saptandı. Aynı zamanda uyku miktarında azalma, ajite davranışları oluyormuş. “Dünyanın en güzel kızı olduğunu” ve “herkesin kendisini kıskandığını” iddia ediyormuş. Babası ve kocasının “Allah olabileceğini”, kayınvalidesinin kendisini öldürmek istediğini ve cinleri ile kendisini takip ettiğini, amcası ve dayısının kocasının yerine geçerek kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini söylüyormuş.

Psikiyatrik muayenede hasta ajite görünümlü idi. Duygudurumda kabarma, büyüklük hezeyanları, çağrışımlarda gevşeme, fikir uçuşmaları, aynı zamanda karamsarlık, ümitsizlik, hayattan zevk almama ve intihar düşünceleri tespit edildi. Hastada ayrıca “amcası ve dayısının kocası ile yer değiştirdiği” şeklinde yanlış kimliklendirme hezeyanı vardı [Capgras sendromu]. Yer, zaman ve kişiye yönelimi tamdı, bellek bozukluğu yoktu. Fizik ve nörolojik muayene normaldi. Alkol ya da madde kullanım öyküsü yoktu. Aile öyküsünde herhangi bir psikiyatrik hastalık tespit edilmedi.

Psikiyatrik değerlendirme sonucunda hastaya DSM-IV ölçütlerine göre psikotik özellikler içeren Bipolar Bozukluk - 1 karma hecme tanısı konuldu.[31]

Tedavi

Bugün için Bipolar Bozuklukların kesin bir tedavisi yoktur, ancak uygulanan tedavi, morbidite ve mortaliteyi azaltabilir. Tedavide amaçlanan, epizotların sıklığını, şiddetini , ve psikososyal sonuçlarını azaltmak ve epizotlar arasındaki psikososyal işlevselliği artırmaktır. Günümüzde kullanılan durum dengeleyici ilaçların başlıcaları lityum, karbamazepin, ve valproik asitdir18.Daha önce koruyucu ilaç alıyor olsun olmasın İki-uçlu duygudurum bozukluğu olan bir hasta akut mani nöbetinde getirilmişse ve hasta ağızdan ilaç almayı kabul ediyorsa, lityum, karbamazepin, ya da valproik asit koruyucu olduğu kadar, sağaltım için de etkili ilaçlardır ve yeğlenmelidir. Son yıllarda lamotrijin, gabapentin, ve topiramat gibi yeni antiepileptiklerin de duygudurum düzenleyicileri arasına girdiği görülmektedir.[32]

Tedavinin akut tedavi ve koruyucu tedavi olmak üzere iki basamağı vardır. Akut tedavi hastalık belirtileri başladığı sırada, belirtileri mümkün olduğunca hızla yatıştırmak için uygulanır. Bu dönem hastanede yatarak tedaviyi de gerektirebilir. Koruyucu tedavi ise yeniden hastalanmayı engelleme amacı taşır. Akut tedavide öncelik hastanın ve çevresinin güvenliğinin sağlanması, intihar riski varsa önlenmesi, tanının netleştirilmesi, mani döneminde sakinlik verecek, depresyon döneminde ise ruhsal kalkınma sağlayacak tedavinin etkili ve güvenli biçimde uygulanmasıdır. Ana tedavi ilaçlarla yapılır. Ancak hastalık şiddetli, kişinin intihar riski var, daha önce ilaç tedavilerine bilinen direnç varsa elektrokonvülsif tedavi (EKT) uygulanabilir.

Yeni ilaçların kullanılır hale gelmesi ile EKT’ye ihtiyaç oranı azalmıştır ancak hâlâ çok sayıdaki hasta için EKT en etkili tedavidir. Bazı olgularda ilaçlara yanıt yetersizdir, kimilerinde ilaçlar yan etkileri sebebiyle istenilen doza çıkılamaz, bazı durumlarda ise hastanın intihar riskinin bulunması gibi sebeplerle ancak EKT’nin sağlayabileceği hızlı düzelme elde edilmek istenir.[5]

İlaç Tedavisi

Bipolar Bozukluğun ana tedavisi ilaç tedavisidir. Bu hastalığın tedavisinde kullanılan en önemli ilaç tipi, kişinin duygudurumunu kontrol altına almak için yazılan ilaçlardır. Bu ilaçlar ‘duygudurum düzenleyicileri’ olarak adlandırılmaktadır ve gelecek atakların önlenmesi ve başlamış bir atağın tedavi edilmesinde etkilidir.

Genel olarak, Bipolar Bozukluğu olan kişiler duygudurum düzenleyicileri ile tedaviye uzun süre (yıllarca) devam etmektedir. Duygudurum düzenleyicilerinin kullanılmasına karşın ortaya çıkan mani ya da depresyon ataklarını tedavi etmek için ek ilaç tedavileri yazılmaktadır. Örneğin, antipsikotik ilaçlar esas olarak manik atak sırasında yazılırken, antidepresan ilaçlar yaygın olarak depresif atak sırasında verilmektedir.

Araştırmalar, antidepresanların mani, hipomani ya da hızlı döngüye geçişi tetikleyebildiğini göstermiştir. Bu nedenle, Bipolar Bozukluğu olan kişileri bu geçişten korumak amacıyla antidepresan ilaçla birlikte duygudurum düzenleyicileri de yazılmaktadır. Hastalığın semptomlarını tedavi etmek için başka ilaçların alınması da gerekebilmektedir.

Bipolar Bozukluk tedavisinde kullanılan ilaçlar: Mani tedavisinde kullanılan başlıca ilaçlar, lityum, valproat, karbamazepin, antipsikotikler ve yeşil reçeteli olanlar olarak sıralanabilir. Bu ilaçlar uykusuzluk ve psikolojik ya da fiziksel huzursuzluğun (yerinde duramama, öfkeli davranışlar vb.) azaltılması için kullanılır. Ciddi manik dönemin tedavisinde ya da hasta tedaviyi reddediyorsa, ilaçların iğne formları ile tedavi devam ettirilebilir. [5]

Lityum Tedavisi

Lityum, 1800’lü yılların başında İsveçli Arfvedson tarafından keşfedilmiş ve 1950’li yıllarda psikiyatri alanında kullanılmaya başlanmıştır. Yetişkinlerde Bipolar tedavisinde ilk sırada gelen bir duygudurum düzenleyici ve altın standart bir tedavi ajanıdır. 1949 yılında John Cade deney hayvanlarında lityum üratın yüksek dozlarda letarji oluşturduğunu fark etmiş ve sonrasında lityum karbonatın etkin bir antimanik ajan olduğunu saptamıştır. Sonraki yıllarda lityumun duygudurum üzerindeki düzenleyici etkisi nedeniyle kullanımı giderek yaygınlaşmaya başlamıştır.

Lityumun koruyucu tedavide, tedavisiz ya da yetersiz tedaviye göre depreşme ve yinelemeleri, intihar ve erken ölüm oranlarını azalttığı, yanı sıra bilişsel işlevlerde düzelme sağladığı bildirilmiştir. Lityum, Bipolar Bozukluk tedavisinde morbidite ve mortalite üzerine önemli olumlu etkileri dikkate alındığında; klinik uygulamalarda lityum altın standart olarak kabul edilmekte ve plaseboya ya da diğer antikon-vülzan duygudurum düzenleyicilerine göre kutupsallık ne olursa olsun, yineleme oranlarını önemli ölçüde azaltmaktadır.[33]

Lityum tedavisi başlarken doktorunuz böbrek ve tiroid işlevlerinizi kandan kontrol edecektir. Kadın hastaların ilaç kullanırken hamile kalmaması gerekir. Hamileliğin özellikle ilk 3 ayında ilaçların bebek üzerine istenmeyen yan etkileri olabilir. Çocuk planlayan kadın hastaların mutlaka doktorları ile görüşmesi gerekir.

Lityumun günlük dozu doktorunuz tarafından kan düzeyine göre ayarlanacaktır. Kendi başınıza ilaç dozunu artırmayın ve azaltmayın. Lityum genellikle günde 2 ya da 3 dozda alınır. Çoğu kişi ilacı yemekle birlikte almayı tercih etmektedir. Bulantıyı önlemek için tok karnına ilaç içmenizi öneririz.

Lityum kullanan kişilerde su ve tuz alımı çok önemlidir. Lityum yan etkisi nedeniyle sık idrara çıkarır, bu nedenle susuzluk hissedilir. Sık idrara çıkmamak için su almayı azaltırsanız lityum kan düzeyi artacak ve lityumun böbreklerden atılımı yavaşlayacaktır. Sağlığınız için tehlikeli olabilir. Tuz ile ilgili olarak tuz alımınızı çok azaltırsanız (her zamankinden belirgin olarak azaltırsanız) yine lityum böbreklerden daha yavaş atılacaktır ve lityum kan düzeyi artacaktır. Zehirlenme belirtileri ortaya çıkabilir. [5]

Bilişsel Terapi

Psikiyatrik bozukluğu olan bireylerin içsel ve dışsal uyaranları değerlendirme sürecinde önyargı ve bilişsel bozukluklar geliştirdiğini ve böylelikle yaşadıklarını yanlış yorumlamaya ya da abartarak anlamlandırmaya yatkın olduklarını, sonuç olarak da çok yoğun duygusal tepkiler yaşadıklarını, kendi kendini engelleme ve uygun olmayan davranışlar gösterdiklerini ileri süren ve dolayısıyla tedavinin bilişin düzelmesiyle gerçekleşeceğini öngören bir terapi yaklaşımıdır.[34]

EKT Tedavisi

EKT uygulaması için, bir anestezi uzmanı ve bir psikiyatristin hazır bulunduğu acil müdahale imkân veren bir tedavi odasında sedyede yatan hastada öncelikle kas gevşemesi ve uyku sağlayan anestezi ilaçları verilir. Daha sonra hastanın alnına yerleştirilen iki elektrottan birkaç saniye süre ile elektrik akımı verilir. Bu akım ile beyinde ritmik bir elektrik aktivitesi oluşur ve beyin kimyasalları salınır. İşlem yaklaşık 5 dakika sürer. İşlemin bitmesi sonrasında tedavi ekibi yaklaşık 15-20 dakika süreyle hastanın tamamen uyanması sırasında yanında bulunurlar. EKT sonrası izlenen bellek kusurları genellikle bir yıl içinde tamamen ortadan kalkar.

EKT öğrenme becerisini azaltmaz, aksine depresyonun ortadan kalkması ile öğrenmeyi daha kolaylaştırır. Ancak bazı hastalarda EKT uygulamasından hemen önceki kişisel anıların tekrar hatırlanması 6 ay-1 yıl arası bir süre gerektirebilir. Fakat bipolar hastalardaki unutkanlık daha yüksek sıklıkta yeterince iyileşmemiş hastalık sebebiyle izlenir. EKT genellikle haftada 2-3 defa uygulanan bir tedavi biçimidir. Genel uygulama bir kürde 6-12 EKT uygulanmasıdır. Modern anestezi teknikleri ile günümüzde EKT daha da güvenilir hâle gelmiştir. Filmlerde görülen EKT sahneleri ya da elektrikli sandalye görüntüleri ile gerçek EKT uygulamasının hiçbir benzer yönü yoktur. EKT ağrılı değildir, hasta için ceza değildir. EKT uygulanmış olan çoğu hasta dişçi koltuğuna oturmayı EKT’den daha stresli bulmuşlardır.[5]

Aile Yakınları ve Arkadaşları Hastaya Nasıl Davranmalı?

Öncelikle hastalığı anlamak önemlidir. Hastalık döneminde ve hastalık olmadığı dönemde hastaya destekleyici yaklaşmak önemlidir. Özellikle hastalık olmadığı dönemlerde kişiye işlevselliğini sağlaması yönünde yaklaşılmalıdır. Doktor kontrolleri ve ilaç kullanımında motive edici yaklaşılmalıdır. Hastanın kendisini daha iyi hissetmesi yakınlarının yardımı ile daha kolay olmaktadır.

Ailenin, arkadaşların ve yakın çevrenin desteği hastalık döneminde çok önemlidir. Örneğin aile, doktor ve psikolog ziyaretinde hastaya eşlik edebilir, ilaç alımını hatırlatabilir.

Ayrıca, iyi olduğunuzda bir eylem planı hazırlamanın, daha sonra herhangi bir belirti geliştiğinde hem hastanın hem de ailenin hazırlıklı olmasını ve ilgili tüm kişilerin ne yapması gerektiğini bilmelerine yardımcı olur. Küçük bir mani (hipomani) atağı sırasında, hastalar davranışlarının olağan dışı olduğunun farkında olmayabilir ya da hasta olduklarını ve tedaviye ihtiyaçları olduğunu inkâr edebilir. Aile, arkadaşlar ve yakın çevre, gelmekte olan bir atağın gözden kaçabilecek erken uyarı belirtilerini fark edebilir ve hastayı tedaviye ihtiyacı olduğuna ikna edebilir.[5]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Kerim Uğur, Lut Tamam, Nurgül Özpoyraz ve Mehmet Emin Demirkol, “Bipolar Bozuklukta Özkıyım Davranışının Değerlendirilmesi”, Cukurova Medical Journal, sayı: 44, 2019, s.659-668.
[2] Yrd. Doç. Dr. Ümit Horozcu, “Adli Psikiyatrinin Verileri Işığında Dini Sorumluluklara Psikolojik Bakış”, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, ISSN: 1303-5746, Yıl: 2015, Sayı: 33, s.72-73.
[3] Zeynep Maçkalı, “Bipolar Bozuklukta Bilişsel Yatkınlık-Stres Kuramları”, Türk Psikoloji Yazıları, Haziran 2014, 17 (33), s.16.
[4] Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Mengi ve Rabia Şule Aygür, “Bipolar Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Bir Araştırma: Örnek Olay İncelemesi”, KSBD, Sonbahar 2018, Yıl: 10, Cilt: 10, Sayı: 19, s.554-555.
[5] “Bipolar Bozukluk Psikoeğitim”, İstanbul Beyin Hastanesi, https://npistanbul.com/assets/uploads/sayfa/46/file/bipolar-bozukluk-psikoeg% CC% 86itim-npbr017_web1.pdf.
[6] Uzm. Dr. Çağdaş Hünkar Yeloğlu ve Prof. Dr. Çiçek Hocaoğlu, “Önemli Bir Ruh Sağlığı Sorunu: Bipolar Bozukluk”, Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Dergisi, 2017, Doi: 10.17944/mkutfd.323344, Sayı: 30, s.47.
[7] Dr. Nedim Turhan, “Bipolar Bozukluk: Kesitsel Bir Değerlendirme” (uzmanlık tezi), T.C. Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, Adana 2007, s.3-4.
[8] Dr. Cengiz Uysal, “Bipolar Affektif Bozukluğu Olan Hastalarda Serum Oksitosin ve Vazopressin Düzeyleri ve Bu Hormonların Cinsel İşlevler, Agresyon ve Bilişsel İşlevler İle İlişkisi” (tıpta uzmanlık tezi), Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, Kayseri 2012, s.2.
[9] Prof. Dr. Müfit Uğur, “Mizaç Bozuklukları”. editör: E. İlkay, Cerrahpasa Psikiyatri, CTF Yayınları, İstanbul 2002, s.391-451.
[10] Uzm. Dr. Çağdaş Hünkar Yeloğlu ve Prof. Dr. Çiçek Hocaoğlu, a.g.e., s.42-43.
[11] Prof. Dr. Erdal Işık, “Depresyon ve Bipolar Bozukluklar”, Birinci Baskı, Görsel Sanatlar Yayınevi, Ankara 2003, s.463-510.
[12] Prof. Dr. Müfit Uğur, “Duygudurum Bozuklukları”, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri, s.59.
[13] Prof. Dr. M. Orhan Öztürk, “Ruh Sağlığı ve Bozuklukları”, Onbirinci Baskı, Tuna Matbaacılık, Ankara 2008, s.337-427.
[14] Uzm. Dr. Çağdaş Hünkar Yeloğlu ve Prof. Dr. Çiçek Hocaoğlu, a.g.e., s.48-49.
[15] Uzm. Dr. Münevver Hacıoğlu Yıldırım, “Covit-19 Pandemisinin Ruh Sağlığına Etkileri” (makale), s.165.
[16] Dr. Zeynep D. Çenet Akşun, “Bipolar Bozukluğu Olan ve Bipolar Bozukluğu Olmayan Olgularda Metabolik Sendrom Sıklık ve Parametrelerinin Karşılaştırılması” (uzmanlık tezi), T.C. Sağlık Bakanlığı, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği Koordinatörlüğü, İstanbul 2005, s.5.
[17] Dr. Zeynep D. Çenet Akşun, a.g.e., s.6.
[18] Komisyon, “Psikiyatri”, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2009, s.116.
[19] Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Mengi ve Rabia Şule Aygür, a.g.e., s.557.
[20] Prof. Dr. B. Mert Savrun, “Hezeyanlı Bozukluk”, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri, Mart 2008, s.111-116.
[21] Dr. Filiz Çakır, “Yatarak Tedavi Gören Kronik Psikotik Hastalardan Ayaktan Tedaviye Gelmeyenlerin Özellikleri” (uzmanlık tezi), T.c. Sağlık Bakanlığı, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul 2009, s.37.
[22] Doç. Dr. İbrahim Fatih Karababa, “Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde İzlenen Bipolar-I Bozukluğu Olan Hastalarda Klinik ve Tedavi Özellikleri ile Hastalığın Seyri Arasındaki İlişki ” (uzmanlık tezi), T.C. Selçuk Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı , Konya 2009 s.25.
[23] Doç. Dr. İbrahim Fatih Karababa, a.g.e., s.55.
[24] Saint Barnabas Nöroloji ve Nöroşirurji Enstitüsü Müdürü Dr. Orrin Devinsky, “Delüzyonel Yanlış Tanımalar ve Duplikasyonlar”, AAN Enterprises Inc, New York 2008, s.122.
[25] Kevser Çağlan, “Psikolojik Hastalıkların Yanlış Yorumlanması ve İnanç Eksikliği Olarak Damgalanması Sürecinde Manevi Destek İhtiyacı” (yüksek lisans tezi), T.C. İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü, Din Psikolojisi Bilim Dalı , İstanbul 2019, s.89-90.
[26] Patricia E. Murphy, Joseph W. Ciarrocchi, Ralph L. Piedmont, Sharon Cheston, Mark Peyrot ve George Fitchett, “Klinik Depresyon Hastalarında Dini İnanç ve Uygulamaların Depresyon ve Umutsuzlukla İlişkisi”, çev. Uzm. Psk. Özlem Güler, Journal of Consulting and Clinical Psychology, (2000, Vol.68, No.6, 1102-1106).
[27] Öğr. Görevlisi Aysu Gül Şanlı, “Ruhsal Bozukluklar ve Din”.
[28] Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Mengi ve Rabia Şule Aygür, a.g.e., s.566.
[29] Kevser Çağlan, a.g.e., s.93.
[30] Doç. Dr. Gülüşan Göcen ve Kevser Çağlan , “Psikolojik Yardım Almanın Dini / Manevi Açıdan Damgalanması ve Bu Süreci Yaşayanların Manevi Danışmanlık Hizmetlerinden Beklentileri”, Değerler Eğitimi Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 39, Haziran 2020, s.149-152.
[31] Mehmet Fatih Ceylan, Mahmut Bulut, Osman Vırıt, Salih Selek, Feridun Bülbül ve Haluk A. Savaş , “Hashimato Tiroiditi Olan Erişkin Bipolar Bozukluk Hastasında Capgras ve Fregoli Sendromu Birlikteliği”, New/Yeni Symposium Journal, Ocak 2010, Cilt: 48, Sayı: 1 , s.70.
[32] Dr. Zeynep D. Çenet Akşun, a.g.e., s. 7.
[33] Hazan Tomar Bozkurt, Vefa Erbasan, Ümran Eğilmez, Barış Şen, Memduha Aydın ve Kürşat Altınbaş, “Lityuma Tedavi Yanıtının Klinik, Biyolojik ve Genetik Yordayıcıları”, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry, doi: 10.18863/pgy.347570, 2018; 10(4), s.405-426.
[34] Klinik Psikolog Mehmet Dinç, “Eleştirel Düşüncenin Peşinden Yaratıcı Bir Psikoterapi Kuramına”, Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi 1(2012) s.70-76.
[35] Tuğba Hale Camcıoğlu ve arkadaşları, “Bipolar I Bozukluğu Olan Erkek Olguların Suç İşlemesinde Sosyodemografik ve Sosyoekonomik Etmenlerin Etkisi”, Türk Psikiyatri Dergisi, 2014, 25(3), s.164.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 54785551 ziyaretçi (139618320 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)