Fuzuli'nin "Ey Keman-Ebru" Gazeli
 
fuzuli, beyit

Fuzûlî’nin “Ey Kemân-Ebrû” Gazeli

Transkript: Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)

Vezin: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün.

1. Beyit

اى كمان ابرو شهيد خنجر مژكاننم
بولمشم فيض نظر سندن سنك قرباننم

“Ey kemân-ebrû şehid-i hançer-i müjgânınım
Bulmuşum feyz-i nazar senden senin kurbânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Ey keman kaşlım! Hançere benzeyen kirpiklerinin şehidiyim. Ama manevî feyzi senin manevî nazarından aldığım için senin kurbanın sayılırım; (yani bu canım sana kurban olsun!)

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Ey yay kaşlı. Kirpiğinin okunun şehidiyim. Senin bakışının feyzine eriştim, senin kurbanınım.

2. Beyit

كاكلك تارينه پيوند ايتمشم جان رشته سن
باشك ايچون بر ترحم قيلكه سركرداننم

“Kâkülün târına peyvend etmişim can riştesin
Başın için bir terahhum kıl ki ser-gerdânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Can ipliğimi senin kâkülünün teline bağladım. Başın için merhamet et ki, (senin aşkınla) başım dönmüş bir halde yalpalayıp duruyorum; (olabilir ki kopar da kâkülünden ve senden ayrı düşerim.)

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Can ipini kâkülünün teline bağlamışım. Başım için bir merhamet kıl, ben senin âvâre âşıkın , yâhut kurbanınım.

3. Beyit

نوله قلسم ترك مى منت قيلوب زاهدلره
نيلرم مى نشئه سن بن كيم سنك حيراننم

“N’ola kılsam terk-i mey minnet kılıp zâhidlere
N’eylerim mey neş’esin ben kim senin hayrânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Sofulara minnet edip (onların sözlerine uyup) şarabı bıraksam ne olur? Ben senin hayranın olduktan sonra şarabın neşesini ne yapayım?

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Zahitlere minnet yükleyip şarabı terk etsem ne çıkar? Şarap neşesini neyleyeyim ki senin hayranınım.

4. Beyit

شانو وش يوز ناوك غم سانجيلوبدر جانمه
تا اسيرحلقۀ كيسوى مشك افشاننم

“Şâne veş yüz nâvek-i gam sancıluptur cânıma
Tâ esir-i halka-i gîsû-yi müşg-efşânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Misk kokulu saçlarının kıvrımına esir olduğumdan beri canıma tarak gibi yüzlerce gam oku saplanmaktadır.

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Senin misk kokuları saçan siyah saçının halkasına esir Olalı beri, tarak dişleri gibi yüzlerce gam oku canıma saplanıyor.

5. Beyit

ال چكوب قطع نظر قيلمش علاجمدن طبيب
بيلدى كويا كيم خراب نركس فتاننم

“El çekip kat-i nazar kılmış ilâcımdan tabîb
Bildi gûyâ kim harâb-ı nergis-i fettânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Doktor herhalde senin fettan gözlerin yüzünden harap olduğumu bilmiş olacak ki, iyi olmaz diye benim tedavimden vazgeçmiş.

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Hekim, benden ümidini kesip, beni tedaviden el çekmiş. Sanki senin fitneler koparan nergis gözünün yüzünden harap olduğumu bilmiş.

6. Beyit

جانه ميلك وار ايسه حكم ايله تسليم ايليم
شاه سنسن بن سنك بر بدۀ فرمانن

“Câna meylin var ise hükm eyle teslim eyleyem
Şâh sensin ben senin bir bende-i fermânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Eğer canımı istiyorsan, emret de teslim edeyim. Pâdişâh, sensin, ben ise senin emir kulunum.

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Eğer cana bir istek duyuyorsan söyle teslim edeyim. Pâdişâhım, ben senin emir kulunum.

7. Beyit

غنچه قلمز شاد كل آچمز طوتلمش كوكلمى
آرزمند رخ آل و لب خنداننم

“Gonce kılmaz şâd gül açmaz tutulmuş gönlümü
Ârzu-mend-i ruh-i âl ü leb-i handânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Kederli gönlümü gonca sevindirmez. Gül, onun (gönlümün) kederlerini dağıtmaz. Çünkü ben bunları değil, senin al yanağını ve gülen dudağını arzuluyorum.

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Me’yus gönlümü gonca sevindirmez, gül de açmaz Çünkü ben, senin kırmızı yüzünü ve gülen dudağını istiyorum.

8. Beyit

قان ايدب بغرم ايشم آه ايتمه هر دم اى فلك
حرمتم طوت بر ايكى كون كيم سنك مهماننم

“Kan edip bağrım işim âh etme her dem ey felek
Hürmetim tut bir iki gün kim senin mihmânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Ey felek! Âh etmek, her zaman bağrımı kanla doldurmaktadır. Bir-iki gün beni hoş tut, hatırımı say, çünkü misafirinim.

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Ey felek, her an bağrımı kan edip, işimi de âh etme, bana her an âh ettirme , Bir iki ân bana hürmet göster. Zira ben senin misafirinim.

9. Beyit

اى فضولى آتش آه ايله يكدردك بنى
غالبا صندك كى شمع كلبۀ احزاننم

“Ey Fuzûlî âteş-i âh ile yandırdın beni
Gâlibâ sandın ki şem-i külbe-i ahzânınım”

NECMETTİN HALİL ONAN ÇEVİRİSİ: Ey Fuzûlî! Beni âh ateşiyle yaktın. Galiba beni kederli kulübenin mumu zannettin.

PROF. DR. ALİ NİHAT TARLAN ÇEVİRİSİ: Ey Fuzûlî, âh ateşi ile beni yaktın. Gâlibâ beni hüzünlerle dolu kulübenin mumu zannettin.

Açıklamalar

1. Beytin Açıklaması

“Ey kemân-ebrû şehid-i hançer-i müzgânınım
Bulmuşum feyz-i nazar senden senin kurbânınım”

“Ey yay kaşlı”, “ey kendisine yakınlaşılabilen sevgili” demektir: Kâbe-i Kavseyn.

Kirpiklerinin şehîdiyim: Farklı nüshalarda “hançer” kelimesi yerine “nâvek”, yani “ok” kelimesi kullanılmıştır. Nâvek (ok) uzaktan vurur, hançer ise yakından. Şehit, iki anlamdadır: Sıfat-ı müşebbehe olduğuna göre hem ism-i fâ’il, görücü; hem de İsm-i meful, görülen. Yakından vurulanı, vuran görür, vurulan da vuranı görür, “Kurban” ve “nazar” kelimeleri ile de yakından vurulmuş olduğuna işaret vardır. Kirpik de hançere benzer.

Nazar, bakış ve gamzedir ki öldürür. Nerede feyiz varsa orada su vardır, Öldüren gamzenin yani hançerin parlaklığı, hem de su yani döktüğü kan. Sen ,bana baktın ve kanımı, maddemi döktün, o hâlde ben sana yakınlaşmışım, demektir

Kurbanın bir anlamı yakınlık, ikincisi de onun uğrunda kendini fedâ etmektir. Bu, bir çok kesmekle de olur, Esasen kurbanın kam dökülmeyince Allah indinde kabul olmaz. Burada aynı muhtevâyı Kadı Burhâneddîn’de de görüyoruz:

“Gözi Ohına didüm oh cânım sana kurbân
Bir oh ile hele şol koşa yaya irdük ahı”

“Gözünün okuna oh canım sana kurban dedim. Bir ok ile hele o çift yaya nihayet erdin.”

Eski şiirimizde kaşı “yay”a, bakış yada da kirpikleri ise “ok”a benzetmek, hemen hemen her şairin yaptığı bir teşbihti. Bu teşbihte kullanılan “kemân”, malum müzik aleti demek olan kemanla karıştırılmamalıdır. Şairler, eğriliği dolayısıyla güzellerin kaşlarını “yay”a ve o kaşların altından fırlatılan bakışları da gönle saplanması ve cana tesir etmesi bakımından “ok”a benzetirlerdi.

Eski şairlerce kaşın benzetildiği başka bir şey de mihraptı. Bilindiği üzere mihrap da kavisli, oyuk bir yerdir ki caminin içinde, kıble tarafına düşer ve namaz, oraya dönülerek kılınır. Şairler, hem şekil bakımından benzerlikleri dolayısıyla hem de sevgiliye adeta taptıkları için onun kirpiklerini mihraba benzetirler.

Hançer-i müjgan: (Farsça isim tamlaması) Kirpikler hançeri ya da hançere benzeyen kirpikler. Tamlayanın tamlanana bağlanışı, aralarındaki benzerlik dolayısıyladır.

Şehîd-i hançer-i müjgan: (Zincirleme Farsça isim tamlaması) Hançere benzeyen kirpiklerin şehidi.

Feyz-i nazar: (Farsça isim tamlaması) Mürşidin müritlerini yetiştiren manevi bakışına “nazar”, bu nazarın olgunlaştırıcı tesirine de “feyz” denir. Buna göre feyz-i nazar, mürşidin manevi gözetiminin olgunlaştırıcı, iyi tesiri demektir.

Bu gazelin kafiyelerinin “müjgânınam”, “kurbânınam”, “hayrânınam” ... şeklinde yazılması, anlaşılacağı üzere Azeri Türkçesinin hususiyetini göstermiş olmak içindir. Benzer şekilde bugün bizim “bulmuşum”, “etmişim”, “neylerim”, “eyliyeyim”, “etmektedir”, “tut”, “yaktın” diye söylediğimiz kelimelerinde bu gazelde “bulmuşam”, “etmişem”, “neylerem”, “eyleyem”, “edüptür”, “dut”, “yandırdın” şekillerinde oldukları görülmektedir.

2. Beytin Açıklaması

“Kâkülün târına peyvend etmişim can riştesin
Başın için bir terahhum kıl ki ser-gerdânınım”

Can, zaafından dolayı bir iptir. Bu ip, kâkülün teline bağlanmıştır.

Başın etrafında dönüp duruyor. Bu avarelik, âşıklıktır. Bir de başın etrafında dönmek, ona kurban olmak demektir. Bu, şu şekilde ifade edilir: Başına döneyim ve başına döndüğüm. Ve bu başa dönmekle ekseriya “can”kelimesi kullanılır.

Başın için (yani senin hayatının devamı, selâmeti için) ile “ser-gerdân” arasında da yakınlık ve san’at vardır.

Bu beyitte “kâkülün târına” şeklinde olan Türkçe isim tamlamasının tam söylenişi, “kâkülünün târına”dır. Dikkat edilirse “kâkül”, “târ”, “rişte”, “baş”, “ser-gerdân” kelimeleri arasındaki anlam münasebetlerinin bu beytin ifadesinde önemli rol oynadığı görülür.

“Başın için” tabiri, Türkçemizde genellikle yalvarmak için kullanılır. Fuzûlî de burada sevgilisine yalvarıyor. Fakat onun yalvarması, kendisinden ziyade sevgilisi hesabınadır. Çünkü madem ki şairin canı, canânın saçının tellerine bağlıdır; canân kayıtsızlık ve vefasızlık eder de onu sürükleyip peşinden dolaştırırsa, bundan incinecek olan onun saçlarıdır. Bundan dolayı Fuzûli, sevgilisine “başın için” diye yalvarıyor.

3. Beytin Açıklaması

“N’ola kılsam terk-i mey minnet kılıp zâhidlere
N’eylerim mey neş’esin ben kim senin hayrânınım”

Mey (şarap) neşesi ile afyon sarhoşluğunu karşılaştırıyor. “Hayran” kelimesinin bir anlamı da afyon sarhoşudur.

Zâhidleri memnun etmek için şarabı terk etse, onun yerine sarhoşluk veren afyon var. Asıl ben senin hayranınım. Aşk, sana erişmek için bir vasıtadır, demek istiyor.

Nola: Ne olur demek olan “ne ola”nın kısaltılmış şeklidir.

Terk-i mey: İslam, şarap içmeyi haram sayıp yasakladığı için Fuzûlî de “Ben, şarabın haram odluğunu söyleyen hocaların sözünü dinlesem ve onlara karşı minnettarlık hissetsem ne çıkar? Çünkü ben senin aşkınla, senin güzelliğinle kendimden geçmiş bir haldeyim. Şarabın vereceği keyif neme lazım!” diyor.

4. Beytin Açıklaması

“Şâne veş yüz nâvek-i gam sancıluptur cânıma
Tâ esir-i halka-i gîsû-yi müşg-efşânınım”

Hakk’ın kâinattaki her güzelliği onu esir etmektedir. Çünkü saç, hakikî sevgilinin kesret âleminde görünüşüdür. Her bir güzellikten yüzlerce ok canına saplanıyor.

Saç taranır ve tarağın birçok dişi vardır. Halkaya esir olmak ile esirlerin boyunlarına halka geçirilmesi kastediliyor. Eski işkenceler arasında bir de tarak işkencesi vardı. Tarak şeklinde bir demirle mahkûmun vücudunu tararlardı.

Saç ile tarak arasındaki münasebet dolayısıyla sevgilinin saçları yüzünden cana saplanan gam okları da tarağın dişlerine benzetilmiştir.

Nâvek-i gam: (Farsça isim tamlaması) Gam oku.

Sancılmak ya da sançılmak: Azeri ve şark lehçelerinde kullanılan ve “saplanmak” anlamına gelen bir mastardır. Bu itibarla “sancıluptur” da “saplanmıştır” demek olur.

Müşk-efşân: Misk saçan.

Gîsû-yi müşg-efşân: (Farsça isim tamlaması) Misk saçan saç. "Gîsû", omuza dökülen saçtır.

Halka-i gîsû-yi müşg-efşân: (Farsça isim tamlaması) Misk saçan saçın kıvrımı.

5. Beytin Açıklaması

“El çekip kat-i nazar kılmış ilâcımdan tabîb
Bildi gûyâ kim harâb-ı nergis-i fettânınım”

Nergis, göze benzetilir. Sarhoş, hasta ve mahmurdur.

Burada şair, hastadır; nergis sapında uyuşturucu hassa vardır. Şâir,mest ü haraptır, yani son derece sarhoş. Nergis göze benzetildiği için hekim, kat’-ı nazar ediyor, artık bakmıyor.

Fitne ile göz arasında alâka vardır: “Fitne uyur, uyandırana lânet olsun.” sözü meşhurdur. Onun için nergis-i fettan diyor.

Kat-i nazar: (Farsça isim tamlaması) Bakışı kesmek, bakmamak, bakmaktan vazgeçmek.

Nergis-i fettân: (Farsça sıfat tamlaması): Fettan göz.

Harâb-ı nergis-i fettân: (Farsça isim tamlaması) Fettan gözün harabı, fettan göz yüzünden harap olmuş olan. Bu isim tamlamasındaki “harap” sıfatı, mevsufu “belirtileni” olan insanın da anlamını vermek üzere, isim gibi muzaf (tamlanan) olarak kullanılmıştır.

6. Beytin Açıklaması

“Câna meylin var ise hükm eyle teslim eyleyem
Şâh sensin ben senin bir bende-i fermânınım”

Âşık için canı teslim etmek hem bir fedakârlık, hem de bir sa’âdettir. Şâir burada güyâ fedakârlık ediyor.

İkinci mısranın başındaki “şâh” kelimesini vezinde bir kapalı ve bir açık hece olacak şekilde uzatarak okumak gerekir.

Bende-i fermân: (Farsça isim tamlaması) Ferman kölesi, emir kulu.

7. Beytin Açıklaması

“Gonce kılmaz şâd gül açmaz tutulmuş gönlümü
Ârzu-mend-i ruh-i âl ü leb-i handânınım”

Gonca, tutulmuş, kapalı kalbe benzer. Gülen dudak ise açılmış dudaktır, Gül, sevgilinin renkli yüzüne benzer.

Gonca, dudak açılınca gül olur. Onun için gül, tutulmuş, meyus (ümitsiz) gönlümü açmaz diyor.

Kılmaz şâd: Şad kılmaz, sevindirmez demektir. “Şâd” kelimesini de vezinde bir kapalı ve bir açık hece değerince uzatarak okumak gerekir.

Ruh-i âl: (Farsça sıfat tamlaması) Al yanak. Bildiğimiz koyu parlak pembe renk anlamına gelen “al” kelimesi, Türkçede “kalın l” ile okunur. Farsçada “ince l” ile kullanılır. “Aldatmak” kelimesinin kökü olduğu halde Arapça sanılan bu Türkçe kelime, “l” harfinin ince okunuşuyla “hile” anlamına geldiği için eski şiirlerde çok defa iki anlama da gelecek şekilde tevriyeli olarak kullanılır.

8. Beytin Açıklaması

“Kan edip bağrım işim âh etme her dem ey felek
Hürmetim tut bir iki gün kim senin mihmânınım”

Feleğin zulmünden şikâyet ediyor. Zira felek, onun her ân “dem” bağrını kan ediyor, işkence ediyor ve âh ettiriyor. İnsan fânidir, dünyada bir-iki anlık misafirdir, Çekilip gidecektir, Misafire hürmet lâzımdır.

Dem, kan anlamına da gelir. Dem nefestir, âhtır. Ömür müddetini bir-iki ân diye kısaltıyor.

9. Beytin Açıklaması

“Ey Fuzûlî âteş-i âh ile yandırdın beni
Gâlibâ sandın ki şem-i külbe-i ahzânınım”

Mum, mahzun, ayrılık gecelerinde daima yanar, Mumu yakan, âh ateşidir, Sinesinde yanan ateşin alevidir. Mumun da içi yanar, alevi âh gibi yükselir.

Âh bir nefestir. Üflenince mum söner, Bu da bir zekâ oyunudur. Fuzûlî’nin hüzünlerle dolu kulübesinin mumu ancak âh ateşidir.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 53164321 ziyaretçi (135255767 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler