Kuantum Fizigi ve Fizik Bilimi Isiginda Satranca Bir Bakis
 
kuantum fiziği, satranç

Kuantum Fiziği ve Fizik Bilimi Işığında Satranca Bir Bakış

Yunis Halilov

Türkiye Türkçesine Çeviren: Akhenaton

Kategori: Kuantum Fiziği

Kuantum fiziğinin kimi kuralları, hayatta olduğu gibi satrançta da mevcuttur.

kuantum Kuantum dünyasında somut sınırların olmadığı bilinmektedir. Kuantum fiziği için “süregelen zaman” diye bir şey yoktur; “an” vardır. “Bütün” ve “iç içe” kavramını en iyi tanımlayan kelime, “an”dır. Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman, aslında sadece “an”dan ibarettir. Yani, her şey, bir an içerisinde gerçekleşir ve başka bir anda da farklı bir şeye dönüşür. “Hakikat”, sadece o an için geçerlidir. Bu yüzden kalıcı ve mutlak bir hakikatten bahsetmek imkansızdır. Her varlığın kendine özgü zaman ve gerçekliği vardır.

Aslında izafiyet teorisi de bu konudan bahsederek söylenenleri kanıtlar. Evrensel bir gerçek yoktur. Başka bir deyişle, her varlığın kendine ait bir hakikati ya da gerçekliği vardır. Tek gerçek, sürekli değişen ve dönüşen bir enerji ağının varlığıdır.

Bu anlatılanlar, satranç için de geçerlidir. Çok çeşitli varyantlarla, her oyuncu, sırasıyla birden fazla turda belirli seçimler yapma imkânına sahiptir. Bunu kuantum dünyasının “an” kavramı ile özdeşleştirebiliriz. Satrançtaki bu seçim imkanı, gerçeğin sadece o an için geçerli olduğunu gösterir. Satrançta da seçimin kendi gerçeği vardır. Dördüncü dünya şampiyonu Alexander Alexandrovich Alekhine’nin sözleriyle ifade edersek;

“Geçmiş hamlelerin hiçbir anlamı yoktur, sadece an içerisindeki durum vardır. Mantıken, bu oyundaki geçmiş hamlelerin oyuncunun oyunu üzerinde herhangi bir etkisi olmamalıdır. Her hamle, yeni bir durum yaratır.”

Belirtelim ki kuantum fiziğindeki “gerçek” kavramı, satrançta doğru ya da yanlış hamle ya da olasılıklar değil, farklı sonuçlar doğuran çeşitli bitişler olarak anlaşılması gerekmektedir. Satrançtaki tek gerçek ise, sürekli değişen ve dönüşen olasılıklar ağının olduğudur.

paralel evrenler Kuantum fiziğinde “paralel evrenler” teorisi, önemli konulardan biridir. İlk olarak Amerikalı fizikçi H. Everett tarafından ortaya atılan bu teori, kuantum fiziğinde büyük bir rezonansa neden olan tartışmalı bir konu haline gelmiştir. Bir grup fizikçi, bu teoriye dayanarak, bağımsız ve farklı, ancak asla birbirleriyle etkileşmeyen çok sayıda evrenin var olabileceğini öne sürmüştür. George Mason Üniversitesi’nden Dr. Robin Hanson ve bir dizi diğer fizikçi ise zannedilenin aksine, paralel evrenlerin aslında birbirinden bağımsız olmadıklarını ve birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde olduklarını öne sürmüşlerdir.

Ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking’e göre, mantıksal olarak beynimizdeki hiçbir şey, bir bütünden bağımsız olarak gerçekleşmemektedir. Görünür evrenimizin dışında, iç içe geçmiş ve benzerlerimizden oluşan birçok göremediğimiz evren bulunmaktadır. Bu teoriye göre, tüm “paralel evren”ler aynı anda var olurlar ve bu evrenlerde yaşayan bizimle benzer bir bedene ve yüze sahip olan eşizlerimiz vardır. Başka bir deyişle, tüm paralel ikizlerimiz, tüm zamanlarda şu anın içinde gerçekleşmektedir.

Diyelim ki ben, bir seçim yaptım. Yapmadığım diğer seçimi ise paralel bir evrendeki diğer bir ikizim seçmekte ve yaptığı bu seçimi hayata geçirmektedir. Örneğin, bu satırları okumak yerine başka bir işle meşgul olan başka bir “siz”in olduğunu düşünün. Kuantum fiziğinin kurallarına göre, bu farklı “siz”in eylemlerine göre sizin yaptıklarınız değişecek ve size ve zamanınıza göre yeniden tanımlanacaktır. Bu ise tamamen farklı bir evren olma yolunda atılan bir adımdır. Değişmekte olan siz ve yeni tercihleriniz, farklı bir evreni inşa eder.

Söylenenlere göre, kuantum dünyasında, ne zaman bir seçim yapılırsa, yeni bir evren doğmaktadır. Buna rağmen bizler, içinde yaşadığımız evrenden başka bir evren olmadığını zanneder ve “paralel evrenler”in farkına varmayız. Oysa diğer potansiyel “paralel evrenler”de yaşamakta olan diğer “biz”ler ise, bize uyarı mesajları gönderebilirler. Örneğin ben, bir şeyler yapıyorum. Yaptığım bu şey, paralel bir evrendeki eşizimizde, yani diğer “biz”de de kendini gösterebilir.

Tesadüf değil ki “déjà vu” (Fransızca önceden görme) olarak adlandırılan, “yaşadığımız bir olayı sanki daha önce yaşamış ya da daha önce bu olayla ilgili bir sahne görmüş gibi bir hisse kapılmak” şeklinde tanımlayabileceğimiz anlık sezgi durumlarını bugün kuantum fiziği, paralel evrenlerde yaşayan diğer eşizlerimizin davranışları ile ilişkilendirmektedir.

Paralel evrenler teorisi, aslında satrancın da ayrılmaz bir parçasıdır. Dikkat edilirse, çok sayıdaki olasılıkların her birinin kendi içinde bir “dünya”yı inşa ettiği açıkça görülebilir. Benzer şekilde satrançtaki olasılıklar zinciri de birbirine etki eden ve birbiriyle ilgisi bulunan bir bütündür. Oynanılan hamlenin doğurduğu yeni sonuçlar ve bunun dışında — başka başka sonuçlar doğuracak olan — oynanılmamış tüm diğer hamlelerin de mevcut olma olasılığı...

O halde satranç oynadığımız sırada herhangi bir olası bir hamleyi seçmemiz, oynamadığımız diğer hamlelerin de var olmadığı anlamına gelmez. Aksine, oynanmamış tüm bu hamlelerin bir alternatif olarak var oldukları asla göz ardı edilmemelidir.

Diyelim ki oyun sırasında bir hamle yaptık. Bu hamlenin dışında oynamadığımız beynimizin hesaplayamayacağı kadar sayısız hamlenin var olma olasılığı hep vardır ve bu olasılıklar ya da alternatif hamlelerin varlığı asla ve asla inkar edilemez. Bu olasılıkların büyük bir kısmı, beynimizce hesaplanır, tabiri caizse bir çok alternatif hamle, beynimizde farazi olarak oynanır.

Bir bilgisayar ile satranç oynayan herkes, bu alternatif hamleleri istediğinde görme şansına sahiptir. Oynadığınız satranç sunucularının “hafızasına” baktığınızda (Komodo, Stokish, Deep Fritz, vb.) milyonlarca oynanmamış alternatif seçeneğin var olduğunu göreceksiniz. Bu, aslında, tüm seçeneklerin, sonuçların bilindiğini söylemeyi mümkün kılar. Fakat bu seçimler, tıpkı gerçek hayattaki insan davranışlarında olduğu gibi isteğe bağlıdır.

Aslında satranç oynarken de “deja vu”lar yaşıyoruz. Çünkü zihnimiz, diğer potansiyel “alternatif hamleler”i analiz eden beynimize uyarı mesajları iletebilir. Böyle zamanlarda, oynadığımız bir hamleyi sanki daha önce de oynamışız gibi bir hisse kapılırız. Uçsuz bucaksız ve sonu olmayan bu kainatta geniş ölçekli hareket etme manevralarını gerçek hayatta da karşımıza çıkan çok yönlü ve alternatif yolları seçebilme şansımız olsaydı ne olurdu diye kendi kendimize düşündüğümüzde, bunun insan beynini inanılmaz derecede zorlayacağını, kalbimizde bizi hayrete düşürecek hisler uyandıracağını açıkça müşahede edebiliriz.

Tıpkı satranç oyunundaki gibi! Milyarlarca olası hamle, milyonlarca seçenek ve yaptığımız her seçimde yaşayacağımız heyecan ve gerginlikler... İlk satranç dünya şampiyonu olan Wilhelm Steinitz, şöyle demişti:

“Satranç oynamanın heyecanı kadar heyecan veren; beyin, kalp, böbrekler ve karaciğer gibi hayati önem taşıyan organlarımızda, bir anda haddinden fazla gerginlik yaratan başka bir şey daha hayal edemiyorum!”

Albert Einstein Gerçek hayatta olduğu gibi satrançta da kuantum fiziğinin yanı sıra başka kurallar da geçerlidir. Bruce A. Moon, şöyle diyor:

“Oynanan her bir hamle, güç ve toprak dengesini ihlal eder. Ancak bu, her zaman aynı şekilde gerçekleşmez. Bir şeyden vazgeçip kalan diğer ikisinden yeterli derecede karşılık görmek mümkündür. Vazgeçilmeyi mümkün kılan bu durum, birbirine tesir etme mekanizmasıdır.”

Bu açıdan bakıldığında, satrançta taş, zaman ve kalite kavramları, son derece önem arz etmektedir. Diyelim ki satranç oynadığınız sırada bir piyonu feda edersiniz ki rakibiniz, onu kazanmak için birkaç hamle daha yapsın. Başka bir deyişle, rakibinizin zaman kaybetmesini sağlamak için taşlarınızdan birini feda edebilirsiniz. Ya da tam tersine, zamanınızdan feda edip siz onun bir taşını ele geçirebilirsiniz

Satranç oyununda, zor bir durumdan kaçmak, avantajı elde etmek ya da oyunu kazanmak için yaratılan duruma bağlı olarak taş, zaman ve kaliteyi birbirine dönüştürdüğümüz çok sayıda örnek vardır. Avusturyalı satranç oyuncusu Rudolf Spielman, şöyle demekte:

“Satrançtaki maddenin güce çevrilebilme özelliği, avantaj elde etmek için mücadele yöntemlerini büyük ölçüde zenginleştirmektedir.”

Satranç dönüşümün bir başka ilginç örneği, yine piyonlar ile ilgilidir. Şöyle ki, bir piyon, rakibin alanına doğru hareket ederek son hücreye ulaştığında, Şah’tan başka bir taşa dönüştürür ki bu da onu istenilen herhangi bir taşa yükseltebilir.

Satrançta olduğu gibi, gerçek hayatta da bu dönüştürme hali hep vardır. İlk kez 1905’te Albert Einstein tarafından ortaya atılan E = mc² denklemini, hepimiz biliriz: Kütle ve enerji eşitliği, bir cismin kütle ve enerjisi arasında bir ilişki oluşturur. Bu formül, hangi şekilde olursa olsun, enerji ve kütleyi birbirine bağlar. Bu formülde ışık hızının karesi, kütle biriminden enerji birimine dönüşüm için kullanılır.

Yunis Halilov,
Hukukçu.
E-posta: yunishalil@yahoo.com

❮ Yunis Halilov'un Diğer Yazıları Orjinal Makale Azerice Akhenaton'un Diğer Çevirileri ❯






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 52993742 ziyaretçi (134784577 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler