Kabe'nin Tarihi
 
Kabe, Kaaba

Kâbe’nin Tarihi

Hazırlayan: Akhenaton

Hac ibadetinin merkezi ve bütün Müslümanların kıblegâhı olan Kâbe, yeryüzünde yapılmış olan ilk mukaddes mabettir.[1]

Kâbe, sözlükte Ka’b sözünden gelen özel bir isimdir. “Ka’b” ise, yüksek olmak, dört köşe şeklinde olmak, tomurcuklanmak manalarına gelir.[2] Kurân-ı Kerîm’de geçen iki isimle Beytullah ve Beyt-i Atik de denir.[1]

Yaygın görüşe göre göklerde, meleklerin ibadet ederek tavaf ettikleri Beytu’l-Ma’mur’un dünyadaki karşılığı olarak yapılmıştır. [8] Tarihçilerin beyanına göre Kâbe, günümüze kadar on bir kere yıkılmış, yeniden yapılmıştır.[2]

Kâbe’den bahseden tarihi kaynakların en eskileri M.S. 8. yüzyıl öteye geçmemektedir. Oysa Kâbe’nin tarihi Milat’tan binlerce yıl önceye uzanmaktadır. Dolayısıyla tarihi kaynaklarda yer alan Kâbe ile ilgili bilgilerden önemli bir kısmı, kaleme alındıkları tarihten yüzlerce hatta binlerce yıl önceki olayları anlatan, nesilden nesile sözlü olarak nakledilmiş söylentilerden, inanışlardan ibaret kalmaktadır. [3][4]

Mekke’de bina edilen Kâbe-i Muazzama, yeryüzünde kurulan ilk binadır. Bundan 40 yıl sonra da Mescid-i Aksa yapılmıştır.[5]

Kurân-ı Kerîm’de Kâbe ile ilgili olarak şu âyetler yer almaktadır:

“Gerçek şu ki; insanların ibadet etmesi için ilk kurulan ev (mabet), Mekke’deki o kutsal ve bütün alemler için hidayet kaynağı olan Kâbe’dir.” (Al-i İmran 96)

Hani İbrâhim’e, Beytullah’ın yerini hazırlamış ve ona: “İlâhlığımda, otoritemde, mülkümde, tasarruflarımda bana kanunlarımın üzerinde câri olduğu hiçbir varlığı ortak koşma, gizli şirke düşme, başka otoriteler de kabul etme. Evimi, tavaf edenler, orada cemaat halinde ibadet ve dua edenler, kıyamda durarak, rükûlara vararak namaz kılanlar, İslâmî faaliyetlere katılanlar, secdelere kapananlar için temiz tut.” demiştik. (Hac 26)

Kâbe’yi insanlar için bir toplanma ve güven yeri kıldık. Siz de İbrahim’in makamından kendinize bir namaz kılma yeri edinin. İbrahim ile İsmail’e “Tavaf edenler, orada ibadet için itikafa çekilenler, rüku ve secde edenler için evimi temizleyin” diye emir vermiştik.

İbrahim: “Ey Rabbim! Burasını güvenli bir belde kıl. Halkından Allah’a ve ahirete iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır” demişti. Allah da: “Kim küfrederse onu da kısa bir süre geçindirir sonra ateş azabına atarım. Orası ne fena bir varış yeridir” demişti. İbrahim, İsmail’le birlikte Evin (Kâbe’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): ’Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin’. (Bakara 125-127)

İnsanlar arasında haccı ilân et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yol ve diyarlardan yorgun argın gelen, zayıf develer üzerinde, kendilerine ait birtakım yararları müşahede etmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini anmaları -kurban kesmeleri- için sana Kâbe’ye gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de fakir ve yoksullara yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve eski evi tavaf etsinler. Kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır (Hac 27-29)

Hac farizasının başlıca sebebi olan kıblegâhımız Kâbe-i Muazzama’nın ilk ev oluşu, Âl-i İmrân Sûresi’nin 96. âyet-i kerimesinde açıklığa kavuşmuştur. Bu âyet-i kerîmede Allah: “Şüphesiz insanlar için mübarek ve hidayet olmak üzere konulan ilk ev (Kâbe) elbette ki Bekke’de (Mekke’de) olanıdır” buyurmuştur.

Âyet-i kerimede geçen “Evvele Beytin” lâfz-ı celilini “ilk mabed” manasına anlayanlar, Kâbe’nin, Hz. İbrahim tarafından inşa edildiğine kanidirler. Bu kimseler delil olarak Ebu Zerr-i Giffari’nin Resulullah’tan naklettiği bir hadis-i şerife dayanmaktadırlar. Bu hadis-i şerifte, ilk yapılan mescidin Mescid-i Haram olduğu beyan edilmektedir. Ancak bu mübarek binanın ilk temelinin Hz. İbrahim tarafından atılarak inşa edildiğine dair herhangi bir işaret elde bulunmamaktadır.[5]

Bu âyetlerin varlığı, Kâbe’nin Hz. İbrâhim’den önce de var olduğu, ancak yıkılıp uzun zaman içinde yerinin kaybolduğu ve Hz. İbrâhim tarafından bulunarak yeniden yapıldığı olarak yorumlanmıştır. [6]

Kâbe’nin İnşası

Kâbe’nin ilk defa ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı hususunda ihtilâf vardır.[6] Kurân-ı Kerîm’de Kâbe’nin Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmâil tarafından bina edildiği belirtilmekteyse de kimi kaynaklarda ilk defa Hz. Âdem tarafından inşa edildiği iddia edilmiştir.[7]

Kâbe’nin ilk defa kim tarafından inşa edildiğine dair Kurân-ı Kerîm’de açık bir ifade olmamasına karşılık [8] kaç defa inşa edildiği hakkında birçok rivayet vardır: [9] Bu rivayetleri dört madde halinde sıralayabiliriz. Bu rivayetlere göre Kâbe’nin;

  1. İlk olarak melekler tarafından,
  2. İkinci olarak Hz. Âdem tarafından,
  3. Üçüncü olarak Hz. Şit tarafından ve
  4. Dördüncü defa Hz. İbrahim ve Hz. İsmail tarafından

inşa edildiği rivayet edilir.[10]

1. Kâbe’nin Melekler Tarafından Tesisi

İslam tarih kitaplarında nakledilen kimi rivayetlere göre, Kâbe yeryüzü yaratılmadan önce de mevcuttur. Hatta yeryüzünün yaratılması, Kâbe’den başlayarak gerçekleştirilmiştir.[11]

Bu görüşe göre Allah, meleklere yeryüzünde beyt-i muhterem bina edilmesi için melekler göndermiş ve meleklere: “Yeryüzünde benim için bir beyt-i muazzam bina edin. Dünya semasında Beyt-i Mamur tavaf olundukça, arz üzerinde yapacağınız bu seçkin makamda yeryüzünün sakinleri tarafından ziyaret ve tavaf olunsun.” diye hitap buyurdular. Bu emir verildiğinde henüz Hz. Âdem yaratılmamıştı.[10]

Ezrakî, bu rivayet çerçevesinde Kâbe’nin ilk prototipinin Allah tarafından Arş’ın altında kurulduğunu, sonra Allah’ın emriyle, meleklerin bu mabedin benzerini onun tam hizasında yeryüzünde inşa ettiklerini belirtmektedir. Meleklerden sonra Kâbe, Hz. Âdem tarafından inşa edilmiş, Hz. Âdem’den sonra da evladı tarafından yenilenmiştir. Bu görüşü savunan tarihçilerin naklettikleri rivayetlere göre; Kâbe’nin tarihi, Dünya’dan daha eskidir.[11]

2. Kâbe’nin Hz. Âdem Tarafından İnşası

Bu görüşü savunanlara göre Hz. Âdem yasak meyveden yiyip cennetten kovulunca (rivayetlere göre bu cennet yeri tam tespit edilemeyen dünyada bir bahçedir) kurak, meyvesiz bir arazi olan Mekke’ye atıldı.[12] Hz. Âdem, yeryüzüne indirildikten bir süre sonra, [2] Allah kendisine Mekke’de bir bina yapmasını emretti.[8] ve Hz. Âdem, meleklerin yardımıyla, Kâbe’yi İnşa etti.[2]

3. Kâbe’nin Hz. Şit Tarafından İnşası

Hz. Âdem’in inşa ettiği Kâbe binası, Hz. Âdem’in oğlu Hz. Şit tarafından onarılarak Nûh tûfanına kadar geldi. Tûfanla beraber Kâbe de yıkıldı, izleri kayboldu.[2]

4. Kâbe’nin Hz. İbrahim ve Oğlu Hz. İsmail Tarafından İnşası

İslamiyet’in kutsal kitabı Kurân-ı Kerîm’de ve Hz. Muhammed’in sözleri arasında da Kâbe’nin inşasıyla ilgili bazı bilgilere rastlamak mümkündür. Bu bilgiler, yukarıda sözünü ettiğimiz rivayetlerin aksine, Kâbe’nin ilk olarak Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşa edildiğine işaret etmektedirler. Örneğin, Kâbe ile ilgili olarak Kurân-ı Kerîm’de geçen birkaç ayette şöyle denilmektedir:

“Doğrusu insanlar için konulan ilk mabed şüphesiz ki, Mekke de bulunan çok mübarek ve bütün alemlere hidayet olan beyttir” (Ali İmran 96)

“Ey Resulüm hatırla o zamanı ki, biz Kâbe’nin yerini İbrahim’e beyan etmiştik” (Hac 26)

“Ve o zaman İbrahim ile İsmail Kâbe’nin temellerini yükselttiler” (Bakara 127)

Hz. Muhammed’den nakledilen bir hadiste de, yeryüzünde bina edilen ilk mabedin Kâbe olduğu ve Kâbe’nin Küdüs’teki Süleyman Mabedi’nden 40 yıl önce inşa edildiği belirtilmektedir.[22] Bize göre de, Kâbe ilk olarak Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail tarafından inşa edilmiş olmalıdır.

Kâbe’nin inşasını Hz. Âdem’e hatta Adem’den de öteye götüren rivayetleri, Kâbe’ye duyulan aşırı sevginin, ona atfedilen büyük kudsiyetin hatta belki de bir ölçüde Müslümanların kendi mabedini başkalarının mabedine karşı üstün ve önce kılma çabasının bir neticesi olarak görmek mümkündür.

Üstteki ayetlerden de anlaşılabileceği gibi Kâbe, Kurân-ı Kerîm ile hadis ve tarih kitaplarından anlaşıldığına göre, Allah’ın emri üzerine insanların haccetmeleri yani tavaf etmeleri için bina edilmiştir. Yerini de Hz. İbrahim’e Allah göstermiştir.

Kaynaklarda geçen kimi rivayetlere göre, Kâbe’nin inşası ile Mekke’nin inşası eş zamanlıdır. Yani Mekke’nin kuruluşu Kâbe’nin inşasıyla başlamıştır. Tarihi kaynaklarda Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşası ile ilgili şöyle bir haber nakledilmektedir: [11]

“Hz. İbrahim karası Sara’nın geçimsizliği, hissi rekabeti sonucu diğer ikinci karısı Hacer ile ondan doğma çocuk yaştaki İsmail’i alıp Mekke’ye gelir. Bu sırada Mekke gayri meskun bir yerdir. Hz. İbrahim, anne ile oğlunu bir kırba su ve bir miktar hurma azıkla Kâbe’nin bulunduğu yere bırakıp gider. Kendisine, bu davranışının sebebini soran karısına, bu işin Allah’ın emri olduğunu söyler. Hz. İbrahim, zaman zaman gelip Hacer ile oğlunu ziyaret etmektedir. Yine böyle bir gelişinde 30 yaşlarına basmış oğluna, Allah’ın kendisine bir beyt, mabet yapmasını emrettiğini söyler ve oğlundan·inşa faaliyetinde kendisine yardımcı olmasını ister.

İbn Haldun’un ifadesine göre, bu sırada İsmail, annesi ve kendisi için bir ev yapmıştır. Evinin etrafını taş ve topraktan oluşan bir duvarla kuşatmak suretiyle teşkil ettiği avluyu da koyunları için ağıl olarak kullanmaktadır. İşte Hz. İbrahim ile oğlu İsmail, Kâbe’yi bu ağıl olarak kullanılan avluya bina etmişlerdir.[13]

Hz. İbrahim, Kâbe’yi biraz yüksekçe bir mevki üzerinde kurmuştur. İnşaatta Mekke’yi çevreleyen dağlardan getirilmiş taşlar kullanılmıştır. İnşa işini Hz. İbrahim yürütmüş, oğlu İsmail de ona taş taşımıştır. Binanın duvarları biraz yükselince, Hz. İbrahim inşaata devam edebilmek için ayağının altına iskele görevi görecek bir taş almış ve inşaatı böylece tamamlamıştır. Hz. İbrahim’in ayağının altına aldığı bu taş, daha sonra “Makam-ı İbrahim” diye anılmış ve kutsanmıştır.[11]

Bu konuya ilişkin kaynaklardaki bilgilere göre Kâbe’nin Hz. İbrahim tarafından inşasında birtakım esrarengiz olaylar olmuştur. Sözgelimi Hz. İbrahim, Kâbe’yi inşa etmek için Mekke’ye geldiğinde, yanında bir melek ve ’Sekine’ adı verilen bir “şey” vardı. Sekine’nin ne olduğu konusunda çelişkili ve farklı bilgiler öne sürülmektedir. Kimilerine göre, Sekine iki kanadı ve kedi başı gibi bir başı olan ve çok hızlı uçan bir “kuş”tu. Kimilerine göre ise Sekine’nin insan yüzüne benzeyen bir yüzü vardı ve bir tür inilti sesi çıkarırdı. Daha başkaları ise Sekine’nin hoş bir rüzgâr olduğunu öne sürüyorlardı.

Hz. İbrahim, bugünkü Kâbe’nin bulunduğu yere gelince Sekine, ona, “Burada dur!” dedi. Kâbe’nin yeri bu şekilde belirlendikten sonra Sekine, içinde baş şekli bulunan bir bulut biçiminde yere indi. Bulut ona Kâbe’nin inşa edileceği yer üzerinde görünerek şöyle dedi: “Ey İbrahim! Rabbin sana bu bulutun altında ve onun ölçüsünde bir temel kazmanı emrediyor.” Hz. İbrahim de bulutun gösterdiği ölçülerde yeri kazmaya başladı. Oğlu Hz. İsmail de ona yardım ediyordu. Bir süre sonra Kâbe’nin Âdem tarafından inşa edildiği zamanki ilk temeline ulaştılar. Bundan sonra meleklerin de yardımıyla Kâbe inşa edilmeye başlandı. Kâbe’nin inşasında kullanılan taşların, Sina, Lübnan, Hira, Zeytinlik ve Cudi dağlarından getirildiği söylenir.[3]

Hz. İbrahim, Kâbe-i Muazzama’yı, Allah’ın emriyle bina etmeye başladığında yüksekliğini 9 zirâ, doğu tarafinı 32, batı tarafını 31 ve kuzey ve güney taraflarını da aşağı yukarı 20 zirâ uzunluğunda yaptı. Ayrıca bu mübarek binaya, doğu ve batı tarafından, yer seviyesinde olmak üzere iki kapı yeri bıraktı. Bu kapılara açılır-kapanır kanatlar takılmadı. Kâbe’nin üstü de örtülmedi. Kapılara kanat takma işini Yemen Meliki Tübba yerine getirerek kitlenir şekle soktu.

Kâbe, Hz. İbrahim tarafından inşa edildiğinde yüksekliği 19 arşın (on üç metreye yakın) kadar olup, tavansız ve penceresizdi. Tavafa başlangıç olmak üzere Ebu Kubeys Dağı’ndan Hacerü’l-Esved (siyah taş) getirilerek bugünkü yerine konmuştur. Hacerü’l-Esved, 19 santimetre çapında, beyzi şekilde siyah ve kırmızı karışımı renkte, feldispat cinsinden bir taştır.[5]

Kabe
Hz. İbrahim tarafından inşa edilen Kâbe.

Ezrakī’nin rivayetine göre Hz. İbrâhim ile oğlu İsmâil’in yaptığı binanın duvarları harçsız olarak üst üste konulan taşlarla örülmüştü ve kuzeydoğu duvarı 32 zirâ, güneybatı duvarı 31 zirâ, güneydoğu duvarı (Hacerü’l-Esved ile Rüknülyemânî arası) 20 zirâ, kuzeybatı duvarı ise (Rüknülırâkı ile Rüknüşşâmî arası) zirâ uzunluğunda idi. 9 zirâ yüksekliğindeki binanın biri şimdiki kapının yerinde, diğeri onun karşısında olmak üzere yer hizasında iki kapısı vardı; üzeri açıktı ve içine mahzen olarak bir çukur kazılmıştı. İnanışa göre bugün Makam-ı İbrâhim denilen büyük taş, Hz. İbrâhim’in insanları hacca davet için üzerine çıktığı taştır.[14][10]

Tevhid Dininin Unutulması

Hz. İbrahim Kâbe’nin inşâsını tamamlayınca Cebrail gelip kendisine hac ibadetinin nasıl yapılacağını öğretti. O da insanları hac ibadetine davet edip oğlu ile birlikte görevini tamamladıktan sonra İsmail’i burada bırakarak tekrar Filistin’e döndü. Böylece Mekke’de tevhid dini geleneği başladı ve bu gelenek, zaman içinde şirke karışmakla birlikte Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilmesine kadar varlığını sürdürdü.[15]

Kâbe’yi ziyaret, Hz. İbrâhim zamanından putperestliğin yayılışına kadar tevhid esaslarına uygun olarak sürdürülmüştü. Mekke’de putperestliğin başlamasıyla müşrikler Kâbe ve çevresine çok sayıda put dikerek burayı puthaneye çevirdiler; ayrıca zaman içerisinde tavafı çıplak yapmaya başladılar. Hz. İbrâhim’in dinine bağlı Hanîfler gibi birçok kişi ise Kâbe’yi putperest anlayışın dışında ziyarete devam etti. Mekke müşrikleri Kâbe’yi ve etrafını putlarla doldurmalarına rağmen hiçbir zaman onu bu putlara nispet etmemişler, daima Beytullah olarak görmüşlerdir. Fakat kendilerini Allah’a yaklaştırdığına inandıkları putlara kurban kesip dua etmekten de vazgeçmemişlerdir. Müşrikler bir yandan da Kâbe’nin imarına çalışır ve hacılara ücretsiz olarak su ve yemek dağıtırlardı.[14]

Başlangıçta, Hz. İsmail tarafından yürütülen Mekke ve Kâbe’nin idaresi ondan bir nesil sonra Cürhümlüler’in eline geçti. Önceleri Hz. İsmail’in tebliğ ettiği dini benimsemiş olan Cürhümlüler, zamanla sapıklığa düştüler. Kâbe’ye saygı göstermediler, gizli açık her türlü ahlâksızlığı yapmaya başladılar. Kâbe’ye takdim edilen hediyelere el koydukları gibi hac maksadıyla şehre gelenlere de kötü davranmaya başladılar.

Cürhümlüler’in Mekke hâkimiyeti sırasında Güney Arabistan’daki sel felâketi (seylü’l-arîm) yüzünden kuzeye göç ederek Mekke civarına gelen Huzâa kabilesi, Amr b. Luhay liderliğinde Cürhümlüler’le yaptıkları savaşta onları mağlup ederek şehirden çıkardı. Cürhümlüler, Hacerü’l-Esved’i yerinden söküp bir yere gömdükten ve Zemzem Kuyusu’nu kapatıp yerini belirsiz hale getirdikten sonra tekrar ilk yurtları olan Yemen tarafına gittiler. Cürhümlülerle Huzâa arasındaki savaşta İsmailoğulları, sayılarının azlığı sebebiyle taraf olmadı ve Benî Huzâa ile anlaşarak şehirde kalmaya devam etti.

Huzaalılar zamanında kabilenin ileri gelenlerinden Amr b. Luhay, Mekke ve Kâbe idaresini eline alınca tevhid geleneğini bozup şehirde putperestliğin başlamasına sebep oldu. Bundan dolayı “Arabistan’a putperestliği sokan kişi” olarak tanınır. Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği, Allah’ın birliği (tevhîd) esasına dayalı Hanîf dinini bırakarak putperestliği ve çok tanrıcılığı (politeizm) benimsediği için bu hadise Arapların İslâmiyet’ten önceki tarihlerinde bir dönüm noktası sayılır. Amr, Hübel’den başka putlar da dikmiş ve rivâyete göre putlara bahîre, sâibe, vasîle ve hâmî adlarıyla bazı hayvanların adanması âdetini de ilk o başlatmıştır. Bu âdete göre Câhiliyye devrinde deve ve koyun gibi bazı evcil hayvanlar putlara adandıktan sonra serbest bırakılır; böylece kutsal bir mahiyet kazandığına inanılan bu hayvanlardan bazı istisnalar dışında bir daha faydalanılmazdı.[15]

Kabe

Cahiliye Döneminde Kâbe

Câhiliye Araplarının hem Hicâz’da, hem de Hicâz dışında mevcut olan mabetleri arasında en şöhretlisi Allah’ın evi olduğuna inandıkları Kâbe’ydi. Mekkeli Araplar, Kâbe’nin bakımına ve korunmasına büyük önem verirlerdi. Kâbe, hem Kureyşliler, hem de diğer Araplar arasında saygı görür; sadece hac döneminde değil, diğer zamanlarda da tavaf edilirdi. Ayrıca Kâbe’nin yanında kurban kesme âdeti de vardı.

Kâbe’den başka yarımadanın çeşitli yerlerinde yüz kadar ev daha vardı. İnsanlar, bu put evlerinde (tağut) ibadet ederlerdi. Kâbe’nin yanında olduğu gibi bu evlerin yanında da kurban kesilirdi. Tağutlar tavaf edilir; Önlerinde fal okları çekilir; hediyeler sunulurdu.[7]

Hacerü’l-Esved, Resulullah tarafından yerine yerleştirildikten sonra, üzerine duvar örüldü. Kâbe’nin tavanına kadar ahşap bağlama kiriş sıraları 15, taş sıraları da 16 oldu. Kureyşiler; Kâbe’nin, kendilerinden önce dokuz arşın olan yüksekliğine dokuz arşın daha eklediler. Böylece, Kâbe’nin yerden tavana kadar yüksekliği on şekiz arşını buldu. 

Kâbe’nin duvarları, bir sıra taş, bir sıra ahşap bağlama kirişleriyle örülüp tavan seviyesine yükseltildiği zaman, Rum marangoz Bakam, Kureyşlilere: “Kâbe’nin tavanının kubbeli mi, yoksa düz mü olmasını istersiniz?” diye sordu. Kureyşliler: Rabbimizin beytinin tavanını düz olarak yap” dediler. Böylece, Kâbe’nin tavanını düz yaptılar. Kâbe’nin son ahşap sırası üzerine on beş hezen (kiriş) attılar ve tavanı onun üzerine koydular. Kâbe’nin içinden de, iki sıra altı direk diktiler. Kâbe’nin Şam tarafındaki duvarından Yemen tarafındaki duvarına kadar, her sırada üç direk bulunuyordu. Kâbe’nin damına, dam suyunu Hicr mahalline akıtacak biçimde bir Kâbe’nin içinden, damına çıkmak için de, Şam köşesinden ahşap bir merdiven yaptılar.

Kâbe’nin tavanını, içindeki direklerini ve duvarlarını yaldızladılar. Direklerin üzerlerine, peygamberler ve meleklerle ağaç resimleri çizdiler. Kapıya doğru olan direkte Hz. Meryem’le kucağında Hz. İsa’nın resmi, öteki direklerde de peygamberlerin, meleklerin, oklarla fal çeken ihtiyar bir adam şeklinde Hz. İbrahim’in resmi, bir koç ya da bir koç başı ile ağaç resimleri çizilmişti. Hz. İbrahim gibi, Hz. İsmail de eliyle fal oku çeker bir şekilde tasvir edilmişti. Hz. İsmail’den sonra, oğullarından Kuşayy’a ve ötekilerine ait olmak üzere, renk renk boyalarla altmışa yakın sûret çizilmiş olduğu gibi, sûretlerin her birinin karşısında da, kendilerinin ibadetlerinin şekli ve işlerinden en çok anılanı, çizgilerle belirtilmeye çalışılmıştı.

Kureyşliler; Kâbe’ye, kilitlenir, açılır bir kapı da taktılar.  Kâbe yıkılacağı zaman, Ebu Talha’ya emaneten bırakmış oldukları malları ve zinet eşyasını getirtip Kâbe’nin deposuna yerleştirdiler. Hz. İsmail’in yerine kurban edilmiş olan koçun iki boynuzunu deponun üzerine astılar. Hübel putunu da, Kâbe’nin içindeki eski yerine, Kâbe deposunun üzerine diktiler. Kâbe’ye, Yemen bürüdünden bir örtü de örttüler.[16]

fil vakası

Fil Olayı

Habeşistanlıların işgal ettiği Yemen’de görevli Habeş valisi Ebrehe, burada Hıristiyanlığı yaymaya çalışırken, bu dini Orta Arabistan’a da yaymak, müttefiki olan Bizans’ın düşmanı olan Sasanileri güneyden kuşatmak ve büyük bir turizm ve ticaret gelirine sahip olan Mekke’yi ele geçirip buraya gelen insanları güneye yönlendirmek amacıyla [17] Yemen’de büyük bir kilise inşa eder.[18] İnsanları kiliseye çekebilmek için de kilisenin yapımında çok değerli malzemeler kullanmayı ihmal etmez.[19]

Kilise yapılınca Arapları Kâbe’yi bırakıp bu kiliseye ibadete davet eder. Ancak Araplar açısından Kâbe’nin değeri çok büyük olduğundan bu çağrıya kulak vermezler, hatta kiliseyi tahkir amacıyla bazı girişimlerde bulunurlar. Bunun üzerine Ebrehe, fillerle desteklenen yaklaşık 60 bin kişilik ordusu ile Kâbe’yi yıkmak üzere Mekke’ye doğru hareket eder.

Ordu, Mekke yakınlarında bir vadide Kuran’da isimleri “Ebabil Kuşları” olarak bahsedilen kuşların attığı taşlarla helak edilir. Ordunun bir kısmı Ebrehe ile beraber Yemen’e döner ve Ebrehe Yemen’de ölür. Onun yakalandığı hastalıktan ötürü kuş kadar küçüldüğü, göğsünün yarılıp su ve irin topladığı, yarasından kan sızdığı, etlerinin döküldüğü aktarılır.[19][20]

Kuran, olayı şöyle anlatır:

“Haberin yok mu Rabbin Fil Ordusu’na ne yaptı? Onların kurnazca planlarını tamamen bozmadı mı? Üzerlerine kalabalık sürüler halinde uçan varlıklar saldı, onlara önceden tesbit edilmiş taş gibi sert azap darbeler vurdular ve onları yalnız sap dipleri kalasıya yenmiş bir ekin tarlasına benzettiler.” (Fil Suresi, 1-5)

Hakem Olayı

Hz. Muhammed, 35 yaşında iken, yenilenen Kâbe binasının duvarında Hacerü’l-Esved’i (kara taş) yerine yerleştirme işinde Kureyş kabilelerine hakemlik yaptı. Mekke’de sık sık su baskınları oluyor ve seller meydana geliyordu. Yıllardan beri bu sellerden Kâbe hasar görmüş, duvarlarında çatlaklar meydana gelmiş ve hatta bina yıkılmaya yüz tutmuştu. Binanın tavanı da bulunmadığından içindeki kıymetli eşyalar, hırsızlar tarafından çalınma tehlikesi ile karş karşıya bulunuyordu. Bu sebepten Kureyş kabileleri toplanarak binayı yenilemeye karar verdiler.

Tam bu sırada Kızıldeniz’de fırtınaya tutulan bir Bizans gemisi, Cidde yakınlarındaki Şuayba’da karaya oturmuş ve parçalanmıştı. içlerinde Velid b. Muğîre’nin de bulunduğu bir grup Kureyşli, kazânın meydana geldiği yere giderek geminin enkazını Kâbe’nin inşaatında kullanmak üzere satın aldılar. Gemide bulunan Bizanslı inşaat ustası Bâkûm’u da yanlarına alarak Mekke’ye getirdiler.

Kâbe’nin duvarları Hz. İbrahim tarafından yapıldığı söylenen temele kadar söküldü. Kureyş kabilesinin her birinin inşa edeceği kısımlar kur’a ile belirlendi, Her kabile, kendi payına düşen kısmı örmeye başladı. Bu arada, halkın helâl kazancından yapacağı bağışların kabul edildiği de ilân edildi. Hz. Muhammed de inşaat işinde çalıştı. Amcası Abbas ile birlikte taş taşıdı. Hz. İbrahim tarafından Kâbe’nin inşası sırasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirilmiş olan Hacerü’l-Esved’in yerine konulmasına sıra gelince, her kabile bu şerefin kendisine ait olmasını istedi.

Ortaya çıkan anlaşmazlık neredeyse savaşa dönüşecekti, Çünkü Abdüddâr oğulları ve Adî oğulları, bu şerefi başkasına bırakmayacaklarına dair yemin ettiler. İnşâata 4-5 gün ara verildi. Bu arada Kureyşlilerin en yaşlısı Ebü Umeyye b. Muğîre’nin teklifi üzerine Harem-i Şerifin Benî Şeybe kapısından ilk giren şahsın hakem tayin edilmesine karar verildi. Tam o sırada beklenen yerden Hz. Muhammed çıkageldi. Kureyşliler hep bir ağızdan “Bu, güvenilir (emin) bir kimsedir, Onun vereceği karara razıyız.” dediler.

Mesele Hz. Muhammed’e anlatıldığında, hemen sırtından abasını (ridâ) çıkararak yere serdi. Hacerü’l-Esved’i üzerine koydu. Her kabileden birer kişiyi abanın kenarlarından tutturarak konulacağı yere getirtti. Burada taşı bizzat kendi eliyle yerine yerleştirdi. Kureyşliler, Hz. Muhammed’in problemi çözmesinden son derece memnun oldular. Çünkü savaşa yol açabilecek bir ihtilaf büyümeden ve hiç bir kabilenin gücenmesine fırsat verilmeden halledilmiş oldu.[21]

İslam Sonrası Kâbe

İslâm’ın gelmesiyle Kâbe’nin önemi daha da arttı. Müslümanların beş vakit namazlarında yöneldikleri bir mevki oldu. Kıble adını aldı. Kıbleye yönelmek, yani, Kâbe istikametine dönmek namazın şartlarından biridir. Ayrıca zengin Müslümanların ömürde bir kere Kâbe’yi haccetmeleri farz kılındı. Her yıl diledikleri kadar Kâbe’yi tavaf ederek umre ibadetini yapmalarına da izin verildi. [2]

Kabe

Kâbe’nin Geçirdiği Tamiratlar

Kâbe-i Muazzama’nın ilk tamiratını Amalikalılar yapmıştır. Amalika kabilesi, tekrar inşa ettikleri Kâbe’nin duvarlarını yüksek yaptıktan başka, içini ve dışını nakışlarla bezemişlerdir. İnşaat bittikten sonra, Kâbe’yi ziyaret edenlerin sayısında artma olmuş ve Amalikalılar bundan istifade ederek Kâbe’yi ticaret vesilesi yapmışlardır. Öyle ki, ücret ödemeyen ziyaretçilere, Zemzem suyundan bir yudum dahi vermemişlerdir. Bu durum karşısında mağdur olan ziyaretçiler, gittikçe azalmaya başlamış ve neticede Kâbe’nin yüksek duvarları bakımsızlıktan yıkılır hâle gelmiştir. Nihayet Seyl’ül-Ferra adı verilen sel felâketi ile mukaddes bina tamamen yıkılmıştır. Bundan sonra da Amalikalılar, bulundukları bölgede tutunamayıp gitmişlerdir.

Mekke’nin hâkimiyetini eline alan Curhumîlerin reisi Haris bin Medad-ı Asgar, Kâbe’nin ikinci tamir edeni olarak tarihte tanınmaktadır. Haris, Kâbe’yi yeniden inşa ettirdikten sonra kapısına iki kanat ve kilit taktırmıştır. Curhumîlerin Mekke bölgesinde gittikçe azıtmaları dolayısıyla Kâbe-i Muazzama’nın bakımı yapılmamıştır. Bundan dolayı bina oldukça harap duruma düşmüştür.

Cürhümlüleri Mekke bölgesinden uzaklaştıran Huzaa kabilesi, önce Hacerü’l-Esved’i gizlenilen yerden çıkarıp yerine koydu. Sonra da Kâbe’yi adeta yeniler şekilde tamir ettiler. Huzaa kabilesinin reisi Gübşin, Beyt-i Şerif’in bakımını bizzat üzerine aldı ve bu işi en büyük evlâtlarına bırakmak sûretiyle yürütmeye çalıştı. Son olarak Kâbe’nin bakımı Huleyl ibni Habeşiyye’ye intikal etti.

Hz. Peygamberimizin beşinci batında dedeleri olan Kusayy İbni Kılâb, Huleyl’in kızı Hibla ile evlendi. Huleyl ölünce Mekke’nin idaresi Kusayy’ın eline geçti. Buna hiç kimse itiraz etmedi. Çünkü gerek Huzaa ve gerekse civarda bulunan Beni Bekir kabileleri, Kusayy’ın Hz. İsmail soyundan olduklarını biliyorlardı.

Kâbe-i Muazzama’nın dördüncü kez tamiri, Hz. Muhammed’in otuz beş yaşlarında bulunduğu sırada olmuştur. Bu inşanın sebebi, Kâbe’deki kıymetli eşyanın çalınması, Kâbe’de buhur yakan bir kadının yaktığı ateşten sıçrayan bir kıvılcımın Kâbe’nin astarını tutuşturarak duvarlardaki ağaçların yanmasına ve dolayısıyla taşların oynamalarına sebep olması ve üçüncü olarak gelen bir selin, duvarları temelinden tahrip etmesi olmuştur.

Kâbe-i Muazzama’nm beşinci tamiri, Emevi hükümdarı 1. Yezid’in kumandanlarından Hüseyin bin Numeyr’in Mekke’yi kuşatan ordusunun mancınıklarla Kâbe-i Muazzama’yı taşa tutması, yağlı fitiller atarak Beyt-i Şerif’in örtüsünün yanmasına sebep olması sonunda, H. 64-65 yılında Abdullah İbn-i Zübeyr bin Avvam tarafindan yapılmıştır. Abdullah ibni Zübeyr, Kâbe’nin ilk yapıldığı şekilde kapı sayısını ikiye çıkarmıştır. Halbuki daha önceki inşalarda tek kapı yapılarak bu zamana kadar gelinmişti.

Kâbe’nin altıncı kez tamiri, Emevi hükümdarı Abdülmelik ibni Mervan zamanında, onun kumandanı Haccac bin Yusuf’a emir vermesi ile yapılmıştır. Haccac, H. 73 yılında, Mekke üzerine yürüdüğü zaman şehri bir hayli harap duruma sokmuştu. Bu arada Abdullah İbni Zübeyr’i bertaraf etmişti. Bu olaydan sonra Abdülmelik’ten aldığı emir üzerine Kâbe’yi tekrar inşa ettirerek kapı sayısını bire indirip, Hicri (yani Hazire-i İsmail’i) dışarıda bırakmıştır. Bugünkü şekil o zamandan bu zamana kadar devam ede gelmiştir.

Haccac’ın Kâbe’yi yenilemesinden sonra, Osmanlı hükümdarı Sultan 1. Ahmed zamanına kadar bu mübarek bina, herhangi bir tamir görmedi. Mekke emiri Olan Şerif İdris, Mekke eşrafının onayını alarak Kâbe’nin tamire ihtiyacı olduğunu İstanbul’a bildirdi. Sultanahmed Camii’nin banisi olan 1. Ahmed, derhal Kâbe’nin tamiri için emir verdi ve derhal tamir yapıldı.

Kâbe’nin, Sultan 1. Ahmed tarafından tamiri üzerinden 18 yıl geçtikten sonra, H. 1040 (M. 1630) yılında yağan şiddetli yağmurlar, Kâbe’de çok büyük hasar meydana getirdi. Durum, Mekke şerifi Şerif Mes’ud tarafından İstanbul’a bildirildi. Sultan Murad, hemen gerekli emirleri vererek Kâbe’nin eski (yani bugünkü) şekli üzerine inşasına başlandı ve çok kısa bir zaman içinde bitirildi.

Kâbe-i Muazzama’yı en son tamir ettiren, Suudi Arabistan Kralı Faysal’dır. 1956 yılında çatıda ve duvarlarda bazı çatlakların ve yarıkların görülmesi üzerine iki yıl süren bir tamire başlandı.[5]

Bugünkü Durum

Kâbe’nin içinde halen yedi yazılı mermer levha vardır. Bunlardan beş tanesi batı duvarında ve birer tanesi de doğu ve kuzey duvarlarında bulunmaktadır. Bu mermer levhalarda muhtelif emir, hükümdar ve kadıların isimleri yazılıdır ki, bunlar Kâbe’yi tamir eden ve ettiren kimselerdir. Kâbe’nin ortasında yarım metre çapında kırmızı ile sarı arasında renkleri bulunan üç kavi direk bulunmaktadır. Bu direkler Abdullah ibni Zübeyr tarafindan inşa esnasında oraya konulmuş ve bunlar tavanı tutmaktadır. Hâlen Kâbe’nin döşemesi, daha çok beyaz mermerden yapılmış olup, iç duvarlar renkli ve güzel nakışlarla işlenmiş mermerlerle kaplanmıştır.

Kâbe-i Muazzama’nın içindeki kırmızı gül renkli ipekten dokunmuş bir astar vardır ki, üzerinde beyaz ipek iplikle işlenmiş “Lâilâheillallah, Muhammedürresulullah, Allah Celle Celâlühü” yazısı yazılıdır. Yine aynı şekilde “Ya Hannan, Ya Mennan, Ya Sultan, Ya Subhan” yazıları da bulunmaktadır. Bu astar, tavandan itibaren dört duvarı tamamen örter. Zaman, astarın rengini yavaş yavaş soldurmuş olup, ilk bakışta yeşil yakut kül renkli görünmektedir. Bu astarı H. 1290 tarihinde Osmanlı hükümdarı Sultan Abdülaziz Han koymuştur.

Kâbe’nin içindeki direklerin her üçünün, yerden üçte iki yukarısında ve kuzeyden batıya doğru uzanan bir ahşap lata vardır ki, burada kandil ve avizeler asılıdır. Kâbe’ye, 15-16 basamaklı bir merdivenle girilir. Göze ilk çarpan husus, Hz. Muhammed’in namaz kıldığı yerin siyah mermerle işlenerek, işaretlenmiş olmasıdır. Duvarlar, tavandan aşağıya doğru sarkan üç metre kadar boyunda koyu renkli kalın kumaşlarla örtülüdür.

Hâlen Kâbe, yılda iki defa zemzem ile gülsuyu karıştırılarak hazırlanan sularla yıkanır. İlk yıkama, hacıların gelmesinden önce, ikinci yıkama ise hacıların gitmesinden sonradır.[5]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Doç. Dr. Veysel Kasar, “Tevhid’in Şiarı Olarak Kâbe”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 51, Ağustos 2017, s.1259.
[2] Mehmet Dikmen, “Peygamberler Tarihi”, Nesil Yayıncılık, Ankara 2018.
[3] Şafak Tunç, “Doğru Tarih: Kuran”, Motto Yayınları, 1 baskı, İstanbul 2017, s.146-147.
[4] Yrd. Doç. Dr. Yılmaz Can, “Kâbe”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, İlahiyat fakültesi Dergisi, Sayı: 7, Samsun 1993, s.67.
[5] Hayati Ülkü, “İslam Tarihi”, Çelik Yayınevi, cilt: 1.
[6] TDV, KÂBE maddesi, Cilt: 24, s.15-16.
[7] Kolektif, “İslam Tarihi ve Medeniyeti”, Siyer Yayınları, 1. baskı, İstanbul 2018, cilt: 1.
[8] el-Halîmî, Abdullah Hüseyin b. Hasan (1399/1979). el-Minhac fi şuabi’l-iman, thk.: H Muhammed Fûde, Beyrut: Daru’l fikr y., c.2 s.308.
[9] Eyüp Sabri Paşa, “Mir’atı Mekke” (Kâbe ve Mekke Tarihi)
[10] Tayfun Nasuhbeyoğlu, “Mescid-i Haram”, s.3-4.
[11] Yrd. Doç. Dr. Yılmaz Can, a.g.e., s.68-70.
[12] Süleyman Hayri Bolay, (1988) , “Adem” DİA., İSAM y., I-363.
[13] Abdurrahman b. Muhammed İbn Haldun, “Mukaddime”, çev. S. Uludağ, İstanbul 1983, C. II, s.243.
[14] TDV, KÂBE maddesi, Cilt: 24, s.16.
[15] “İlk Dönem İslam Tarihi”, Kolay AÖF, s.3-4.
[16] M Asım Köksal, “İslam Tarihi”, Erkam Yayınları, cilt: 1, İstanbul 2015.
[17] Philip K. Hitti, “İslam Tarihi”, Çev; Salih Tuğ, İstanbul, 1989, I, 98.
[18] Belazurî, Ensabu’l-Eşraf, Dımeşk, 1997, I, 77.
[19] Doç. Dr. Mehmet Azimli, “Fil Hadisesi Hakkında Bazı Mülahazalar”, Hikmet Yurdu Düşünce-Yorum Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 2, Temmuz-Aralık 2008, s.46.
[20] İbn Hişâm, es-Siretu’n-Nebeviyye, Beyrut, 1994, I, 154.
[21] Doç. Dr. İbrahim Sarıçam, “İlk Dönem İslam Tarihi”, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir 2005, s.56-57.
[22] Zeynüddin Ahmed b. Ahmed Zebidi, “Sahilı-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi”, çev. A. Naim ve K. Miras, Ankara 1980, C. VI, s.21.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Feti Ata, 08.07.2020, 12:03 (UTC):
Kabe adlı bina 4000 yıllık olduğu iddiası var ve ilk ibadethane deniyor. Göbeklitepe 12000 yıllık ve onun içinde ibadethane deniyor. Göbeklitepe arkeolojik olarak daha eski. Kabenin il ibadethane olma iddası yanlış olduğu ortaya çıkıyor.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 52886015 ziyaretçi (134470107 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler