Kuran Harflerinin Tarihsel Gelisimi
 

Kuran Harflerinin Tarihsel Gelişimi

Hazırlayan: Akhenaton

Arap Alfabesinin Kökeni

Eski çağlardan bugüne dek Arapların, kendi buluşları olan bir alfabeleri yoktur.[1] Arap alfabesinin tarihi, Arap yazısının kökeni ve evrimi ile ilgilidir.[2] Yazıyı ilk kullanan Araplar, Yemen Araplarıdır, Eski Yemen ulusları, önceleri, kuzeyden yani Mezopotamyalı, Sümer, Babil gibi uluslardan aldıkları çivi yazısını kullanmışlar, daha sonra bu yazıyı bırakıp daha kolay ve kullanışlı olan, Fenikelilerin ebced alfabesini almışlardır. Bu Fenike yazısı, Mainliler elinde gelişmiş ve bu gelişmeden de Seba, Himyer ve Habeş yazısı çıkmıştır.

Eski Yemenlilerin yabancı uluslardan aldıkları bu yazılar, sessiz harflerden oluşuyordu. Bu harfler, günümüze değin gelen taş ve tunç yazıtlar üzerine şifre gibi yazılmış olanları dışında, asla bitişik durumda görülmezler. İçlerinde sesli harfler bulunmaması bakımından eski Mısır yazısıyla (kopt yazısı) benzerlik gösterir. Sessiz harflerden oluştuklarından yazıtlardaki sözcüklerin söylenişi tamamiyle tahminidir. Bu yazı belki de Fenike yazısı gibi, Sina yazısından alınmadır.[1]

Araplar önceleri, Güney Arabistan’da geliştirdikleri müsned denilen bir yazı kullanmışlardır. Sonra müsnedin yerini bugüne kadar gelen Arap yazısı almıştır. Bu yazı, bitişik Nabat yazısından gelişmiştir.[3] Bu yüzden de Arap alfabesinin Arami alfabesinin Nabati varyasyonunun bir türevi olduğu düşünülmektedir.[2]

Nabat yazısı
Nabat yazısı örneği.

Arap alfabesi Nabat yazısından [4][5] ya da düşük bir ihtimalle doğrudan Süryanice’den [6] evrimleşmiştir. Yazının ilerleyen bölümlerindeki tablolar, Aramice orijinalden Nebati ve Süryanice biçimlerine kadar harflerin şekillerinin geçirdiği değişiklikleri göstermektedir. Gösterilen Arapça yazı, Klasik sonrası ve Modern Arapçadır - özellikle 6. yüzyıl Arap yazısından farklıdır.[2]

Araplar, Nabat alfabesinden aldıkları yirmi iki harfe kendi dillerine özgü sesleri belirten, “revâdif” (ilâveler) adını verdikleri altı harf (ث، خ، ذ / ض، ظ، غ) daha ekleyerek yirmi sekiz harften oluşan alfabelerini meydana getirdiler. Daha sonra Tamaralılar’dan aldıkları lâmelif ile harf sayısı yirmi dokuza çıktı.

Buna göre Arap harfleri, Nebâtî ve Ârâmî alfabeleri yoluyla dünya alfabelerinin çoğunun dayandığı Fenike alfabesine, oradan da Mısır hiyerogliflerine ulaşır. Ancak şarkiyatçılar, köşeli kûfî harflerle kavisli nesih harflerinin asılları Fenike alfabesi olmakla birlikte gelişim seyirlerinin farklı olduğu kanaatindedir. Onlara göre köşeli kûfî harfler Süryânî-Strancilî, Müsned/Himyerî yoluyla Fenike alfabesine ulaşırken kavisli nesih harfleri Hîre-Enbâr, Nabat, Ârâmî yoluyla Fenike alfabesine, buradan da Mısır hiyerogliflerine ulaşır.[7]

nabati aifabesi
Nabati alfabesi.

Öyle görünüyor ki Nabati alfabesi, Arap alfabesi haline gelmiştir:

  1. M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda, kuzey Arap kabileleri Ürdün’e göç etti ve Petra kenti çevresinde bir krallık kurdu. Bu insanlar (artık kabilelerden biri olan Nabatu’nun adından Nabatiler olarak adlandırılıyordu) Kuzeybatı Sami dili olan Nabataean Arapça konuşuyordu.
  2. M.Ö. 2. ya da 1. yüzyıllarda [8][9] Nabataean alfabesinin bilinen ilk kayıtları iletişim ve ticaret dili olan Aramice ile yazılmıştı. Fakat bazı Arapça özellikleri içeriyordu: Nebâtiler konuştukları dili yazmamışlardı. Gelişmeye devam eden Aramice alfabesiyle yazdılar; iki biçime ayrıldı: biri yazıtlara yönelikti (“anıtsal Nebati” olarak bilinir) ve diğeri, papirüs üzerine yazmak için daha el yazısı ve aceleyle yazılmış ve birleştirilmiş harflerle.[10]
  3. Laïla Nehmé, Nebati Aramice’den M.S. 3. ve 5. yüzyıllar arasında ortaya çıkmış gibi görünen ve yerli Arap alfabesinin yerini alan tanınabilir Arap biçimine geçişini göstermiştir.[11][2]

Kadîm Arap yazısının harekelerin olmayışı, Arap yazısının kendisinden doğduğu asıldan kaynaklanır ki bu, Nabat yazısıdır. Birden fazla sesin müşterek bir yazı sembolüyle ifade edilişi de yine bu yazıdan kaynaklanmıştır.[12]

18. yüzyılın ilk yarısında G. J. Klehr de, Arap yazısı ile Nabat yazısı arasında alâka bulunduğunu savunanlar arasındaydı. Daha sonra Theodor Nöldeke, Arap yazısının Nabat yazısından gelişmiş olduğunu söyledi. Bugün İslâmiyet’ten önceki ve İslâm’ın ilk yüzyılına ait kitabelerin incelemesi, Arap yazısının Nabat yazısından türediğini, hatta onun gelişmiş bir devamı olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece Arap yazısı Nebâtî ve Ârâmî halkalarıyla Fenike yazısına bağlanmaktadır.[3]

Bazı araştırmacılar, milattan önceki çağa varan kadîm Nabat yazısının harflerinin, bir tek kelimede birbirinden ayrı olarak resmedilmekte olduğunu, daha sonra harflerin birleşmeye başladığını, hattâ bu durumun yaklaşık miladî 4. yüzyıla kadar bütün harfleri içine aldığını, yalnız altı harfin; elif, vâv, dâl (ve zâl), râ (ve zây)’ın kaldığını, bunların evvelki harflerle birleşip sonraki harflerle birleştirilmediğini kaydederler.[13][12]

Kuzeydeki Nabathlar, Mezopotamya uluslarından alıp değişiklik yaptıkları ve “Nabat harfleri” denen bir tür alfabe kullanıyorlardı. Kuzey Araplarının tek ya da çift dikeyden oluşmuş harflerinin, yuvarlak çengel ya da düğüm biçimindeki çizgilere dayanmış olarak yazılması nedeniyle “müsnet yazısı” dedikleri bu yazıda 29 harf vardı. Bu harflerden biri, İbraniceden alınma (s) harfiydi. Bu yazı, sağdan sola doğru yazılıyor fakat bazı yazıtlarda birinci satır sağdan sola, ikinci satır, hemen oradan devam etmek üzere soldan sağa yazılıyordu ki bu durum, bu yazıyı okumaya çalışanları şaşırtmıştı.[1]

Eski Yunanlılar, alfabelerindeki (fi), (şi), (psi) harflerini, Güney Arabistan’ın bu harflerinden almış olup öteki harfleri de Kenan alfabesinden alınmadır.

Uzun süre güney Araplarınca kullanılmış olan bu yazının ne zaman ortadan kalktığı da bilinmemektedir; herhalde Güney Arabistan uygarlığının yıkılışından sonra çok sürmemiş olmalı, İslâmiyet’in ortaya çıkışı şıralarında olaydı ki artık kullanılmıyordu. Yani İslâmiyet’in ortaya çıkışından sonra Yemen bölgesinde yalnız Kuzey Arabistan yazısı kullanılıyordu.

Hicaz bölgesi Arapları yazıyı, tecim için gittikleri memleketlerden öğrendiler. Bu iş, İslâm dininin ortaya çıkışından az önce olmuştu, Bu Hicaz Arapları, Arapçayı Nabat harfleriyle ya da İbrani, yahut da Süryani yazısıyla yazıyorlardı. Nabat harflerinden “nesih yazısı”, Süryani harflerinden de Küfe şehrine nispetle “kûfi yazı” ortaya çıktı.

küfi, kuran
Küfi harflerle yazılmış Semerkant Kuranı'ndan bir bölüm. Araf 86-87. ayetler. Harflerin üzerinde henüz noktalar yok.

Hicaz Araplarından yazıyı ilk kullanan kişiler Tay oymağından “Meramir b, Mürre“yle “Eşlem b. Cedere“dir, Bunların kullandığı ilk yazı, “el-cezm” adıyla anılan bir yazı türüydü. İbn Düreyd’in bize bildirdiği bu iki kişi, yazıyı, Anbar şehri halkından olan Bişr b. Abdülmelik Kind’den öğrenmişler. Bu Bişr, Dümetü’l-Cendel beyi olan Ukaydır b. Abdülmelik’in kardeşi olup bir ara Mekke’ye gelmiş ve burada Ebu Süfyan (şahr) b. Harb b. Ümeyye’nin kız kardeşi Sah ile evlenerek uzun süre bu şehirde kalmıştı.

Bu söylentilerden şu sonuç çıkıyor ki Araplar, İslâmiyet’in ortaya çıkışından az önce Nabat yazısını, tecim için gittikleri Havran şehrinden, kûfi yazıyı da Küfe şehrinden öğrendiler. Bunlardan Kûfi yazı türünü, sonra Kildan ve öteki dinsel kitapların Naşat yazısını da tecim ve haberleşme işlerinde kullandılar, İslâmî çağın İlk şıralarında “Kutba” adında bir hattat yetişerek kûfi yazıdan dört tür yazı türetti. Nesih yazısının aslı olan Nabat yazısında ünlü hattat da M.S. 940 yılında ölen “İbni Mukle”ydi.[3]

İslam Öncesi Dönem

Câhiliye devrinin sonları ile İslâm’ın doğuşu sırasından günümüze intikal eden herhangi bir vesikaya halen sahip değiliz. Halbuki tarihî kaynaklarda okuma yazma bilen bazı simalar hakkında açık kayıtlar vardır. Meselâ İbnü’n-Nedîm’in bildirdiğine göre, Halife Me’mûn’un kütüphanesinde Resulullah’ın ceddi Abdülmuttalib b. Hâşim’in hattıyla bir vesika mevcuttu. Mekke’nin ticaret merkezi oluşu, Mekkeliler arasında yalnız Şimâlî Arap yazısının yayılmasını değil, sayıları az da olsa, Yemen’de kullanılan müsnedi bilenlerin bulunmasını da gerektiriyordu. Belâzürî, bu devrede okuma ve yazma bilen on yedisi erkek ve yedisi kadın yirmi dört kişinin isimlerini verir.

İslâmiyet’ten önce Araplar arasında yazı herhalde sanıldığından çok kullanılıyordu. Nitekim bu devirde Yahudilerin ve Hıristiyanların elinde İbrani ve Süryani dillerinde kitaplar bulunuyordu. Hatta bu arada bazı Arapça metinlerin bulunduğu da düşünülebilir. Bu dinî ve hikemî metinlerin dışında ticarî hesapların, alacak vereceklerin yazıldığı vesikalar, köle mülkiyeti senetleri, şahıslar ve kabileler arasında yapılan antlaşmalara, emanlara dair vesikalar ve mühim vesileler için yazılmış mektuplar, mühür ve mezar kitabeleri vb. Vardı. Milâdî 7. yüzyıl başlarında Arap yazısı, Enbâr ve Hîre’den sonra Hicaz’da hissedilir bir üslûp farkı kazanmış bulunuyordu.[3]

El yazısı Nebati yazısı Arapça yazıya dönüşürken, yazı büyük ölçüde birleşti. Harflerin bazıları diğer harflerle aynı şekle dönüşerek tablodaki gibi daha fazla belirsizlik yarattı:

erken arapça

Burada Arap harfleri geleneksel Levanten sırasına göre listelenmiş, ancak basit olması için mevcut halleriyle yazılmıştır. Aynı şekle sahip harfler, renkli arka planla gösterilmiştir. Birden fazla sesi temsil eden harflerin ikinci değeri virgülden sonradır. Bu tablolarda ğ, c’dir. Arap dilinde g sesi, İslam öncesi geç dönemlerde c’ye dönüşmüş gibi görünüyor, ancak bu, Mısır’a yerleşen kabilelerde gerçekleşmemiş gibi görünüyor.

Şekil olarak farklı olan sadece 17 harf vardı. Bir harf şekli 5 ses birimi (be, te, se, nun ve bazen de ye), biri 3 ses birimi (cim, ha ve khı) ve 5 tanesi 2 ses birimi temsil ediyordu. Üstteki tabloyu alttaki İbranice alfabesi ile karşılaştırın: [2]

ibranice

İslam Öncesi Arapça Yazıtlar

Milâdî 3. yüzyılın sonları ile 4. yüzyılın başlarında meydana geldiği anlaşılan bitişik Nebâtî yazısından Arap yazısına geçişin çeşitli aşamalarını gözlemlemeye imkân sağlayan kitâbelerin en eskisi, Araplara ait olduğu halde Nabat kültürünün hâkim olduğu bir devrenin damgasını taşımakla dili de yazısı da Nebâtî olan birinci Ümmü’l-Cimâl ve Nemâre kitâbeleridir.[3]

Arap alfabesiyle kaydedilen ilk metin 512 yılında yazılmıştı. Bu metin, Suriye’de Zebed’de bulunan Yunanca, Süryanice ve Arapça üç dilli bir adaktı.[2]

Zebed Kitabesi
Zebed Kitabesi (M.S. 512)

Zebed kitabesi, bu yazının Araplarca benimsendiğini, bununla beraber artık el-Arabiyye’nin yani klasik Arapçanın yazı dili olarak kendini kabul ettirdiğini gösterir.[3] Metinde kullanılan Arap alfabesi versiyonu, sadece 22 harf içeriyordu.[2]

Fenikece Nabatice Süryanice Arapça
Aleph 01 aleph.svg ܐ
Beth 02 bet.svg ܒ ٮ
Gimel 03 gimel.svg ܓ ح
Daleth 04 dal.svg ܕ د
He 05 ha.svg ܗ ه
Waw 06 waw.svg ܘ
Zayin 07 zayn.svg ܙ ر
Heth 08 ha.svg ܚ ح
Teth 09 taa.svg ܛ ط
Yodh 10 yaa.svg ܝ ى
Kaph 11 kaf.svg ܟ
Lamedh 12 lam.svg ܠ
Mem 13 meem.svg ܡ
Nun 14 noon.svg ܢ ں
Samekh 15 sin.svg ܣ س
Ayin 16 ein.svg ܥ ع
Pe 17 fa.svg ܦ ڡ
Sadek 18 sad.svg ܨ ص
Qoph 19 qaf.svg ܩ ٯ
Res 20 ra.svg ܪ
Sin 21 shin.svg ܫ س
Taw 22 ta.svg ܬ ٮ

Aynı yüzyıla ait olduğu tahmin edilen ikinci Ümmü’l-Cimâl kitâbesi bir yana bırakılırsa, İslâm’ın doğuşu sırasında Arap yazısı, Üseys ve Harran kitâbelerinin yazısından herhalde pek farklı değildi.[3]

petroglif
Wadi Rum’daki Petroglifler (Ürdün)

Belâzürî, Cehşiyârî, Sûlî ve İbnü’n-Nedîm gibi şahsiyetlerden başlayarak Müslüman yazarlar, Arap yazısının Enbâr’dan Hîre’ye ve oradan da Hicaz’a geçtiğine dair rivayetler naklederler. Bu rivayetlerde adı geçen şahsiyetler ve anılan yerlerle Hicaz halkının buralarla olan çeşitli ilişkilerinin , ncelenmesi bizi, yazının, Nabat ülkesinin bir bölgesi olan Havran’dan Enbâr ve Hîre’ye ve buralardan Dûmetülcendel üzerinden Hicaz’a geçtiği neticesine götürmektedir. Bununla beraber Hicazlılar’ın Nabat ülkesi üzerinden Suriye ile olan devamlı ticarî ilişkileri göz önüne alınırsa, Şimâlî Arap yazısının yukarıda zikredilenden ayrı ve daha kısa bir yolla Havran, Petra, el-Ulâ üzerinden Hicaz’a geçmiş olması gerekir. Eski rivayetlerin Enbâr ve Hîre üzerinde ısrarla durmaları, yazının buralarda yani Lahmîler’in muhitinde 6. yüzyılın ortalarında bir olgunlaşma aşaması geçirmiş olduğuna delâlet eder.[3]

Erken İslami Dönem

Arap alfabesi, klasik haliyle ilk olarak 7. yüzyılda tanındı. Günümüze kadar gelen ilk İslami Arapça yazı için aşağıda M.S. 643 yılıyla tarihlenen PERF 558 papirüsüne göz atabilirsiniz: [2]

PERF 558

Bilinen en eski İslami kaya yazıtı ise Zuhayr yazıtıdır. (MS 644) [14] Hz. Ömer’in ölümüne atıfta bulunur ve tam teşekküllü noktalama sistemi ile dikkat çekicidir.

Zuhayr yazıtı
Zuhayr yazıtı.

7. yüzyılda, muhtemelen İslam’ın ilk yıllarında, vahiy katipleri Kurân-ı Kerîm’i yazıya geçirirken, muğlak harflerden hangisinin nasıl okunacağını bulmanın zahmetli olduğunu ve her zaman mümkün olmadığını fark ettiler. Bu yüzden uygun bir çare gerekliydi. Nebati ve Süryani alfabelerindeki yazılarda, örneğin aşağıdaki tabloda olduğu gibi, benzer yazılan harfleri ayırt etmek için kullanılan noktaların örnekleri zaten vardı:

nabat ve süryanice
Nebati ve Süryanice D ve R harflerinin formlarını karşılaştıran tablo

Buna benzer şekilde, 28 ses için yeterince farklı harf yapmak için Arap alfabesine de nokta sistemi eklendi. Bu noktaları kesinlikle kullanarak günümüze kadar gelen ilk belge, aynı zamanda 643 Nisan tarihli Arapça papirüstür (PERF 558). Bu noktalama sistemi, uzun bir süre zorunlu hale gelmedi. Kuran gibi önemli metinler, bugün de olduğu gibi sıklıkla ezberlenirdi.

Arapça yazıda harekelerin olmaması, daha fazla belirsizlik yarattı: örneğin, Klasik Arapçada ktb, kataba = “yazdı” şeklinde de okunabiliyordu, kutiba = “yazıldı” ya da kutub = “kitaplar” şeklinde de. Daha sonra, 6. yüzyılın son yarısında, Süryanice ve İbranicede harekelemenin icadı ile hemen hemen aynı zamandan başlayarak hareke ve hemzeler eklendi.

Başlangıçta bu, geleneksel kayıtlara göre Irak Emevi valisi tarafından görevlendirildiği söylenen Haccac ibn Yusuf tarafından kırmızı nokta sistemi kullanılarak yapıldı. Üstte bir nokta = a, altta bir nokta = i, doğrudaki bir nokta = u ve çift noktalar tenvin anlamına geliyordu. Bununla birlikte, bu ilk sistem külfetliydi ve harfleri ayırt eden noktalarla kolayca karıştırılabilirdi. Bu nedenle yaklaşık 100 yıl sonra modern sistem benimsendi. Sistem, 786 yıllarında al-Farahidi tarafından tamamlandı.[2]

İslami Dönem

İslâmiyet’le yazı birdenbire yepyeni ve aydınlık bir safhaya girdi. İslâmiyet, hattı ve kitâbeti zorunlu kılan, kullanma sahasını genişleten etkenleri de beraberinde getirmişti. Yazı, İslâm’ın tesis ettiği, bütün maddî mânevî cepheleriyle yeni toplumsal nizamın en ehemmiyetli tesbit, tescil, telkin ve neşir vasıtası olarak işlendi, geliştirildi ve hicreti takip eden yarım yüzyıl içerisinde, daha önce geçen üç yüzyıllık hayatındakinden büyük bir gelişime mazhar oldu.

İlk nâzil olan ve “Oku!” ilâhî emri ile başlayan beş âyetlik vahiy ile hâlâ canlılığını muhafaza eden bir kutsî ehemmiyet kazandı. Daha sonra nâzil olan müteaddit âyetlerle de “kitâbet” daima ilâhî bir kaynağa bağlanıyor, kullanılması emrolunuyor, yazı Müslümanların hayatında zaruri olarak yerini alıyordu.

Vahyin yazıya geçirilmesi, yazının işaret edilen kutsî önemini arttırırken Resulullah bilginin yazı ile tespit ve korunmasını emrediyor, çocuklara okuma yazma öğretmenin babalar için kaçınılmaz bir görev olduğunu belirtiyordu.

Resûlullah’ın yazı yazma âdâbına ve besmelede bazı harflerin yazılış şekil ve tarzlarına dair tavsiyeleri de mâlumdur. Bu teşvikler yanında, Bedir Gazvesi’nde esir edilen ve yazı bilen müşriklerin, ensarın çocuklarından onar kişiye okuma yazma öğretmelerinin esirlikten kurtuluşları için fidye sayılması gibi tedbirler de alındı. Böylece Medine, İslâmî devrede hattın ilk gelişme merkezi oldu.

Nitekim bugün, başta vahyin yazılmasında olmak üzere Hz. Peygamber’e kâtiplik eden kırktan fazla sahâbînin kimler olduğunu bilmekteyiz. Hatta bunlardan bazıları ahidnâmeler, hükümdarlara gönderilecek mektuplar vb. gibi belli mevzu ve sahalarla ilgili vazifelerde hususiyetle çalışıyorlardı. Hatta aralarında Fars, Rum, Kıbt ve Habeş dillerini, Medine’de bu dillerin sahiplerinden öğrenmiş olup Hz. Peygamber’e bu dillerle yazılmış vesikaları tercüme eden Zeyd b. Sâbit gibi çeşitli dilleri ve yazıları bilenler de vardı. Sahâbe içerisinde İbrânî ve Süryânî dil ve yazılarına vâkıf olanların bulunduğu da muhakkaktır.

Bu devrede henüz Arapçayı tespit ve ifadede çok yetersiz bir seviyede bulunan yazının kusurları şiddetle hissedilmişti. Bu kusurları ilk defa tehlikeli neticeleriyle gören sahâbe arasında başka yazıları bilenlerin bulunması, Arap yazısının ıslah ve ikmali için alınacak tedbirlerde çok faydalı olmuştur.

Hulefâ-yi Râşidîn devrinde dinî ve idarî hayatta, günlük muâmelâtta yazının ehemmiyeti artmaya devam etmiş, nihayet Hz. Ömer zamanında resmî mektepler açılmış, muallimler tayin edilmiştir. [3]

mavi Kuran
Mavi Kuran — 9. yüzyıl sonu ile 10. yüzyıl başı arasında Kayrevan Müslümanları için oluşturulan mavi renkli Tunus Kufi el yazması.

Mushaf’ta Noktayı Kullanan İlk Kişi

Arapların Süryanî ve Nibtilerden aldığı hat, uzun süre noktasız ve harekesiz olarak yazıldı.[1][15] Öyle ki Süryanîce, bugün bile noktasız yazılmaktadır. Araplar iktibas ettikleri yazıyı hicrî birinci yüzyılın ortalarına kadar noktasız kullanıyorlardı, birinci yüzyılın ortalarından sonra hattın gelişim sürecinde yeni bir dönem başladı. Bu dönemde noktaları ve sesli harflerini belirleyen işaretler kullanılmaya başlandı.[15]

Arap yazısının harekelenmesi, “Ebu’l-Esved Zalim b. Süfyan el -Düeli eliyle yapılmış, noktaların konması da ünlü Irak valisi Haccac b. Yusuf el-Sakafi zamanında olmuştur, Söylentiye göre Haccac zamanında bu işi ilk yapan kişi, Nasr b. Âsım el-Leysi’ydi.[1]

Ebû’l-Esved’in Basra’da bazı öğrencileri vardı ki, ondan Arapçayı ve Mushaf’ı noktalamayı öğrenmişlerdi. Nasr b. Âsım el-Leysî ve Yahya b. Ya‘mer el-Advânî bunlardandır. Bazı kaynaklar Mushafları noktalamayı ilk başlatanların bu ikisi olduğunu kaydeder, ilk Mushafları noktalama işini bu ikisine nisbet eder.[16] Fakat ed-Dânî: “Onlar (Nasr ve Yahya) bunu Ebû’l-Esved’den öğrenmişlerdir. Çünkü bu işe öncülük eden ve bunu başlatan, harekeleri ve tenvini icad eden başkası değil, odur” demiştir. [12]

Tashîf kitapları yazan müellifler, Arap yazısında tashîf’in Abdülmelik b. Mervân’ın hilâfeti döneminde yayıldığını, bunun üzerine, Irak’ta h. 75-95 yılları arasında valilik eden Haccac b. Yusuf es-Sekafî’nin kâtiplerini çağırıp onlardan, şeklen benzeşen (ve dolayısıyla karıştırılan) harfler için bir takım ayırıcı/mümeyyiz alâmetler icat etmelerini istediğini, onların da tekli, ikili ve üçlü noktalar vaz‘ettiklerini ifade eden bir rivâyet naklederler. Bunu yapanın Nasr b. Âsım olduğu da söylenir.[17][12]

kuran, küfi
Parşömen üzerine yazılmış Kufi el yazmasından bir Kuran sayfası. (M. S. 850)

Birbirine benzeyen harfleri ayırt etmek için bazı harflere nokta konulmasının tarihiyle ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte meşhur olan bu anlayışa göre noktalama işi, Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî’nin emriyle Ebü’l-Esved’in öğrencileri olan Nasr b. Âsım ile Yahyâ b. Ya‘mer tarafından İbrânî ve Süryânî yazıları örnek alınarak gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte harfleri icat edenlerin, aynı şekle sahip olanlar arasında ayırt edici bir işaret kullanmayı ihmal etmesi mâkul görünmemektedir. Bu bakımdan noktalama işleminin tarihi daha eski olmalıdır.

İslâm’ın ilk yıllarında bazı harflerin noktalı yazılmış olması da bunu teyit etmektedir. Herhalde önceleri noktalı olan harfler noktalara ihtiyaç duyulmadan okunabildiği için gerekli haller dışında harflere nokta koyma işi zamanla terk edilmiş, fakat selikalar zayıflayıp hatalı okumalar artınca tekrar noktalı harflere dönülmüştür.[7]

Öyle anlaşılıyor ki, kâtipler harfleri noktalamaya ancak İslâm’dan sonra başvurmuşlardır. Fakat bunun için belli bir tarihin verilmesi ve bunun belli bir şahsa nispeti zordur. Çünkü bunu Nasr b. Âsım’a nisbet eden rivâyette sıkıntı vardır ve keşfedilen/bulunan kadîm nukûş ve kitâbeler bu rivâyetle çelişmektedir.[12]

Noktalama için geliştirilen sisteme göre, biçim bakımından benzer harflerden Arapçada en çok kullanılan harf asıl kabul edilerek ona benzeyen diğer harflerin üstüne ya da altına ihtiyaca göre sayıları üçe kadar çıkan noktalar konulmuştur. Ayrı bir harf şekli geliştirmek yerine aynı şeklin noktalarla ayırt edilmesindeki amaç harf şekillerini asgariye indirmektir. Bu suretle yirmi dokuz harf on dokuz biçime, bunlar da beş temel şekle (ا، ج، ر، ن، م) indirgenmiştir.

Daha sonra Abbâsîler zamanında Halîl b. Ahmed, harflerin kendi noktaları ile Ebü’l-Esved ed-Düelî tarafından ortaya konan nokta biçimindeki harekelerin birbirine karışmasını önlemek ve değişik renkte mürekkep kullanmaktan kurtulmak için bugün bilinen harekeleri ortaya koymuştur. Bunu yaparken Arapça’da uzun sesliler (med harfleri) olan elif, vav ve yânın kısa seslilere tekabül etmek üzere minyatürlerini kullandı. Bunlardan başka sükûn (ﹾ), şedde (ﹼ), medde (ـٓ), hemze-i vasıl (صـ), hemze-i kat‘ (ء) işaretleri de Halîl b. Ahmed tarafından ortaya konulmuştur.[7]

Haccac b. Yusuf Sakafi, Abdulmelik b. Mervan tarafından Irak’a vali olarak atandığı yıllarda halk yazılarında noktalama işaretlerini kullanmaya başladı ve noktalı harfleri noktasız harflerden ayırt ettiler. Bu iş Hz. Ali’nin talebelerinden olan Ebu Esved Ed-Dueli’nin iki talebesi Yahya b. Yamur ve Nasr b. Asım tarafından gerçekleştirildi. Bu işi yapmalarının nedeni ise her geçen gün “Mevalilerin” sayılarının artmasıydı.[18] O dönemlerde İslam ülkesinde Arap olmayanlar çoğalmıştı, anadilleri Arapça olmayan bu insanlar Arapçayı telâffuz ettiklerinde bazen hataya düşüyorlardı, bu yüzden Kurân-ı Kerîm’i okuduklarında harekeleri yanlış koyduklarından dolayı rahatsız edici manalar ortaya çıkıyordu.[15]

Hz. Osman mushafları hareke ve noktalama işaretlerinden hali olarak çoğaltıldı. Bu şekilde yazılmakla da birkaç vecih okunmaya müsaitti. Çeşitli bölgelerde yaşayan halk, kendi fıtrî melekesiyle bunların arasını ayırabiliyorlardı. Doğru okuyabilmek için, şekil hareke ve noktalama işaretlerine ihtiyaçları yoktu. Ebu Ahmed el-Askerî’nin de belirttiği gibi, halk 40 küsur yıl Abdülmelik’in hilafetine kadar Hz. Osman mushaflarını bu şekilde okumaya devam etti. Ama Abdülmelik’in hilafeti döneminde Irak’ta tashifler yaygınlaştı.[19][20]

Öyle sanıyoruz ki buradaki “tashif“ten maksat, Arap olmayanlarla karıştıktan sonra halkın bazı Kurân kelime ve harflerini yanlış okumalarıdır. Acemilik lügatlerin safiyetini bozmaya başlamıştı.[21] Hicri 65. Yılında halife Abdülmelik zamanında devlet adamlarından bazısı mushaflar harekesiz ve noktalamasız kaldığı taktirde tahrifin Kurân nassına kadar uzanmasından endişe duymaya başladı. Böylece doğru okumayı sağlayabilecek şekiller üzerinde düşünmeye koyuldular. Bu alanda Ubeydullah b. Ziyad ve el-Haccac b. Yusuf es-Sakafi akla gelmektedir.[20]

Ebu Ahmed Askeri [22] bu konu hakkında şöyle diyor: “Halk, Abdulmelik b. Mervan dönemine kadar geçen 40 küsur yıl içerisinde Hz. Osman mushafıyla haşir neşir olmuştu, sonraları Kuran kıraatinde önemli değişmeler yaşandı ve bu değişiklikler daha çok Irak’ta gözlemleniyordu. Haccac b. Yusuf bu konudaki endişelerini etrafındakilere söyledi ve onlardan benzer harfler için ayırıcı noktalama işaretleri koymalarını istedi. Bu işi ilk yapanın da Nasr b. Asım olduğu söylenmektedir.[23]

Üstat Zerkani de, harflere noktalama işareti koyan ilk kişilerin Ebu Esved Ed-Dueli’nin talebeleri olan Yahya b. Yamur ve Nasr b. Asım olduğunu söylemektedir.[24][15]

İbnu Ziyad’ın İran asıllı bir zata, kendilerinden elif atılmış 2000 kelimeye elif eklemesini emrettiği rivayet edilir. Yazılmasını emrettiği bu kitapta “قلت” yerine “قالت” ve “كنت” yerine “كانت” yazıldı.

el-Haccac’a gelince, onun için şöyle denilir: 11 yerde Kurân yazısını ıslah etti. Onun yaptığı ıslahat ile Kurân yazısı en açık ve en kolay okunur yazı oldu. Şayet doğru ise Hz. Osman imla yönünden yapılacak düzeltmeler için şöyle demiştir:

“Bu yazıda birtakım eksiklikler görüyorum. Ama Araplar onu ıslah edecektir.”

Bu konuda eksiklik ve tashifatın hepsi bu kabildendi. Çevre ve zamanın değişmesiyle değişikliğe uğraması kaçınılmaz olan yazı şekliyle ilgilidir. Kurân nassına gelince, o hiçbir zaman değişikliğe uğramamıştır. Çünkü âlimlerin göğüslerinde mahfuzdu. Her nesil bir önceki nesilden onu şifahi olarak almış ve yakîn ifade eden tevatürle aktarıla gelmiştir.

Kurân yazısının düzeltilmesi bir defada tamamlanmamıştır. Nesil nesil tedrici olarak ıslah edilerek düzeltilmiş ve nihayet hicri 3. yüzyılda zirveye ulaşmıştır. Kurân’ın noktalama işinin sadece Ebu’l-Esved ed-Dueli tarafından yapıldığını söylemek makul değildir. Önceden alimler, Kurân’ı ilk noktalayan kimsenin kim olduğu hususunda ihtilafa düşmüşlerdir. Bu konuda üç kişinin ismi söz konusu edilmektedir: Ebu’l-Esved ed-DueIi — ki en meşhuru budur — Yahya b. Yamer ve Nasr b. Asım el-Leys.

Ebu’l-Esved ed-Dueli, Hz. Ali b. Talib’in emriyle Arap diliyle ilgili birtakım kuralları ilk vazeden kişi olarak şöhret bulmuştur. Görünen o ki, Kurân’ı noktalamasıyla ilgili şöhreti Arap diliyle ilgili bu sabkati zannından kaynaklanmaktadır. Kaynakların bu konuda nakletmiş oldukları bir olay onun Kurân lügatine olan gayretinin ne kadar çok olduğuna işaret etmektedir. ed-Dueli birinin “اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ” (Tevbe 3) ayetini okurken “رَسُولُهُ” kelimesinde lâm harfini esre olarak okuduğuna şahit olmuş ve bu hata onu korkutmuş: “Allah Rasûlü’nden beri olmaktan yücedir.” demiş ve daha sonra Ziyad’la görüşmek üzere Basra’ya giderek kendisine: “Yapmamı istediğin işe talibim” demiştir.

Daha önce Ziyad kendisinden insanların Allah’ın kitabını doğru okumalarını sağlayacak alâmetler koymasını istemişti. Ancak o, bu olayla karşılaşıncaya kadar olumlu bir cevap vermemişti. Bu olayla karşılaştıktan sonra kesin kararını verdi. Çalışması neticesinde fethaya alamet olmak üzere harfin üzerine bir nokta, kesreye alamet olarak altına bir nokta, ötreye alâmet olarak harfin kısımları arasına bir nokta ve sukûne alâmet olarak da iki nokta koydu.

Bazı alimlere göre ise, Ebu’l-Esved, Abdülmelik b. Mervan’ın emriyle Kurân’ı noktalamıştır.

Bu çeşitli rivayetlerden hareketle Ebu’l-Esved’i Kurân’ı noktalamasına sevk eden sebepleri tayin etmemiz zordur. Bilemiyoruz, kendiliğinden mi bu işe girişmiş yoksa daha önce hiç aklından geçirmediği bu iş kendisine emredilmesi sonucunda mı icaret etmişti. Haddi zatında yaptığı işin mahiyetini bile kesin olarak bilemiyoruz.

Lâkin şunu kesin olarak biliyoruz ki, herkesten önce o, büyük bir işi omuzlamıştır. Bu konudaki rivayet ve haberlerin ittifak ettikleri asgari müşterek budur. Kurân’ın noktalanması ve harekelenmesi metodunun sadece kendisi tarafından konulduğu meselesine gelince, bu mantığa uygun değildir. Değil bir fert, fertler ve değil bir nesil nesiller ancak böyle bir işi yapabilir. O halde Kurân’ın noktalanması ve yazısının tecvidi silsilesinde Ebu’l-Esved’in ilk halkayı teşkil etmesi yeterlidir.

Bu silsilede diğer bir halka vardır ki bazı alimler onun ilk halka olduğuna kanidir. Bunlara göre mushafları ilk noktalayan kişi, Yahya b. Ya’mer’dir. Kurân’ın noktalanması işinde Yahya’nın da bir payının bulunduğu muhakkaktır. Lâkin ilk kişinin kendisi olduğu hususunda elimizde kesin bir delil yoktur. Olsa olsa Merv şehrindeki mushafları ilk noktalayandır. Onun bu konuda öncelik hikayesi İbnu Hallikan tarafından zirveye ulaştırılır. Çünkü onun iddiasına göre; İbnu Şirin’in noktalanmış bir mushafı vardı. Bu mushafı Yahya b. Yamer noktalamıştır. Bilindiği gibi İbnu Şirin, H. 110 yılında vefat etmiştir. O halde bu tarihten önce harekelerin yerine geçen şekil ve noktalamaları bulunan tam bir mushaf mevcuttu. Hiç şüphesiz böyle bir iddiayı kabullenmek pek de kolay olmayacaktır.

Nasr b. Asım el-Leysi’ye gelince, Kurân’ın noktalanması işinde onun payı, üstatları olan Ebu’l-Esved ile İbnu Yamer’in çalışmalarının bir devamı olmaktan öteye geçmez. Daha önce belirttiğimiz gibi, Nasr her ikisinden ders almıştır. Ancak Ebu Ahmed el-Askeri, garip rivayetlerinin birinde Haccac’ın, Kurân’ın noktalanması hususunda katiplerine hitap edip benzer harflerin birbirlerinden ayırt edilmesi için harfler üzerine birtakım alametler koymalarım isteyince, bu işte en güçlü temelin Nasr b. Asım olduğunu tekid eder. Bu rivayet neredeyse Kurân’ı ilk noktalayan kişinin Nasr b. Asım olduğunu ifade etmektedir. Lâkin bu da bu konudaki ihtilafı kesin bir şekilde çözüme kavuşturmaktan uzaktır. Kurân’ı ilk noktalayanın Ebu’l-Esved yahut İnu Ya’mer veya Asım olduğunu kesin olarak ileri sürmek mümkün değilse de Kurân yazısının güzelleştirilmesinde ve okunuşunun kolaylaştırılmasında hepsinin paylarının bulunduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Yine hiç şüphesiz Haccac’ın, hakkında ne kadar farklı görüş ileri sürülürse sürülsün ve şahsi niyeti ne olursa olsun, Kurân’ın noktalanmasına teşviki ve bu konu üzerinde hassasiyetle duruşunu inkâr etmek mümkün değildir.

Gün geçtikçe Kurân yazısının kolaylaştırılmasına gösterilen ihtimam arttı. Bu kolaylaştırma, çeşitli şekiller aldı. Noktaları ilk ortaya koyan ve onları Kurân-ı Kerîm’de kullanan el-HaIil’dir. Noktaların illetlerini izah eden hemze, şedde, revm ve işmamı ilk vazeden de odur. Ebu Hatim es-Sicistânî, Kurân’ın noktalanması ve harekelenmesiyle ilgili kitabını telif ettiği zaman mushafların yazısı kemal derecesine yaklaşmış durumdaydı. Nihayet hicri üçüncü asrın sonlarına doğru yazı, güzelliğinin zirvesine ulaştı. İnsanlar güzel hatları seçmede ve ayırıcı alâmetleri ortaya atmada yarışır oldular. ‘Şeddeli harf için parantez gibi bir alâmet koydular. Vasıl elifi için, bir önceki harfin meftuh, meksur ya da mazmum olduğuna bakarak üstüne, altına ya da ortasına bir çizgi çizdiler.“

Kurân yazısının güzelleştirilmesinde engellerle karşılaşıldı. Hicri yüzyılın sonlarına kadar Kurân hususunda alimler arasında ihtilaf sürdü. Noktalama işinin hoş karşılanmaması, çok erken zamanlarda; değerli sahabî İbnu Mesud’un “Kurân’ı tecrid edin ve ona bir şey karıştırmayın.” sözünü söylediğinde başladı. Ayrıca Tabiin arasında mushaflara hoş koku sürülmesini, yapraklarının arasına gül yapraklarının konmasını bile hoş karşılamayanlar vardı.

Etbauttabiin döneminde İmam Malik, bu meselede durumları birbirinden ayırmayı tercih eder, âlimlerin Kurân’ı öğrendikleri mushafların noktalanmasını mubah ama ana mushafların noktalanmasını mubah görmezdi. Bununla birlikte muhafazakâr çevreler mushafların noktalanmasını hoş karşılamıyorlardı.

Zaman zaman mutedil kimseler ortaya çıkıp noktalama ve taşir işini birbirinden ayıran ve noktaların, Kurân’ın tecrid edilmesine muhalif olmadığı hususunda halkı uyaranlar oluyordu. El-Halimi, şöyle demektedir:

“Aşâr, ahmas ve surelerin isimleriyle âyet sayılarının yazılması Kurân-ı Kerîm’i tecrid edin sözünden dolayı hoş karşılanmaz.”

Noktalara gelince onlar caizdir. Çünkü onlardan dolayı Kurân-ı Kerîm’den olmayan bir şey Kurân-ı Kerîm’denmış vehmine sebep değildir. Aksine okunanın ne olduğuna delalet eden işaretleridir. Bu sebeple onlara muhtaç olanlar için zararları yoktur. Kaldı ki noktalarla ta’şir arasındaki bu açık ayırım hicri 5. yüzyılın başlarına kadar muhafazakâr çevrelerin noktalamasız ve işaretsiz mushafları okumada ısrar etmelerine engel olmadı. O katı kimselerin gözünde bu alâmetlerin çıkarılması bid’atten başka bir şey değildir. Her bid’at de sapıklıktır ve her sapıklık ateştedir.

— ed-Danî’nin de dikkat çektiği gibi — harekeler yerine bazı noktalamaların kullanılmasına göz yumuyor ama Kurân’ın harekelerin kendisiyle harekelenmesine şiddetle karşı koyuyorlardı. Oysa çağlarında bunu sakıncalı bulmayanlar pek çoktu. ed-Danî’nin bizzat kendisi mücerred Kurân nassı ile bu nassın daha açık okunabilmesi için ona ilave edilen harekeler arasında bir farkın bulunduğunu kabul ediyordu.

Noktalama işaretlerinin siyah mürekkeple yazılmasını caiz görmüyordu. Çünkü o zaman noktalar Kurân yazısıyla karışacaktı. Çeşitli kıraatlerin farklı mürekkeplerle bir mushafta bir arada gösterilmesini de caiz görmüyordu. Çünkü bu, yazının birbirine karışmasına sebep oluyordu. Ona göre harekeler tenvin, şedde, sükun ve meâl, kırmızı mürekkeple, hemze de sarı mürekkeple yazılmalıydı.

Sonra öyle bir zaman geldi ki, halk, daha önce hoş karşılamadığı noktalamayı ve karşı çıktıkları harekeleri sever oldu. Daha önce nokta ve harekelerin Kurân’ı değişikliğe uğratmasından korkuyorlardı. Oysa daha sonra noktalama ve harekelerin bulunmaması halinde Arap olmayanların Kurân’ı yanlış okumalarından endişelenir oldular. O halde Kurân’ın noktalanmasının bazen müspet bazen menfi karşılanmasının temel sebebi, Kurân nassını olduğu gibi koruma endişesidir. Nevevî, şöyle demektedir: “Mushafin noktalanması ve harekelenmesi, yanlış okunmasını engellediği, onu tahriften koruduğu için müstahabtır.” [20]

Harake ve İrab şekli

Arap hattında başlangıçta nokta olmadığı gibi hareke ve irabta bulunmamaktaydı. Kufî ve Süryanî hattan alınma eski Nash hattıyla yazılan Mushaflarda kelimenin harekesini ve irabını belirleyecek hiçbir işaret yoktu, İslam’ın ilk yıllarında Müslümanların çoğu ayetleri ezberlediklerinden bu bir engel teşkil etmiyordu. Hafızların Arap ve Kurân-ı Kerîm’in da Arapça olması Müslümanların işini kolaylaştırıyordu, dolayısıyla Arap olan Müslümanlar Kurân-ı Kerîm’i doğru olarak okuyabiliyorlardı. Bu, Kurân-ı Kerîm’i yanlışlardan ve hatalardan koruyordu. Müslümanlar Kurân-ı Kerîm’e büyük bir önem verdiklerini, bunu Peygamber (s.a.v) zamanında yaşayan büyüklerinden öğrendiklerini ve Kurân-ı Kerîm’in doğru olarak yazıp ezberleme imkânına sahip olduklarını unutmamak gerekir.

Lâkin hicrî birinci yüzyılın sonlarında Arap olmayan ve Arapça bilmeyen toplumların da Müslüman olmasıyla noktalama ve hareke işaretlerine büyük ölçüde ihtiyaç duyuldu. “Acem” ya da “Mevali” denilen bu yeni Müslümanların Kurân-ı Kerîm’i sahih okumaları için mutlaka hareke ve irab konulmalıydı. Meselâ her Arap “Ketebe Rabbukum ala nefsihi er-rahme” (Rabbininiz merhamet etmeyi kendisine yazdı) (Enam 54) ve “kutibe aleykum es-siyam” (Oruç size de farz olarak yazıldı) (Bakara 183) gibi ayetlerdeki ketebe ve kutibe kelimelerini doğru okuyorlardı, ama Arap olmayanlar malûm ve meçhul kiplerini birbirlerinden ayıramıyorlardı, bu yüzden de anlam bozuklukları ortaya çıkıyordu.

Nitekim İmam Ali’nin öğrencisi Ebu’l-Esved, birisinin Kuran okurken ; “İnnellahe beriun minel müşrikine ve rasuluhu” (Tevbe 3) ayetindeki “resuluhu” kelimesini “resulihi” şeklinde okuduğunu gördü. “Rasuluhu” olarak okunduğunda ayetin anlamı “Allah ve Resulü müşriklerden beridir” ama ayet “Resulihi” şeklinde okunursa “Allah müşriklerden ve Resulünden beridir” anlamına gelir. Böylesi bir yanlışı/hatayı duyan Ebu Esved şöyle dedi: “Durumun bu aşamaya varacağını hiç düşünmemiştim.” Bunun üzerine Küfe valisi olan Ziyad b. Ebih’e giderek olayı ona anlattı. İbn-i Ziyad daha önce Ebu Esved’ten bu meseleye bir çare bulmasını istemişti, ama Ebu Esved, İbn-i Ziyad gibi zalim bir yöneticiyle işbirliği yapmak istemiyordu; [29] fakat yukarıdaki yanlışlığı gördükten sonra kabul etti ve İbn-i Ziyad’a şöyle dedi: “Benden istediğini yapmaya hazırım.” Ebu Esved söylediklerini iyice yazabilmesi için bir kâtip istedi, “Abdı Kays” kabilesinden bir kâtibi emrine verdiler ama Ebu Esved onu beğenmedi, daha becerikli olan bir kâtibi kendisine verdiler, Ebu Esved bu yeni kâtibi kabul etti.[15]

Ebu Esved o kâtibe dedi ki: “Ağzımı açarak harfi telâffuz ettiğim zaman harfin üzerine bir nokta koy (fethe işareti), ağzımı toplayarak telâffuz edersem harfin önüne nokta koy (zamme işareti), bir harfi kesreli okursam altına bir nokta koy.” [25][15]

İbn-i Eyaz, Ebu Esved’in sözlerinin devamında şunları söylediğini yazmaktadır: Eğer herhangi bir harfi burundan okursam (ğunne) o harfi iki nokta ile belirle. Kâtip de denilenleri yaptı.“[26][15]

Daha sonra herkes bu işaret, noktalar ve harekeleri kullanmaya başladılar. Bazen de noktalar Mushaf hattının yazılmış olduğu renkten farklı bir renkle yazıldı, çoğunlukla kırmızı renk kullanıldı. Nasr b. Asım Mushaf’taki noktasız harfleri noktalı harflerden ayırt etmek için noktalama tekniğini kullandıktan sonra, noktanın harfe mi yoksa harekeye mi ait olduğunun belirlenmesi için hareke noktaları renkli yazıldı; zira farklı renklerin kullanılması yanlışlıkların önünü almaktaydı.

Corci Zeydan bu özelliklere sahip bir Mushaf’ı Mısır’ın Daru’l-Kutub’unda görmüş ve bunun hakkında şunları söylemiştir: “Bu Mushaf önceleri Kahire yakınlarında bulunan Amr b. As camisinde korunmaktaydı. Büyük harfler siyah, noktalama ise kırmızı renkle yapılmıştı. Ebu Esved’in belirlediği şekilde harfin üstündeki nokta fethe işareti, altındaki nokta kesre ve önündeki nokta ise zemme işaretini gösteriyordu.” [27][15]

Endülüs’te Mushafları dört renkle yazıyorlardı. Siyah renk yazılar için, kırmızı renk harekeleri belirleyen noktalar için, sarı renk hemzeler için ve yeşil renk de bağlaç görevini yapan elifler için kullanılıyordu.[28][15]

Alfabenin Yeniden Düzenlenmesi

Bir asırdan kısa bir süre sonra, Arap dilbilgisi uzmanları, öğretim nedenleriyle alfabeyi yeniden düzenlediler ve neredeyse aynı şekle sahip diğer harflerin yanına yeni harfleri koydular. Bu, sayısal sırayla aynı olmayan yeni bir düzen ortaya çıkardı ve zamanla daha az önemli hale geldi, çünkü Hint rakamları ve bazen de Yunan rakamları ile rekabet ediyordu.

Kuzey Afrika’daki Arapça gramerciler, Doğu ve Mağrip alfabeleri arasındaki farklılıkları açıklayan harfleri değiştirdiler.

Arapça   İbranice Süryanice Yunanca
ʾalif ا ʾālep̄ א ʾālap̄ ܐ alpha Α
 
bāʾ ب bēṯ ב bēṯ ܒ bēta Β
   
tāʾ ت gimel ג gāmal ܓ gamma Γ
     
ṯāʾ ث dāleṯ ד dālaṯ ܕ delta Δ
     
ǧīm ج ה ܗ epsilon Ε
     
ḥāʾ ح wāw ו wāw ܘ wau Ϝ
     
ḫāʾ خ zayin ז zayn ܙ zēta Ζ
     
dāl د ḥēṯ ח ḥēṯ ܚ ēta Η
     
   

Eski alfabetik sıra, burada gösterilen diğer alfabelerde olduğu gibi, Levanten ya da Ebced düzeni olarak bilinir. Harfler sayısal sıraya göre düzenlendiği takdirde, Levanten düzen geri yüklenir:

Arapça İbranice Süryanice Yunanca Değer
ʾalif ا ʾālep̄ א ʾālap̄ ܐ alpha Α 1
bāʾ ب bēṯ ב bēṯ ܒ bēta Β 2
ǧīm ج gimel ג gāmal ܓ gamma Γ 3
dāl د dāleṯ ד dālaṯ ܕ delta Δ 4
hāʾ ه ה ܗ epsilon Ε 5
wāw و wāw ו wāw ܘ wau Ϝ 6
zāy ز zayin ז zayn ܙ zēta Ζ 7
ḥāʾ ح ḥēṯ ח ḥēṯ ܚ ēta Η 8

Bu sistem, çok daha eskidir. Arap alfabesinin ilk yazılı kayıtları, sıranın neden değiştirildiğini gösterir.[2]

Arap harflerinin bugünkü alfabetik düzeni, I. yüzyılın sonlarına doğru Nasr b. Âsım ile Yahyâ b. Ya‘mer tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu yeni sistemde harflerden biçim itibariyle üçlü ve ikili benzerler (el-hurûfü’l-müzdevice) öne ve yan yana, müstakil şekle sahip olanlar (el-hurûfü’l-münferide) sona alınmıştır. Ancak eskisinde olduğu gibi bu yeni sistemde de harf sıralaması müstakil şekle sahip harflerden olan elifle başlatılmıştır. Buna göre Doğu tertibi ا، ب، ت، ث، ج، ح، خ، د، ذ، ر، ز، س، ش، ص، ض، ط، ظ، ع، غ، ف، ق، ك، ل، م، ن، و، هـ، لا، ي, Batı tertibi ا، ب، ت، ث، ج، ح، خ، د، ذ، ر، ز، ط، ظ، ك، ل، م، ن، ص، ض، ع، غ، ف، ق، س، ش، هـ، و، ي، لا şeklindedir.[7]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Prof. Dr. Neşet Çağatay, “Sorularla İslam Dini ve İslam Tarihi”, Gündoğan Yayınları, Ankara 1997, ISBN: 975-520-140-8, s.122-124.
[2] “History of the Arabic alphabet”, https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_the_Arabic_alphabet (çev. Akhenaton)
[3] Dr. Nihad Mazlum Çetin, “Arap” maddesi, “Yazı” alt başlığı, Diyanet İslam Ansiklopedisi, 1991.
[4] Prof. Beatrice Gründler, “The Development of the Arabic Scripts: From the Nabatean Era to the First Islamic Century According to Dated Texts”, Scholars Press, 1993, ISBN 9781555407100, s. 1.
[5] John F. Healey - G. Rex Smith, “II - The Origin of the Arabic Alphabet“. A Brief Introduction to The Arabic Alphabet, 13 Şubat 2012, Saqi. ISBN 9780863568817.
[6] Prof. Wayne M. Senner, “The Origins of Writing”, U of Nebraska Press, 1991, ISBN 0803291671, s.100.
[7] Prof. Dr. İsmail Durmuş, “Harf” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, 1997, cilt: 16, s.163-165.
[8] “Nabataean Abjad”, https://www.omniglot.com/writing/nabataean.htm, Son Erişim 2017-03-08.
[9] Prof. Joseph Naveh, “Nabatean Language, Script and Inscriptions”, https://mushecht.haifa.ac.il/catalogues/Nabateans/Joseph_Naveh.pdf
[10] Jane Taylor, “Petra and the Lost Kingdom of the Nabataeans”, I. B. Tauris, 2001, ISBN 9781860645082, s.152.
[11] Prof. Christopher Rose - Doç. Ahmad Al-Jallad, “Episode 82: What Writing Can Tell Us About the Arabs before Islam”, 27 Nisan 2016, University of Texas, Austin. Son Erişim 2 Haziran 2017.
[12] Dr. Gânim Kadvurî el-Hamed, “İlmü’l-Kitâbeti’l-Arabiyye - Arap Yazısında Alâmetler (Nokta ve Harekeler)”, Çeviren: Yrd. Doç. Dr. Ahmet Gedik, İstem, Yıl: 12, Sayı: 23, 2014, s. 169-227.
[13] Halil Yahya Nâmî, “Aslü’l-Hatti’l-Arabî”, s. 85-86.
[14] Dr. Ali bin İbrahim al-Ghabban - Öğretim Üyesi Robert Hoyland, “The inscription of Zuhayr, the oldest Islamic inscription (24 AH/AD 644-645), the rise of the Arabic script and the nature of the early Islamic state 1“. Translation (2008), Arabian Archaeology and Epigraphy, 19 (2): 210–237.
[15] Muhammed Hadi Marifet, “Arap Hattının Oluşumu ve Gelişimi“.
[16] İbnü’l-Cezerî, “Gâyetü’n-Nihâye”, cilt: 2, s.336, 381.
[17] Hamza el-İsfahanî, “et-Tenbîh alâ Hudûsi’t-Tashîf”, s. 27; Ebû Ahmed el-Askerî, “Şerhu mâ Yakau fîhi’t-Tashîf ve’t-Tahrîf”, s. 13; es-Safedî, “Tashîhu’t-Tashîf ve Tahrîru’t-Tahrîf”, s. 13-14; İbn Hallikân, “Vefeyâtü’l-A‘yân”, I/344.
[18] Muhammed Abdulazim Ez Zürkani, “Menahilu’l-İrfan”, c. 1, s. 399- 400; “Tarih-i Kurân-ı Kerîm”, s. 68.
[19] İbn Hallikân, a.g.e., 1/125. Ebu Ahmed el-Askerî için bk. Suyûtî, “Buğyetu’l-Vuât”, s.221.
[20] Dr. Subhi Es-salih, “Kurân İlimleri”, Hikmetevi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2016, s.92-99.
[21] Dâni, “el-Muhkem”, s.18-19.
[22] Ebu Ahmed Askeri, “et-Teshih ve’t Tahrif”, s. 13.
[23] İbn Hallikân, a.g.e., c. 2, s. 32.
[24] Muhammed Abdulazim Ez Zürkani, a.g.e., c. 1, s. 399.
[25] el-Fihrist, s. 46.
[26] Hasan Sadr, “Tesis’uş şia li-Ulumi’l- İslamiye”, s. 52.
[27] İslam Medeniyeti Tarihi, c. 3, s. 61.
[28] İslâmî Arap Hattı, s. 27.
[29] Bazıları İbn-i Ziyad’ın, Ebu Esved’in kendisiyle işbirliği yapması için kasten birilerini gönderip ayeti yanlış okutturduğunu söylemişlerdir. (el-Hattu’l-Arabi’l-İslami, s. 26)
[30] “Old Arabic”, https://en.wikipedia.org/wiki/Old_Arabic (çev. Akhenaton)





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Akhenaton, 12.01.2021, 11:16 (UTC):
7 harf (huruf-u seba) meselesi, aslında yazımla değil kıraat yani okunuşla ilgili bir mesele. Bu konuda bir görüş birliği yok. Kimileri lehçe farklılıkları olarak açıklıyor (Kureyş, Huzeyl, Temim, Ezd, Rabi’a, Hevazin, ve Saa’ad b Bekr’ lehçeleri), kimileri daha farklı görüşler öne sürüyor. Bu konuda akademik bir referans olarak Mehmet Çakışkan hocamızın “Kurân’ın Nuzûlü ve Yedi Harf (el-Ahrufu’s-Seb’a) Meselesi” makalesini tavsiye edebilirim.

Yorumu gönderen: Abdurrahman, 11.01.2021, 17:21 (UTC):
bir yerde okumuştum. Kuran-ı Kerim ilk olarak 7 harfle yazılmış. şimdi okuduğum bu yazıdan anladığım daha sonra noktalama ve harf düzeni ile harfler seslendiği gibi oluşmuş. bu konuda ne dersin.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 54649450 ziyaretçi (139272851 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)