Oumuamua
 
Oumuamua

Oumuamua

Hazırlayan: Akhenaton

Bilim dünyası, 3-4 yıl önce Güneş Sistemi dışından, yani başka bir yıldızın çevresinde oluşan ve bizim sistemimize giren ilk asteroitin keşfiyle sarsıldı. Bu cisim elbette Güneş Sistemi’ne dışarıdan gelen ilk cisim değildi, ama ilk keşfettiğimiz olduğundan büyük bir önem kazandı.[1] Hawaii Üniversitesi Haleakala’daki Pan-STARRS1 teleskobunun rutin gökyüzü taramasında keşfedilen bir cisim A/2017 U1 adıyla kayıtlara geçmişti.[2]

Cisim, Güneş yörüngesindeki gezegenler ve çoğu göktaşı tutulma dairesi adı ver ilen bir düzleme yakın hareket ederken, alışılmadık derecede yüksek bir hızla Güneş sistemimizin tutulma dairesine neredeyse tam tepeden yaklaşarak geldi.[2] İlginç hiperbolik yörüngesi ile Güneş Sistemi’nin içine doğru hızla ilerledi ve Güneş’e yaklaşıp çevresinden döndü. Rotası, sonrasında da hızlıca Güneş Sistemi’nden çıkış yapacağını gösteriyordu.[1]

U1
1I/2017 U1’in yörüngesi. Gezegenlerin bulunduğu düzleme dik olarak geliyor ve Güneş sisteminin iç gezegenlerinin olduğu bölgeden dönüş yaparak uzaklaşıyor. Kaynak NASA/JPL-Caltech

Dünya’nın 33 milyon kilometre yakınından geçen (Ay’ın bize olan uzaklığının 85 katı) bu cismi 19 Ekim 2017’de keşfettik. Aslında o tarihten beş gün evvel bize 24 milyon kilometre yakınlaşmış, kendini gözümüzden kaçırmıştı. Bir hafta boyunca hakkında veri toplayabildik, sonrasında Pegasus Yıldız Sistemi’ne doğru yola çıkan cismi gözlemleme şansımız sona erdi. Yörüngesine bakılırsa cisim Vega Yıldızı yönünden gelerek 9 Eylül’de Güneş’e Merkür’den bile daha yaklaşmış ve hızı saniyede 88 kilometreye çıkmıştı.[3]

Hawaii’deki Pan-STARRS1 teleskobunda çalışan astronomlar, ona Hawaii dilinde “izci”, “mesajcı”, “haberci”, “uzaktan gelen ilk elçi”, “öncü birlik”, “kaşif”, “keşif eri” gibi anlamlara gelen “Oumuamua” adını verdiler.[1][2][3][4]

NASA’ya ait Minor Planet Center (Küçük Gezegen Merkezi), keşfedilen bu ilginç cismi anında dünyadaki diğer teleskoplara bilgi notu şeklinde gönderdi, vakti olan gözlemevlerinden bu cisme bakıp yörüngesini tayin etmede yardım talep etti. İlk başta bir kuyrukluyıldız olduğu düşünülmüş ve C/2017 U1 PANSTARRS ismi verilmişti, ancak buharlaşan bir kuyruğu olmadığından hemen farklı bir cisimle karşı karşıya kalındığı anlaşıldı. Dünyadaki diğer teleskoplarının başında olan astronomlar da bu ilginç cisme ait haberi alır almaz hemen teleskoplarını bu yöne çevirdiler.[1]

Daha önce hiç eşine rastlanmamış bir hıza ve sıradışı bir yörüngeye sahip bu cismin farklı bir yıldız sisteminden kopup geldiğinden şüphelenen araştırmacılar, sonradan yaptıkları gözlemlerle gerçekten de Güneş Sistemi’ne ait olmadığını keşfettiler. Böylece “Oumuamua”, şimdiye dek şahit olduğumuz ilk yıldızlararası nesne unvanını kazandı.[2]

Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) yeni bir sınıflandırma kodu oluşturarak, 1I/2017 U1 PANSTARRS, yani 2017’de 1. Keşfedilen (I) Interstellar (yıldızlararası) cisim kodu verildi.[1] Başka bir sistemden geldiği düşünülen bu göktaşının Lara yıldız sisteminden gelmiş olabileceği, ihtimaller arasında.[5]

Cisim, 400 metre uzunluğunda ve 40 metre genişliğindeydi. Araştırmacılar, bu cismi bir puroya benzetti. Asteroitlere benzer yapısı nedeniyle başka sistemlerde de görülebileceğini söylediler. Cisim, her 7,5 saatte bir kendi ekseninde dönerek hareketini tamamlıyordu.[5]

Oumuamua, Ekim 2017’deki keşfinden bu yana yoğun bir ilgi odağı haline geldi. Marco Micheli liderliğindeki ekibin bu garip yıldızlararası ziyaretçinin beklenenden hızlı olan hareketini açıklamak için birçok senaryosu bulunuyordu. En uygun açıklamaya göre Oumuamua, Güneş ısıtması nedeniyle yüzeyinden madde tahliye ediyordu.[6]

Kırmızı renkli ve yoğunluğu metale yakın olan bu gök cisminin bilim insanlarını en çok şaşırtan özelliği, giderek hızını artırmasıydı. Bu nedenle o gök cisminin uzaylılar tarafından geldiğini iddia edenler de oldu. Bir keşif aracı olabileceği düşüncesiyle gök cismi hemen dinlenmeye başladı fakat hiçbir sinyal alınamadı. Bilim insanlarının çoğu onun doğal bir cisim olduğuna inansa da yapay olmadığını da kanıtlayamadı.[4]

Oumuamua’nın bileşimi her ne kadar Güneş Sistemi’ndeki başka cisimlere benziyor olsa da, özellikle puro ya da çubuk şeklindeki garip yapısıyla sistemimizde hiç karşılaşmadığımız bir yapıya sahip. Boyutları tahminen 230 metre x 35 metre olan asteroitin dönüş yönü, uzun ucundan diğer ucuna olmak üzere 7.3 saat sürüyor. Bugüne kadar Güneş Sistemi’ndeki asteroitlerin hiçbirinin boyunun enine oranı üçü geçmemişti. Dolayısıyla Oumuamua’nın boyunun enine oranının altı buçuk olması gerçekten büyük bir sürpriz. Tabii şu anda en büyük teleskoplarımızı da kullansak onu hâlâ bir nokta şeklinde görüyoruz, ancak yörünge dönemindeki ve parlaklığındaki büyük farklılıklar, çubuk şeklinde olduğunu kanıtlıyor.

Öte yandan rengi çok ilginç, hafif kırmızımsı renge sahip olsa da, son derece siyah bir asteroit. Daha spesifik olursak üzerine gelen ışığın yüzde 96’sını yutuyor. Ancak yüzeyi sanki yeni yapılmış asfalt gibi mat ve hiç toz bulunmuyor. Yüzeyi kaya ve demirden oluşuyor; hafif kırmızımsı rengi de milyonlarca yıldır yaptığı seyahatte üzerinde çarpan yüksek enerjili kozmik ışınların etkileri diye düşünülebilir.

Oumuamua, Güneş’e en yakın anını saniyede 87.4 kilometre hızla 9 Eylül 2017’de yaşadı. Merkür’ün bile yörüngesinden daha içeride bir noktadan dönüş yaptığından, Güneş’in çekiminden kaçış için yaklaşık saniyede 80 kilometre hıza gereksinimi vardı ve Oumuamua yüksek hızından dolayı bir daha sistemimize geri gelmeyecek şekilde kaçmış oldu. Çok hızlı hareket ettiği için dünyadaki astronomlar ve birçok büyük ya da küçük yersel/uzay teleskopları alarm halinde Oumuamua’nın gözlemini yapmak için acele etti, çünkü 2017 Aralık ayı ortasında parlaklığı iyice düştü ve teleskoplarla görünemez duruma geldi.[1]

Oumuamua, Pan-STARRS1 teleskobunun yedi yıldır çalışması neticesinde gözlemi yapılan ilk yıldızlararası cisim. Bu bile bayağı sönüktü ki, Oumuamua’dan daha küçük yıldızlararası asteroitleri bulma şansı yoktu. Ancak halihazırda Şili’nin Andes Dağları’na inşaatına devam edilen LSST (Large Synoptic Survey Telescope) 2019 yılında bittiğinde, Pan-STARRS teleskobundan 14 kat daha sönük bu tür cisimleri keşfetmesi mümkün olacak. LSST, her birkaç gecede bir bütün gökyüzünün taramasını yapıp, bir önceki taramayla karşılaştırarak hızı ya da parlaklığı değişen cisimleri arayacak.

Madem bu kadar önemli bir cisim ve ilk defa yıldızlararası uzaydan gelen bir cismi yakalamışız, peki hemen bir uzay aracı fırlatsak, peşinden onu yakalasak ve yakından bir incelesek olmaz mıydı? Bu artık imkânsız. Bizim keşfimiz, Oumuamua’nın Güneş’in kütle çekimini sapan gibi kullanıp öte tarafından savrulmasından sonra oldu. Aşırı yüksek hızıyla Güneş’ten geçişini 9 Eylül 2017’de yaptı, Dünya’ya yakın geçişini 14 Eylül’de gerçekleştirdi, Mars’ın yörüngesini 1 Kasım’da geçti. Jüpiter’in yörüngesini Mayıs 2018’de, Satürn yörüngesini ise 2019 başlarında geçmiş olacak. Yani bizim hazırda bu amaçta kullanılabilecek bir roketimiz olsaydı ve cismi erkenden keşfetmiş olsaydık, belki Güneş’ten dönüş yaptığında yakalamak mümkün olabilirdi. Belki LSST çalışma-ya başladıktan sonra bu tür cisimlerden daha küçüklerini bulacağız, o zaman böylelikle yıldızlararası uzaydan gelen bir ziyaretçiyi yakından inceleme imkânı yakalayacağız. Tabii bunun için biraz daha zaman gerekiyor.[1]

Oumuamua

Bulgular

  1. Güneş Sistemimize dışarıdan geldiği teyit edilen cisim, gezegenlerin yörünge düzlemine dik açıyla girdi.
  2. Oumuamua kendi ekseninde yedi saatte bir döndükçe yansıttığı ışık 10 katına kadar değişiyordu. Küre olsa, yansıttığı ışık hep aynı kalırdı.
  3. Oumuamua’nın bu durumda puro gibi ya da pancake gibi olduğu belirlendi, uzunluğu 400 metre, eni ise 40 metre civarındaydı.
  4. Gözlemler, bu cismin bizim sistemimize girmeden Samanyolu’nda yüz milyonlarca yıldır gezindiğine işaret ediyor.
  5. Oumuamua’da su ya da buz izine rastlanmadı, çok yoğun bir yapıda kaya ve metallerden oluşuyor ve kozmik ışınlara maruz kaldığı için kırmızılaşmış.[3]

Gariplikler

  1. Başta bir kuyrukluyıldız sanıldı fakat ne Güneşe yaklaştıkça buzun buharlaşmasından dolayı oluşan kuyruğu vardı ne de çevresinde tozu. Nitekim Hubble Teleskobu cismin Güneş’e yaklaşırken aniden hızlandığını gözlemledi fakat ortada kuyruk yoktu. Hızlanma için Güneş’in çekim gücünün yetersiz olduğu hesaplandı.
  2. Bugüne dek bilinen asteroitlerin en-boy oranı en fazla üç olmuştu, par-laklığının gösterdiği farklılık da aynı orandaydı. Oysaki Oumuamua’da bu fark on kattı.
  3. Spitzer Space Teleskobu cisimden kaynaklanan kızılötesi ışın gözlemlemedi. Yani cisim, ısınmıyordu. Bu da cismin aşırı derecede yansıtıcı bir yüzeyi olduğunu gösteriyordu.
  4. Cismin hızı çok fazlaydı, Güneş’in hareketine göreceli olarak saniyede 26 km daha hızlıydı ve hızı düzensiz bir şekilde değişiklikler gösteriyordu.[3]
Oumuamua

Oumuamua’nın Güneş’e Göre Hızı

MesafeTarihHız

km/s

2300 AU160526.34
1000 AU183926.35
100 AU200026.67
10 AU201629.50
1 AU9 Ağustos 201749.67
Perihelion9 Eylül 201787.7
1 AU10 Ekim 201749.67
10 AU201929.51
100 AU203426.65
1000 AU219626.36
2300 AU243026.32 [7]

Oumuamua
Oumuamua’nın hiperbolik yörüngesi. Lyra (Çalgı) Takımyıldızı yönünden gelip Pegasus Takımyıldızı yönüne doğru ilerliyor.

Oumuamua Nereden Geliyor?

Oumuamua, keşfedildiği andan beri sürekli gözlenen, hızlıca analiz edilen ve sonuçları hemen yayınlanan meşhur bir asteroit haline geldi. Açıkçası uluslararası alanda bu kadar çok farklı ekibin birkaç hafta gibi kısa bir sürede birçok makale yayınladığı nadir vakalardan biri olduğunu söyleyebiliriz. O nedenle analizlere ve ulaşılan sayılara zaman içinde daha ince ayarlar yapılıp üzerinde biraz daha uzun süre düşünülünce, birçok farklı keşfin de ortaya çıkacağına eminiz. İlk makalelerden birine imza atan Simon Portegies-Zwart liderliğindeki Leiden Üniversitesi araştırmacılarından oluşan ekip, bir simülasyon yaparak Oumuamua’nın geçmişe doğru bin yıllar içindeki yörüngesini simüle etti ve üç teori geliştirdi.

Teorilerden birincisi; acaba Güneş Sistemi içindeki Kuiper Kuşağı ya da Oort Bulutu’ndan kopmuş olabilir mi? Yaptıkları hesaplamalarda bir cisim Oort Bulutu’ndan kopmuş olsa, elipsliği çok baskın olsa bile, yine geldiği yere geri dönü-yor ve Oumuamua gibi Güneş Sistemi’nden tamamen kopacak enerji elde edemiyor.

İkinci teori; acaba Oumuamua, başka bir yıldız çevresinde dolanırken büyük bir kütle çekim tekmesi ile güç alıp Güneş Sistemi’ne doğru savrulmuş olabilir mi? Geçmişe doğru yörünge simülasyonu içinde Güneş’e 100 ışık yılı kadar mesafe-de bulunan 3700 yıldızı aldıklarında, TYC4742-1027-1 isimli yıldızın yarım ışık yılı uzağından (4.75 trilyon km), 1.3 milyon yıl önce geçtiğini buldular. Ancak bu yıldızdan da kurtulma hızının yaklaşık saniyede 100 kilometre olduğunu hesaplayınca, doğal olarak Oumuamua’nın kökeninin bu yıldız olmadığı anlaşıldı.

Üçüncü teoriye göre ise Oumuamua, yıldızlararası ortamda çok uzaklarda bir yerlerde oluşmuş ve milyonlarca yıldır, o yıldızdan bu yıldıza seyahat edip duruyor. Bu teori, aslında yıldız ve gezegen oluşum teorilerine göre de mümkün, çünkü ilk oluşum anlarında gayet şiddetli çarpışmalar ve yüksek dönüş hızlarından dolayı bazı kaya parçaları, yani asteroitler, ortada oluşan yıldızın çevresinde dönmek yerine sistemden kopup uzaklaşabiliyor. Dolayısıyla yıldızlararası ortamda bu asteroitler gibi yalnız kurt gibi gezen trilyonlarca asteroit olabilir. Bu teori, ekibin en olası gördüğü teori olarak yayınlandı.[1]

Oumuamua
Yıldızlararası nesne Oumuamua'nın, Güneş Sistemimizden çıkarken gaz çıkışı yaşadığı izlenimi. Katkı Sağlayanlar: ESA/Hubble, NASA, ESO, M. Kornmesser

Oumuamua, Bir Hidrojen Buzdağı Olabilir

Dünya’nın güneş sisteminden geçen ilk yıldızlararası nesne olan Oumuamua’ya bu güne kadar bir kuyruklu yıldız, bir asteroit, silindir şeklinde bir uzay gemisi gibi birçok şey dendi. Yale ve Chicago Üniversitesi’ndeki gökbilimciler ise bunun bir hidrojen buzdağı olduğunu söylüyorlar. Hidrojen, evrendeki en yaygın element olmasına rağmen, nadiren katı formda bulunur; çünkü katı formda olabilmesi için sıcaklığın çok düşük olması gerekmektedir. Araştırmacıların bulgularına dayanan bu çalışma, Astrophysical Journal Letters dergisi tarafından kabul edilmiştir.[8]

Oumuamua

Avi Loeb’in Sıradışı İddiası

Harvard Astronomi Bölüm Başkanı, 56 yaşındaki Prof. Abraham “Avi” Loeb, cismin zeki varlıklar tarafından yapılmış bir ‘hafif yelkenli’ olabileceğini söylüyor. Yelkenli fikri kulağa uçuk gelse de 2016’da Yuri Milner, Stephen Hawking ve Mark Zuckerberg ile bize en yakın yıldız olan Alfa Century’e 2030’da kredi kartı boyutunda yelkenli birkaç gramlık mikro uzay gemileri yollamak için Breakthrough Star Shot projesini başlattılar. Yani hafif yelkenli teknolojisi hazır. Dünyadan gönderilen lazer ışınları yelkenleri rüzgâr gibi şişirerek binlerce mikro uzay gemisini ışık hızının beşte biriyle; yani saniyede yaklaşık 60 bin km hızla 4 ışık yılı uzaktaki Alpha Centauri’ye 20 yılda gönderecek. Bu projenin danışman kurulunun başındaki isim yine Avi Loeb. Star Shot, bu küçük sondaları geliştirmek için Haziran 2017’de uzaya altı prototip yıldız çipi gönderdi.

Loeb, Güneş’in kütle-çekiminden kaynaklanan hızlanması dışında, ekstrem bir geometriye sahip bu cismi aniden ivmelendirecek bir de Güneş’in ışığının itme kuvvetinin olduğunu söylüyor. Bunun için Oumuamua’nın çok iyi bir yansıtıcı olması gerektiğinden aşırı ince olması gerekiyor. Bahsi geçen puro ya da pancake’nin kalınlığı bir milimetre olmalı. Böyle olursa hafif yelkenli tanımına uyuyor. Loeb, bu hafif yelkenlinin yıldızlararası seyahate önüne çıkabilecek toz ve gazlara dayanıklı olabileceğini belirtiyor. Oumuamua’nın miadını doldurmuş, yıldızlarda hayat aramak için gönderilmiş kat trilyonlarca gemiden rastgele birinin enkazı olabileceğini öngörüyor, ya da özellikle istikametini yaşanabilir olduğunu göz önünde bulundurarak Dünya’ya çevirmiş olan daha az sayıdaki gemilerden biri.

Loeb’e karşıt fikirdekiler, sıradışı iddiaların sıradışı kanıtlar gerektirdiğini öne sürüyor ve Loeb’i spekülasyon yapmakla suçluyorlar. Fakat öte yandan Loeb, Sherlock Holmes’un ünlü, “İmkânsız seçenekleri tek tek eleyince geri kalan her ne kadar olası değilmiş gibi görünse de gerçektir” sözünden yola çıktığını belirtiyor. Birkaç yıl içinde Large Synoptic Survey Telescope (LSTT) işlevine başlayınca Oumuamua gibi rastgele uzayda dağılmış bu tarz cisimleri çok daha yakından inceleyebileceğimizi belirterek bu sıra dışı iddiasının o zaman kanıtlanabileceğini umuyor.[3]

evrende yalnız mıyız

Uzayda Yalnız Mıyız?

“Uzayda yalnız mıyız?”, “Neredeler?” soruları; insanlık tarihinin en büyük sorularından biridir.[9] Bugüne kadar Oumuamua iddiası dışında uzaydan geldiği iddia edilen tek akıllı sinyalin, ki günümüze kadar bir daha tekrar etmemiştir, 15 Ağustos 1977 yılındaki “Wow” sinyali olduğu bilinmektedir.[10]

Eğer kâinatta yalnız değilsek ve “Wow” sinyalini uzaydaki bir akıllı yaşam formu gönderdi ya da Oumuamua, akademide iddia edildiği gibi bir uzaylı gemisi ise ya da uzay-zamanda birgün insanlık evrende uzaylı bir varlıkla temas ederse bu durumun, (keza göktaşı, virüs, uzay savaşları gibi uzaydan gelebilecek diğer risklerin de) birçok etki ve sonuçları olacaktır.[9]

Ayrıca uzay araştırmalarında ilk defa Güneş sistemimizin dışına çıkan (ve taşıdığı altın plaktaki dünyayla ilgili bilgilerin kötü niyetli uzaylılarca bulunması halinde önemli bir risk doğuracağı yönünde tartışmalar bulunan) Voyager 1 ve Voyager 2 bulunmaktadır. [10]

Peki uzaylılarla karşılaşmadığımızı söyleyen hipotezler neler? Bunlar hiç de hafife alınamayacak hipotezler bu arada. Gelin bu hipotezlere bakalım:

  1. Dünya dışında yaşam var ama akıllı değil.
  2. Dünya dışında akıllı yaşam var ama uzaktan fark edilebilecek kadar gelişmemiş. Hepsi de bizim seviyemizde.
  3. Belki de bizden daha zeki yaşam formları vardır fakat bu uygarlıklar çeşitli felaketlerle geriliyor ve asla iletişim kuracak seviyeye gelemiyorlar.
  4. Zeki yaşamlar doğası gereği çevresini yok eder. Belki de çok zeki bir uygarlık diğer uygarlıkları sürekli yok ediyor ve bundan dolayı diğer uygarlıklar sessiz kalmayı tercih ediyor.
  5. Belki de evren çoktan gelişmiş medeniyetler tarafından kolonileşti fakat biz evrenin o kadar ıssız bir yerindeyiz ki daha bize ulaşamadılar.
  6. Ya da bize sinyal gönderdiler fakat bizim teknolojimiz gönderdikleri sinyali çözmeye yetmiyor.
  7. Dünya uzaylıların hayvanat bahçesi de olabilir, bizimle iletişime geçmektense hâlimize gülüp geçiyor olabilirler.
  8. Uzaylılar çok eskiden gelmiş fakat zeki canlılar bulamadıkları için gitmiş olabilirler.
  9. Belki de bizim varlığımızdan haberdarlar fakat onlara göre çok ilkel olduğumuz için dikkatlerini çekmiyoruzdur. Çalışma masanızın üzerindeki milyonlarca mikroskobik canlı da sizin ilginizi çekmiyor mesela.
  10. Ya da biz sahte bir gerçeklikteyiz, uzaylılar başka bir canlının bulunmadığı bir evreni bizim için simüle etmiş olabilirler.
  11. Bir karınca yuvası yanına yapılan otoyolun ne olduğunu anlayabilir mi? Micho Kaku’ya göre onlar bizimle iletişim kuruyorsa bile biz bunu algılayamayız.
  12. Belki de Dünya’ya verdiğimiz zararı görünce bizi bırakıp gitmiş olabilirler.
  13. En kötü olasılıkla da evrende yalnızız. İnsanoğlu evrendeki en şanslı yaşam türü ve tüm o koskoca evrende bizden başka yaşam formu yok... [4]

Endüstri 4.0 teknolojilerinin katkısı ile göktaşı, kuyruklu yıldız ve gezegenlerde uzay madenciliği, Mars ve diğer gezegenlerde kolonileşme, uzay turizmi gibi uzayın ticarileşmesi üzerine gelişmeler yaşanmaktadır. Bu şekilde, uzayda finansal hizmetler ve uzay finansmanı, uzay sigortacılığı gibi kavramlar önümüzdeki günlerde daha çok gündeme gelecektir. Öte yandan, teknolojinin gücü ile ilk kara delik fotosunun çekilmesi, SETI, METI, Voyager gibi araştırmalar uzayın keşfine dair her gün yeni bir bilgi vermektedir. Bu sebeplerle ya da bunlardan bağımsız olarak, uzayda akıllı yaşam formlarının olması ve temas olasılığı dışında, göktaşı çarpması, uzay savaşları ve uzaylı bakteriler gibi riskler dikkate alındığında, tüm bilimleri ve insanlığı derinden etkileyecek önemli gelişmeler yaşanması olasılığı da artmaktadır.

Nitekim, Harvard Üniversitesi’nden (Astronomi) bilim insanlarının Oumuamua adlı güneş sistemine dışarıdan giren ve sonra terk eden cismin, akıllı yaşam formuna ait olabilecek bir uzay gemisi / yelkenlisi olabileceğini iddia eden makalesi ya da NASA’nın göktaşı riskinin ciddiye alınması gereği demeci, bu iddiaların gerçekleşmesi halinde finansal piyasalar, kurumlar üzerinde ciddi etkiler doğuracaktır. Günümüzde göz ardı edilen nükleer savaş, pandemik riskler gibi uzaydan da gelebilecek farklı risklerin, davranışsal finans ışığında, artık finansal risk yönetiminde yönü, büyüklüğü, etkileri açısından dikkate alınması gerekliliği öne çıkmaya başlamıştır.[11]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Dr. Umut Yıldız, “Asteroid Oumuamua: Yıldızlararası Ziyaretçi”, Uzay Atlası, Ocak 2018, s.24-25.
[2] Cemal Şen, “Oumuamua: Yıldızlararası Bir Konuk”, Gökyüzü (Türk Astronomi Derneği bülteni), Ocak-Şubat 2018, Sayı: 70, s.6.
[3] Selin Kandiyoti, “Bır Cisim Yaklaşıyor(du) : Oumuamua”, 20 Mart 2019 tarihli Şalom gazetesi, s.12.
[4] Burhan Naci Ulusu, “Herkes Nerede? Neden Hâlâ Uzaylılarla Karşılaşmadık?”, Bilimsen dergisi, Nisan 2020, Sayı: 1, s.15-16.
[5] “İlk Yıldızlararası Ziyaretçi: Oumuamua”, Gazetto, Yıldız Teknik Üniversitesi, Ocak-Şubat-Mart 2018, s.18.
[6] “Oumuamua Giderek Hızlanıyor”, Marmara Park, Ağustos-Eylül 2018, sayı: 30, ISSN: 2148-0966, s.31.
[7] https://tr.wikipedia.org/wiki/’Oumuamua
[8] “Oumuamua, Bir Hidrojen Buzdağı Olabilir”, Astro, 4 Haziran 2020, Yıl: 13, Sayı: 9, s.2.
[9] Dr. Öğr. Üyesi Cüneyt Dirican, “Uzaydan Dünyaya Gelebilecek Tehditler, Uzaylı İstilası ya da Dünya Dışı Yaşamla Temas Durumu: Finansal Kurumlarda ve Piyasalarda Sürdürülebilirliğe, Risk Yönetimine Dair Önerme ve Yaklaşımla”, Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2019, e-ISSN: 2149-4622, s.51.
[10] Dr. Öğr. Üyesi Cüneyt Dirican, a.g.e., s.54.
[11] Dr. Öğr. Üyesi Cüneyt Dirican, a.g.e., s.52.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 53629677 ziyaretçi (136563911 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler