Paranormal Olaylar ve Inanislarda Ayna
 

Paranormal Olaylar ve İnanışlarda Ayna

Hazırlayan: Akhenaton

İçindekiler

  1. Tarihten Bugüne Ayna
  2. Mitolojide Ayna
  3. Eski Türklerde Ayna
  4. Dini İnançlarda Ayna
  5. Ayna Hakkındaki Diğer İnanışlar
  6. Gece Vakti Aynaya Bakmak
  7. Troxler Etkisi
  8. Ayna İle İlgili Anlatılan Paranormal Hikayeler
  9. Caputo Etkisi
  10. Paranormal Olaylar ve Aynalar
  11. Karanlık Ayna
  12. İyileşme Seanslarında Ayna Kullanmak
  13. Ayna ve Cinler
  14. Ayna, Negatif Varlıklar ve Negatif Enerjiler
  15. Ruhsal Portallar
  16. Kaynaklar
antik ayna
M.S. 2.-3. yüzyıllarla tarihlenen Roma döneminden kalma bir ayna.

Tarihten Bugüne Ayna

İnsan tarih öncesinden bugüne görüntüler ve yansımalarla ilgilenmiştir. İlk zamanlar parlak taşlar, su ve metal yüzeylerde kendi yansımalarını seyreden insanlar, ayna yapımından sonra kendi görüntülerini aynada seyretmeye başlamışlardır.[1]

İlkel ya da uygar birçok toplumda insan beğenilme duygusunu bu araç sayesinde doyuma ulaştırmıştır. Özgüven ve heyecan veren bu fenomen, birçok toplumda güç, şans ve samimiyet aracı olarak ifade bulmuştur. Bu bakımdan ayna, kişinin kendisini, dostlarını ve çevresini kabullenmesine aracılık etmiştir.[2]

Aynanın uzun bir geçmişi olduğu söylenebilir. Antik Çağlar’dan günümüze bu fenomen gizemli ve büyüleyici olarak bilinir. Metal ya da camdan yapılan ayna, tarihsel süreçte yapılış bakımından farklılık gösterse de işlevi açısından her zaman önemini korumuştur. Onun nasıl ve niçin ortaya çıktığı bilinirse etkisi de kendiliğinden ortaya çıkar.[3]

Ayna, sözlükte üzerine düşen ışıkları ve şekilleri yansıtan parlak bir nesne olarak ifade edilir.[4] Bu kelime, Farsça “âyîne“den gelmiştir. İlk önceleri cilalı demirden yapıldığı için “âyen” (demir) sözcüğüne binaen “ayna” denilmiştir.[49] Arapçası, akseden görüntü anlamındaki mir’âttır.[5][2]

Aynanın birden fazla özelliği vardır. Nesneleri olduğundan büyük ya da küçük gösterirler. Cin gibi soyut varlıklarla irtibat kurmada araç olarak da kullanılırlar. Hastanın ölüm anında nefes alıp almadığın anlamak için ağza ayna tutulur. Kararmaması için kılıf içerisinde tutulur. Paslanan aynalar, kil ve külle parlatılır. Nefes tutar, nefesten kararır. Hediye olarak verilir. Papağan konuşturmasında kullanılır. Pamuğa tutulursa yakar.[6]

Ayna, üzerine düşen görüntüyü olduğu gibi yansıtan bir nesnedir. O, yalan söylemez. Kendisine ne verilmişse onu aynen iade eder. Güzeli güzel, çirkini çirkin gösterir. Süslemez, yorum yapmaz. Genellikle gündüz bakılır. Geceleri bakılmaz. Çünkü ölümle korku arasında bir bağı çağrıştırır. Böylesi birçok özelliğinden dolayı ayna gizemli ve estetik bir öğe olarak sürekli insanın gündelik hayatında yer almıştır.

Alman Grimm Kardeşler tarafından yazılan bir halk masalı olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’de kötü kalpli cadı, her gün sihirli aynanın karşısına geçer ve şu cümleyi tekrar eder: “Ayna, ayna! Söyle bana. Bu dünyanın en güzeli kim, var mı benden güzeli?” Ayna sen, cevabını verir. Aslında bu doğru cevaptır. Çünkü henüz Pamuk Prenses yoktur. Fakat Pamuk Prenses büyüyüp güzel bir kız olunca ayna, cadıya hoşlanmayacağı başka bir doğruyu söyler. Dünyada en güzeli Pamuk Prenses’tir. Cadı, bu cevaptan hoşlanmaz ve kızı öldürmeye çalışır. Fakat her masalın sonunda olduğu gibi kötüler kaybeder, iyiler kazanır.

Masaldan anlaşılacağı gibi ayna, olduğu gibi yansıtan bir nesnedir. Yalansızdır. Kendisine yansıyan kişi nasılsa onu öylece gösterir. Kişinin kendisini bilmesini, tanımasını ve keşfetmesini sağlayan aynanın bu özelliği, onu birçok toplumda önemli kılmıştır.

Aynanın tarihine bakıldığında onun ilk olarak bundan sekiz bin yıl önce, Anadolu’da obsidyenden yapıldığı bilinmektedir. Anadolu’da asırlarca kullanılan obsidyen, volkanik patlamalar sonucu lavların soğumasıyla oluşan doğal camdır. Dünyanın en eski aynası, Çatal Höyük’te bulmuştur. Bu ayna, M.Ö. 6000’li yıllara aittir. Onun özelliği, obsidyenin bir yüzeyinin parlatılarak yapılmasıdır.

Mezopotamya’da ilk ayna M.Ö. 4000’lerde, Mısır’da ise M.Ö. 3000’lerde bakırın parlatılmasıyla elde edilmiştir. Obsidyen olmayınca bakır, bakır olmayınca ayna bronzun parlatılmasıyla yapılmıştır. Çinliler, M.Ö. 2000’lerde bronzu parlatarak aynayı elde etmişlerdir. Bu madenlerin olmadığı zamanlarda da insanlar su dolu kapları ya da parlatılmış katı taşları ayna olarak kullanmıştır.[2]

Japonya’da yapılan kazılarda, Yayoi Dönemi (M.Ö. 200 - MS 250) ve Kofun Dönemi (MS 250 - 552) kalma önemli insanların mezarlarından çok sayıda bronz ayna bulundu. Bu, bize Japonların da aynaların doğaüstü güçleri olduğunu düşündüklerini gösteriyor. Japonlar, bu tür aynaları festivaller ve şeytan çıkarma için kullandılar — aynalar gücün bir simgesiydi!

Asya aynalarının mistik çağrışımları, arka kısımlarına kalıplanmış desen ve yazıtlardan da görülebilir. Bir aynadaki desenlere bakalım ve bu desenlerin yapıldığı zamanın düşüncesini nasıl yansıttığını görelim. Geometrik Desenli ve Dört Ruhlu Ayna, Erken Han Hanedanlığı’nın sonundan Geç Han Hanedanlığı’na (yaklaşık M.Ö. 1. yüzyıldan M.S. 2. yüzyıla kadar) Çin’de çok sayıda yapılan bir ayna türünün bir örneğidir ve Japon Yayoi Dönemi’ne karşılık gelir. Bu aynaların çoğu, Kore aracılığıyla Japonya’ya getirilmiştir.

antik ayna
Geometrik Desenli ve Dört Ruhlu Ayna. Bronz, 18,3 cm çapında. Han Hanedanı, Çin. Kazı alanı bilinmiyor. (Kyoto Ulusal Müzesi)

Üstteki aynadaki desenler, eski Çin inançlarına dayanmaktadır. Eski Çinliler, dünyanın büyük bir kubbe şeklindeki gökyüzü ile kaplı bir kare olduğunu düşünüyorlardı. Bu aynadaki tasarımlar, antik Çin’in “Yuvarlak Gökyüzü, Kare Dünya” dünya görüşünü ve kozmolojisini sembolik olarak ifade ediyor.[7]

M.S. 1300’lerde metal boruların içine eritilmiş camlar konulmuş daha sonra bu camlar kurşun, kalay, civa ve amalgam gibi maddelerle karıştırılarak önce tümsek sonra düz aynalar üretilmiştir. İlk düz camdan aynalar 1500’lü yıllarda İtalya’da Venedik’te yapılmıştır. Alman Kimyacı K. Von Liebig 1835’te gümüş ve aldehitlerle ilk aynayı yapmıştır. Bugün ise aynalar, camın yüzeyinin alüminyum veya gümüş vakumlar altında ısıtılıp buharlaştırılmasıyla ve ardından camın yüzeyinin kaplanmasıyla yapılmaktadır.[2]

Aynalar, özellikle obsidyenden yapılmış olanlar, 16. yüzyıldan itibaren kehanet aracı olarak sıklıkla kullanılmıştır. Bunun nedeni, aynaların fiziksel ve ruhsal alem arasındaki perdeyi kaldırdığı inancıdır.[8]

Aynalar uzun zamandır insanlık tarihi boyunca sayısız mit ve hikayenin odak noktası olmuştur ve hem fantezi hem de bilim kurgu romanlarında güç kazanmaya devam etmektedir.[9]

Narcissus
Narcissus, suda aksine bakarken.

Mitolojide Ayna

Her kültürde farklı anlamlar yüklenen ayna, Sümerlerin Gılgamış Destanı’nda kurtarıcılık özelliğiyle ön plana çıkan bir motiftir. Bu destana göre Gılgamış ölümsüzlük iksirini bulmak için yola çıktığında Gemici Urşanabi’ye rastlar. Yanlış yolda olduğunu söyleyen Urşanabi, Gılgamış’a ormana geri dönmesini ve orada yüz yirmi küreği kesip meme şeklinde bir ayna yaparak, kendisine geri getirmesini ister. Bunun üzerine Gılgamış ormana gider ve Urşanabi’nin dediği şekilde aynayı yaparak ona verir. Böylece ikisi gemide bu aynayı kullanarak fırtınalı sularla boğuşurlar.

Gemide kullanılan bu kürekler, meme biçimindeki aynalar olarak tasvir edilir. Bunlar güçlü kürekler olduğu için geminin suda yürütülmesinde işlevseldir. Dolayısıyla Sümer mitolojisinde ayna, Gılgamış’ın doğru yola koyulmasında önemli rol oynayan bir araç olarak betimlenir.[10][2]

Ayna Sümerlerde olduğu gibi Yunanlılarda da değerli bir araçtır. Yunan mitolojisinde ayna sembolizmi bağlamında üzerinde durulan mitolojik kahramanlardan biri Narkissos’tur. Bu mitosa göre Narkissos’un uzun ömürlü olması için kendisini asla görmemesi gerekir. On altı yaşına geldiğinde o kadar alımlı ve güzel olur ki gören herkes ona âşık olur. Narkissos, bu durum karşısında kimseye aldırmaz.

Birgün Ekho adında bir peri Narkissos’u görür ve ona âşık olur. Fakat Ekho, aşkına karşılık bulamaz. Ekho’nun Narkissos’a seslenişi bir yankı olarak kendisine geri döner. Zamanla Ekho, üzüntüden zayıflar.

Birgün Narkissos avlanıp yorulduğu için berrak, sessiz ve güzel bir pınarın kenarına oturur. Sıcaktan bunalan Narkissos, su içmek için pınara eğilince kendi yansımasını görür ve ona âşık olur. Günlerce pınarın başında öylece kendisini seyredip durur.

Uzaktan Narkissos’un günden güne eridiğini gören Ekho, bu duruma çok üzülür. Mitosa göre kehanet gerçekleşir. Böylece Narkissos suda kendini gördüğü için hayatını kaybeder. Bu durumu görüp Narkissos’a acıyan periler, onun bedenini yakmak için odun toplamaya gider. Fakat geri döndüklerinde Narkissos’un vücudunun yerine bir çiçek bulurlar. Onun bedeni, bugün Nergiz adıyla bilinen Narkissos çiçeğine dönüşmüştür.

Bu mitosta su, bir ayna işlevini görmüştür. O, Narkissos’un kendini görmesini sağlamıştır. Fakat bir ayna olarak suyun gösterdiği görüntü, Narkissos’un hayatına mal olmuştur. Ayna estetiktir fakat içinde ölümcül bir durum barındırmıştır. Paradoksal bir etkiye sahip olan ayna, Yunan mitolojisinde çift yönlü oluşuyla önemli bir fenomen olarak mitoslarda kendine yer bulmuştur.[2]

Eski Çin mitolojisinde, canavarların büyüyle uyutuldukları, ancak bir gün dünyamızla savaşmak için yeniden yükselecekleri “Ayna Krallığı”nın hikayesi vardır. Gözümüzün köşelerinden aynalarda gördüğümüz tuhaf hareketler, bu sözde dünyanın uyanışındaki ilk hareketlerdir.[11]

Başka bir Çin inancına göre ise bir ailede ölüm gerçekleştiğinde, evdeki bütün putların üzeri, cesede ya da tabuta sergilenmeyecek bir biçimde, kırmızı kâğıtla örtülür ve bütün aynalar kaldırılır, çünkü aynada tabut yansıması gören kişinin yakın zamanda kendi ailesinden birinin kaybına neden olacağına inanılır. Kapı girişinin üzerine beyaz bir kumaş örtülür ve ölen kişi erkekse antrenin soluna, eğer kadınsa, antrenin sağına bir çan yerleştirilir.[12]

Bugün bile bir Çinlinin evini ziyaret ettiğinizde giriş kapısının üstüne yerleştirilmiş belirgin bir aynaya rastlayabilirsiniz. Bu normal bir ayna değil, ba-gua aynası ya da sekiz köşeli aynadır. Bu ayna oraya, istenmeyen ziyaretçileri ve düşünceleri kovmak için yerleştirilmiştir. Aynanın fiziksel yansıtma özelliği gibi ba-gua aynasının da kötü düşünceleri yansıttığına inanılır.[13]

Yunan mitolojisinde ayna bağlamında tıpkı Narkissos’ta olduğu gibi bugün Ege Bölgesi’nde Bodrum’da anlatılan önemli bir mitos vardır. Anlatıya göre Afrodit ile Hermes’in bir oğlu olur ve ona kendi isimlerini taşıması için Hermafrodit ismini verirler. O, on beş yaşına gelince yakışıklı ve alımlı bir erkek olur. Yerinde duramayan bu genç “Salmakis” adı verilen yere gelir. Bugün Bodrum’da “Bardakçı” diye anılan bu koyda güzel bir kızla karşılaşır.

Bir su perisi olan Salmakis, burada gün boyu yüzer, uzun saçlarını tarar ve öylece tüm vaktini geçirir. Salmakis tıpkı Narkissos gibi bu koyun berrak suyunda sürekli güzelliğine bakar ve kendine hayran kalır. Su, onun için güzelliğini yansıtan bir ayna işlevini görür.

Salmakis ve Hermafrodit birbirlerini görünce âşık olurlar. Kavuşmaları için tanrılara dua ederler. Salmakis, Hermafrodit’e sıkıca sarılınca ikisinin gövdesi tek beden haline dönüşür. Böylece bu beden ne erkek ne de dişi olur; fakat aynı zamanda o hem erkek hem de dişi olur. Batı’da Hermafrodit ismine yüklenen bir anlam da buradan gelmektedir. Ayna, bu mitosta estetiği gösteren işlevsel bir araç olarak ön plana çıkmıştır. Ayrıca Hermafrodit’i metamorfoza uğratması nedeniyle ayna bu mitosta bir dönüşüm simgesi olarak da yorumlanabilir.[14][2]

Ayna sembolizminin kullanıldığı diğer bir anlatı ise Yunan Tanrısı Zeus’un oğlu Dionysos ile ilgilidir. Yunan mitolojisinde Demeter, Zeus’tan olan çocuğu Persefon’la Sicilya’ya gider. Demeter, kızını Zeus’tan uzak tutmak için onu bir mağarada gizler. Fakat Zeus, kızına bir yılan biçiminde yaklaşır ve onu oğul Dionysos’a hamile bırakır.

Dionysos mağarada doğar ve orada beslenir. Bebeğin yanında bazı oyuncaklar vardır. Bunlar top, topaç, zar, altın elma ve bir parça yündür. Dionysos’un yanında bulunan diğer önemli bir nesne ise aynadır. Ayna, onun ölmeden önce gördüğü son semboldür. Çünkü Dionysos aynaya baktığında Zeus’un kıskanç karısı Hera’nın gönderdiği Titanları görür.

Titanlar, oynayan çocuğu yakalayıp yedi parçaya ayırır ve onları kazanda kaynatır. Zeus, kazanda kaynatılan çocuğunun kokusunu alınca mağaraya gelip Titanları öldürür. Mitosta ayna motifi Dionysos’un yüceliğini ifade etmek için kullanılmıştır. Nitekim sabahyıldızı, kapı, bilgelik tahtı, aslan ve ayna Yunan tanrı ya da tanrıçalarıyla ilişkilendirilen önemli sembollerdir.

Eski Yunan’da Zeus’un oğlu Dionysos’un parçalanması olayından sonra Dionysos tapımı başlamıştır. Bu tapımın amacı insanı bedensel ve ruhsal olarak kötülüklerden korumaktır. Bu felsefeye ya da külte Orfe tarafından öğretildiği için “Orfecilik” adı verilir. Bu felsefe okulunda gök cisimleri, Dionysos’un mağaradayken yanında bulunan zar, top ve ayna gibi nesnelerle özdeşleştirilmiştir.

Dolayısıyla Dionysos’un oyuncaklarının Yunan felsefesinde işaret ettiği başka bazı anlamlar da vardır. Buna göre zar, kimyasal maddelerin yapılarının modellerini ifade eden beş platonik cismi ifade eder. Bunlar eşit yüzeyleri olan küp, dört yüzlü, sekiz yüzlü, on ikiyüzlü ve yirmi yüzlü olarak bilinen cisimlerdir. Topaç, alt dünyaya atomlar olarak yansıyan gezegenleri sembolize eder. Ayna ise üstün dünyanın alta yansımasının ifade eden bir simgedir.

Ayna Mısır’da sadece ölümsüzlüğü ifade etmez, o aynı zamanda güzelliği yansıtan bir araçtır. İnsanlar gündelik hayatlarında onu yanlarından ayırmazlar. Bu çerçevede antik Mısır’da eski tanrıçalardan biri olan Hathor ayna ile özdeşleşmiştir. Hathor’a “Altın Bir” ifadesi de yakıştırılır.

Altın, nasıl değerli bir madense ayna da o kadar önemlidir. Bu yüzden Tanrıça Hathor için altın ya da bronzdan aynalar yaptırılmıştır. Bugün bile Mısır’da aynaların arkasında genellikle Hathor’un resmi vardır. Hathor’un simgesinin bulunduğu aynalar, O’nun Güneş Tanrısı Re ile arasındaki ilişkiyi de yansıtır. Çünkü Hathor, aynı zamanda Güneş Tanrısı’nın kızıdır. O, aşk ve müzik tanrıçasıdır. Boynunda parlayan metal bir gerdanlık vardır. Bunun yanı sıra ayna, antik Mısır’da mezarlarda bulunması gerekenönemli eşyalardan biri olarak kabul edilirdi. İnanışa göre güneşin ışıkları toprağın altına süzülerek mezarın içine kadar gider ve orada aynada yansır. Bu durum aynanın Mısırlılar için hem bu dünyada hem de öte tarafa yolculukta insan için kıymetli bir sembol olduğunu göstermektedir. [2]

Ortaçağ’da ayna, görüntünün keskinliğini ve ışığı yayma gücüyle sembolik bir yük üstlenirken, Eski Mısır’da, içinde yaşamın tekrarlandığı, yani ölüler âleminde yenilendiği aracın sembolü olarak görülmüştür.

Ortaçağ’da aynalar günahın, şeytanın ve büyücülerin aleti olarak görülmektedir. Büyücülerin, şeytanları kapattıkları bohçalarında bulunurdu. Aynı zamanda Hıristiyanlar, aynanın çılgın bakışları kendisine çektiğine ve sinsi şeytanın insanları kandırmak için kullandığı yalan ve ayartma yeri olduğuna inandıkları için aynayı tehlikeli bir nesne olarak görmüşlerdir.

Bu dönemin din anlayışına göre, kendine ve bedenine bakış en suçlu bakış sayılırdı, çünkü kendini aynada inceleyen insanın, kendini keşfederek Tanrı’dan yüz çevireceğine, boş duygulara kapılacaklarına ve böylelikle kendi efendileri olacaklarına inanırlardı. Günahların çoğunun ve özellikle en önemlisi kibir ya da gururun bakıştan kaynaklandığına inanıyorlardı.

Aynayı, sapkın etkilerini artırdığına inandıkları için aynayı bakışın güçlerinin simgelerinden biri olarak görüyorlardı. Bu görüşle ilgili, Dominiken keşiş olan Vincent de Beauvais tarafından yazılan ve tüm Ortaçağ boyunca geçerli olan “Speculum Dectrinale” (Bakış’ın Doktrini) adlı kitapta bakış için şunlar söylenir: [1]

“Gözler, ruha bulaşan kötülüklerin girdiği kapılardır ve gözlerimiz yüzünden yoksulluğumuza ya da vasatlığımıza tahammül edemeyiz; arzu doğururlar, bizi sefahate sürüklerler, tutku ve şehveti getirdiği düzensiz yaşam atarlar; dolayısıyla, sadece gözlerini yitirmiş olan özgürdür.” [15]

Ayna, bu dönemde üç büyük günahtan biri olarak görülür. Bu nedenle aynaya bakanlar, cadı ve büyücü sıfatıyla Tanrı’nın yolundan sapmış ve şeytana tapmak için soyunmuş kişiler olarak suçlanmış, işkence ve ölüm ile cezalandırılmıştır. Bir ayna üreten ve buna benzer bir şey üretenleri ise aforoz etmişlerdir.[1]

Viktorya dönemlerinde, kimileri, aynaları birbirlerini doğru şekilde yansıtacak şekilde kurarak, ruh dünyasını yansımalarda görebileceğine inanılıyordu.[16]

Eski Türklerde Ayna

Ayna eski Türklerde bu dünya ile öte taraf arasındaki sınırı ifade eden bir semboldür. Ayrıca o, baktığında şamanın kendi ruhunu görebildiği, gelecekten haber verdiği ruhlar âlemine açılan bir penceredir. Ayna ayrıca bu dünya hakkında bilgiler veren esrarlı bir nesnedir. O, iblisleri ya da kötü ruhları ışık saçarak korkutan ve kovan bir araçtır. Şamanın davula iliştirilmiş bir pirinç aynasının olması gerekir.[2] Şamanların kullandığı bu ayna, ruhların yerinin belirlenmesi ve Şamanın dünyayı görmesine yaramaktadır.[17]

Davul, şamanı vecde getirirken ayna da üzerinde kötü ruhları biriktirir. En sonda ayna üzerine yerleşen ruhları kovarak kötülüğü bertaraf etmiş olur.

Türkler açısından bazı şamanlar, olağanüstü özellikler gösteren aynalara sahiptir. Bu aynaların öte tarafta zirvesi yüksek iki dağ arasında bulunan bir sandıkta olduğuna inanılır. Bunun yanında eski Türklerde ayna, gece bakıldığında uğursuzluk getiren bir sembol olarak kabul edilir. O, ölen insanların bedeninin üzerine ters konulmalıdır. Bu gelenek bugün de Anadolu’da uygulanmaya devam edilmektedir.

Ayna ile ilgili inanışlar Türkler arasında oldukça fazladır. Azerbaycan Türklerindeki bir geleneğe göre gelin, baba evinden çıkarıldığında çıranın başında dolaştırılır. Sonra damadın evine gelene kadar aynasının karşısında yanan çırayı alır ve üç gün boyunca bu çıra gelin ve güveyin odasında yanar. Ateşin ayna karşısında yanması gelenek açısından önemli bir uygulamadır.[2]

Altay Türklerinde güneş, ay ve yıldızların yaratılışı ile ilgili birçok mit mevcuttur. Başlangıçta ay ve güneş yokken, Tanrı’nın gönderdiği iki varlık göğe madeni iki ayna koyarak dünyayı aydınlatmışlardır. İşte bu aynalardan biri güneş, diğeri de aydır. Günümüz Şaman elbiselerinde kullanılan iki aynanın kullanımı bu durumla ilgilidir.[18]

Dini İnançlarda Ayna

Ayna ister ilkel ister uygar olsun birçok toplumun inanç sisteminde önemli bir sembol olarak belirir. O, toplumlarda bazı geleneklerin oluşmasında önemli etkisi olan estetik bir nesne olarak ön plana çıkar. Belli bir kutsal kitabı ve inanç sistemi olmayan yazısız halklar olan ilkellerde ayna, ruha atıf yapan önemli bir fenomendir. Bu bağlamda bazı ilkel kabilelerde insan ruhunun başta ayna, su ya da kendi gölgesinin yansımasında olduğu ile ilgili yaygın bir inanış vardır. Örneğin Bengal Körfezi’nde yerli bir halk olan Andamanlılar, insanın ruhunun aynadaki yansımasında olduğunu düşünürler. Fijili yerlilere göre ise insanın bir koyu diğeri aydınlık iki ruhu vardır. Koyu olanı cehennemin aydınlık olanı ise su ya da aynadaki yansımasıdır. Bu çerçevede Yeni Gineli yerli halk Motumotular, aynaya ilk defa baktıkları zaman kendi ruhlarını gördüklerini düşünürler.[19][2]

Aynanın ruh çerçevesinde anlam kazanması Asya’da birçok ilkel kabilede görülmektedir. Örneğin Güneydoğu Asya’da bir halk olan Burmalılar arasındaki bir geleneğe göre, bir anne ölüp arkada bebeğini bıraktığında o bebeğin ruhu annesinin ruhunu takip eder. Bebeğin ruhu geri getirilmezse bebek ölür. Bebeğin ruhunu geri getirmek için bilge bir kadın bulunur. Bu bilge, ölen annenin yanına bir ayna bırakır. O, aynanın üzerine tüylü ve hafif bir kumaş parçası koyar.

Daha sonra bilge kadın kızgın bir yüz ifadesiyle annenin ruhuna bebeğin ruhunu yanında götürmesi için yalvarır. Bu esnada aynanın üzerindeki kumaş parçasının kaydığını görünce onu alıp bebeğin göğsü üzerine bırakır. Böylece bebeğin de ölmesi engellenmiş olur. Bu tören bazen geride kalan eşler bazen de iki çocuktan biri öldüğünde yapılır.[20] Aynanın rolü, ruhun ölenle birlikte gitmesini engellemektir. Aynanın bu işlevi onun sadece mitoslarda değil ilkellerde de kurtarıcılık vasfıyla ön plana çıktığını göstermektedir.[2]

Ayna, ilkel kabilelerde olduğu gibi belli bir uygarlık düzeyine sahip halkların inançlarında, geleneklerinde ve folklorunda da önemli bir yer tutar. Bu medeniyetlerde aynanın temel özellikleri genellikle koruyuculuk, gizemlilik ve estetiklik bağlamındadır. Örneğin Çin halk inancına göre aynalar koruyuculuk görevini görür. Özellikle yeni evlenen gelin yanında ayna taşımak zorundadır. Çünkü gelin, eline ayna aldığında artık kendisine hiçbir kötü ruh yaklaşamaz.

Çinlilere göre özellikle pirinç aynalara bakmak, kişiyi hastalıklardan korur. Çin inanışına göre pirinç ayna; insanı histeriden, kötü ruhlardan ya da şeytandan gelecek her türlü kötülükten uzak tutar. Çinlilere göre, kötü ruhlar bir eve girdiklerinde kendilerini pirinç aynada görürlerse korkup hemen oradan kaçarlar. Bu sebeple Çinliler evlerinde bulunan heykelciklerin üzerine pirinç ayna asar.[21] Çin mitoslarında önemli bir tanrıça olan yıldırım ya da ışık tanrıçası Lei Gong, elinde sürekli ayna bulundurur. Onun fırtınalı günlerde bu ayna ile insanları rüzgâr ya da yağmurun gönderdiği kötü ruhlardan koruduğuna inanılır. Çinlilere göre Lei Gong, yeryüzünde kuraklığın hüküm sürmemesi için sürekli dua eder.[22][2]

Pek çok psişik ve spiritüalist, varoluşun diğer alemlerine açılan kapılar olması için uzun zamandır aynalar tuttu. Yahudilik, sevilen birinin öldükten sonraki yas döneminde bir evde aynaları örtme geleneğiyle bilinir — bazı raporlar, bu geleneğin, ruhun dünyevi alemlere hapsolmaması ve Cennete taşınması için geliştirildiğidir.[16]

Ayna, Yahudilerin yas zamanlarında önemsedikleri önemli bir semboldür. Yahudi inanışına göre ölünün toprağa gömülmesinden sonra otuz günlük bir yas dönemi başlar. Bu uzun dönemin içinde özellikle ilk yedi gün önemlidir. Bu zaman zarfında ölü evinde sürekli bir mum yakılır. Yahudiler geçmişte olduğu gibi bugün de bu yedi günlük yas döneminde aynanın kullanımı yasaklamışlardır. Yahudi geleneğine göre ölü evinde aynanın üstü ya örtülmeli ya da ayna duvarda ters çevrilmelidir.[23] Çünkü ölü evinde aynanın karşısında dua okuyan kişi, yansımasını göreceği için dikkati dağılır. Böylece o hem Tanrı’ya hem de ölüye saygısızlık yapmış olur. Ayrıca makyaj yapılan aynanın dua esnasında orada bulunması yas döneminde hoş karşılanmaz. Aynaya bakmanın yasaklanması Yahudilerin ölüye saygılarının önemli bir ifadesidir.[24][2]

Yahudilerin ölünün yanında ayna bulundurmama ya da onu örtme inanışı, aslında ilkel ya da medeni birçok toplumda bilinen bir uygulamadır. Bu düşünce ya da korku, öldükten sonra kişinin hem bedeninin hem de ruhunun ürkütücü olmasıyla ilişkilidir. Bu anlayışa göre kişi bir evde ölünce onun ruhu gömülene kadar oralarda dolaşır. Bu esnada yaşayan birisinin aynaya bakması ölen kişini ruhuyla temas etmesi anlamına gelir. Ölenin hayaleti her an yaşayanlarla iletişime geçebilir. Özellikle ilkel kabilelerde rastlanan bu inanışa göre ruh, kişinin hayaletiyle karşılaşırsa hemen korkup kaçabilir. Buna göre bir insan, birinin ölümünden sonra kendisini aynada görürse kendisinin de öleceğini düşünür. Bu nedenle insanlar evdeki bütün aynaların üzerini bir kumaşla örtme gereği duyarlar. Bugün bile Almanya, İskoçya ve İngiltere gibi Avrupa halkları arasında ölünün bulunduğu evde aynaların ya da yansıma sağlayan eşyaların üzerini beyaz bir örtüyle örtme geleneği vardır.[25][2]

Yahudiliğin dışında İslam da ayna temasını kullanan bir dindir. Bu çerçevede İslam’ın ikinci kaynağı sayılan hadislerde, ayna hem kullanılması tavsiye edilen bir eşya hem de benzetme aracı olarak kullanılmıştır. “Mümin, müminin aynasıdır.” [26] hadisinde geçen ayna kavramı, Müslümanların birbirlerinin iyi veya kötü tarafını yansıttığı gerçeğini ifade etmek için kullanılmıştır. Benzer şekilde İslam kültüründe özellikle tasavvufta ayna, önemli bir öğedir.

İbnü’l Arabî, Fusûsu’l- Hikem adlı eserinde birçok kez ayna motifini kullanmıştır. Örneğin Arabî, âlemi cilasız bir aynaya benzetmiştir. Ona göre kişi, aynada nefsini kendisine bakılan cismin yansıttığı biçimde görür. Aynada bakan orada kendisini ruhsuz, cansız ve derinliksiz olarak görür. Ayna kirli, bulanık ya da kırık ise ona bakan kendisini o mahiyette görür. Arabî’ye göre yalnızca Allah, kendisini bu hariçteki aynalar gibi yüzeyde seyretmez. Onun açısından Hakk’ın âlem aynasına tecellisi, sonsuz manalarını yine hakikatinde âlem olarak seyretmesidir.[27] Yine Arabî’ye göre yalnızca İnsan-ı Kâmil, Allah’ın tüm manalarına boy aynası olur. Yani Allah sadece İnsan-ı Kâmil, boy aynasında tam olarak kendisini seyreder.[28][2]

Tasavvuf kültüründe okyanus, deniz ve göl aynayı ifade eden önemli metaforlardır. Aynanın bizzat kendisi ise tasavvufta kişinin kendisini içinde fiziksel ve ruhsal olarak açıkça görebildiği dişil nesnedir. Kişi aynada kendisini, maşukunu ve sevdiklerini görür. Bu çerçevede Feridüddin Attar’ın Mantık Al- Tayr, “Kuşların Dili” adlı eseri ayna simgesinin odak olarak kullanıldığı tasavvufi bir metindir. Buradaki hikâyeye göre binlerce kuş, hiçbir ülkenin padişahsız olamayacağı ilkesinden hareketle Simurg’un hükümdarları olması için uzun bir yolculuğa çıkarlar. Süleyman peygamberin postacısı olarak bilinen Hüdhüd’ün öncülüğünde birçok zorluğu aşarak sadece otuz kuş padişahları olan Simurg’a ulaşır. Aslında onların ulaştıkları şey aynadır. Burada sadece kendilerini görürler. Yolculuklarının kendilerini arayıştan öte bir şey olmadığının farkına varırlar. Burada Simurg, ayna metaforudur. Kişiye bizzat kendisini apaçık gösteren hakikattir.[29][2]

İslam’ın yaşandığı Müslüman kültürlerde ayna, insana güzelliğini gösteren ve kişinin kendisini seyretmekten zevk almasını sağlayan bir süs eşyası olarak görülür. Bu estetiği ve işlevselliği nedeniyle ayna İslam kültürünün yaşandığı başta Anadolu olmak üzere birçok coğrafyada çeşitli inanışlara konu olmuştur. Örneğin Anadolu’da, ölen kişinin burnuna ya da ağzına aynayı yaklaştırıp onun yaşayıp yaşamadığını öğrenmek böyle bir geleneğin ürünüdür. Buna göre ayna buğulandığında kişinin canlı olduğu anlaşılır.[30] Hindistan Bombay’da yaşayan Müslümanlar arasında ise ayna olumsuzluğu imler. Bu kültürde ölmekte olan birinin odasındaki aynayı bir bezle örtme geleneği vardır. Onlar, ölü gömülünceye kadar bu bezi aynanın üzerinden kaldırmazlar. Hatta uyumadan önce yatak odalarında ayna varsa onu da örterler. Benzer şekilde hastaların odalarındaki aynalar ya ters çevrilir ya da örtülür. Çünkü hastalık zamanında da ruh kolaylıkla uçabilir. Hasta kişi aynadaki yansımasını görürse ruhu aniden bedeninden fırlayabilir. İnanışa göre ayna, yansıma halinde kişinin ruhunu çekip alabilme özelliğine sahiptir.[22][2]

ayna

Ayna Hakkındaki Diğer İnanışlar

Ayna hakkında hem dünyada hem de ülkemizde onlarca inanç vardır. Yakın zamana kadar birçok insan, aynaların hayaletleri ve kötü ruhları durdurabileceğini ve bir ayna kırılırsa bunun kötü şans olduğunu düşünüyordu. Doğuda aynaların kullanılmadığı zamanlarda örtülmesi gerektiği düşünülüyordu. Bu tür hurafeler, aynaların özel güçlere sahip olduğunun düşünüldüğünü göstermektedir.[7]

Birçok eski kültür, aynadaki yansımaların fiziksel benliğinizden değil, ruhun kendisinden kaynaklandığını düşünüyordu. Hatta bazı kültürler, baktığınız ayna görüntüsünün gölge benliğinizi — doğanızın karanlık tarafını — ortaya çıkardığına inanıyordu. Bu yüzden vampirler gibi ruhu olmayan kötü yaratıkların bir yansıması olmadığına inanılıyordu.[16]

Aynalar, genellikle batıl inançlı insanlar tarafından korkulur; çünkü aynaların özellikle gök gürültülü fırtınalar sırasında ruhların kapıları olduklarına inanılır. Gök gürültüsü ve şimşek enerjisi, hayaletler ve diğer ruhların aynalarda takip etmesi ve cisimleşmesi için bir yol sağlar. Aynısı, mum ışığını tutarken aynaya bakarken de geçerlidir. Bu ruhlar, zararsız ya da çok kötü olabilir. “The Skeleton Key” filminde Ben (John Hurt), bakıcısı Caroline (Kate Hudson) ‘nin gösterdiği kompakt aynanın yansımasında kendisini büyülten ruhun görüntüsünü görüyor. Anında korkuya kapılır ve aynaya bakıp, yansımasında kendisini büyülten şeytani ruhu görerek alt edilir. Bu, ruhların aynalarda nasıl göründüğünün tipik bir örneğidir.[31]

Bugünlerde ışığın fiziği hakkında çok şey biliyoruz, bu yüzden aynada yansıyan görüntü ya da yansıma ile arkasındaki gerçeklik arasındaki ilişki hakkında gizemli hiçbir şey örmüyoruz. Ancak eski zamanlarda insanlar, bu tür şeyleri anlamıyordu. Bu yüzden aynalar sıradan aletlerden daha fazlasıydı; ruhsal güçlere sahip oldukları düşünülüyordu! Fransız şair Jean Cocteau’nun “Orpheus” filminde ana karakter, yaşayanların dünyasından ölülerin dünyasına gitmek için bir ayna kullanıyordu. İnsanlar aynalara yansıyan görüntülerde ve (yine aynadan yansıyan) dünyada doğaüstü ya da korkutucu bir şey olduğunu düşünmüş olmalı! [7]

Ayna ile kimi belli başlı inançlar ise şöyle:

  1. Aynaların ruhları emme yeteneği vardır. Bunun olmasını önlemek için, hasta ya da ölen bir kişinin yattığı bir odadan aynalar kaldırılır. Çünkü aynanın olumsuz gücüne karşı daha savunmasız oldukları düşünülür.
  2. İnsanlar gece ya da mum ışığında asla aynaya bakmamaları konusunda uyarıldı. Bakarsanız, hayaletleri, iblisleri ve ölüm alametlerini görebilirsiniz. Kendi ölüm işaretinizi bile!
  3. Bir odada bir kişi öldüğünde o odada aynaların örtülmesi ya da duvara dönük olması gerekiyordu. Bunu yapmamak, ölen kişinin ruhunun kaybolmasına hatta bir vampire dönüşmesine neden olabilir.
  4. Karanlık saatlerde olumsuz ruhlardan ya da iblislerden gelen saldırılara karşı savunmasız olabileceğiniz için uyurken aynanızı örtmenizin en iyisi olduğu düşünülüyordu. Bunun yanında yatağınızı asla aynaya yansıyacak bir yere koymamanız da tavsiye ediliyordu.
  5. Aynaların doğaüstü varlıklar tarafından portal olarak kullanılmasını önlemek için, sık sık odanın farklı alanlarına taşınması gerektiğine inanılıyordu.
  6. Uzun süre aynı pozisyonda kalan ve sağlam bir arka plana sahip aynaların, ruhsal bir portal olma ihtimalinin yüksek olduğu düşünülüyordu.[32]

En tüyler ürpertici batıl inançlardan bazılarından biraz daha bahsedelim:

Romalılar, aynaların ruhları tuzağa düşürebileceğine ve kendisine sahip olanlara kötü şans getirebileceğine inanıyordu. Aynaya düzgün bir şekilde bakılmadıysa, o zaman kötü şeylerin olmasına izin verileceğine inanılıyordu.

Bir başka batıl inanç ise bir aynayı kırdığınızda 7 yıl boyunca kötü şansla karşılaşacağınızdı. Bunun nedeni, Antik Roma kültüründe ruhun her 7 yılda bir yenilendiğine inanılıyordu. Romalılar, aynaların sadece fiziksel görünüşünüzü değil ruhunuzu da yansıttığını düşünüyorlardı. Yani esasen, kendinizi kötü şanstan kurtulmak için tamamen yeni bir ruh bekliyordunuz.[33]

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine dair bu inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Bu inancın kökeni, ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi yansımasını gören ilkel insan, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de olmuştur. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa ya da toprağa gömülürse kötü şansın yok edileceğine inanılmıştır.[34]

Yemek odası ve mutfak aynaları, aç hayaletleri besler. Bunun nedeni, hayaletin kendilerinden önce yola çıkan yansıyan yiyeceği yediğine inanmaktır. Bazı kültürler, bu akşam yemeği inancının güney tarzı Marie Laveau Hoodoo Voodoo geleneklerinden alındığını söylüyor. Ve çoğu zaman hayaletler, önlerinde bir ziyafet düzenlenene kadar maymun iştahlı olmayacaklar[8]

Ayna ile ilgili en yaygın batıl inançlardan biri de sevdiğiniz birinin evinde ölmesi durumunda aynaları örtmeniz gerektiğidir. Aksi takdirde, ölen kişilerin ruhları etrafta dolanıp aynanın içine hapsolabilir.[33] Bu yüzden ruhların eve girmesini önlemek için bir gök gürültüsü ve şimşek fırtınası sırasında ayna örtülmesi yapılmalıdır.[8]

Pek çok kültür, biri öldüğünde ya da insanlar yas tuttuğunda aynaların örtülmesini savunur. Bu inancın kökleri Viktorya, Yahudi, Afrika ve Jamaika geleneklerine dayanmaktadır; Appalachian ve Southern bölgeleri gibi ABD’nin belirli bölgelerinde bile bulunabilir.

Yine inanca göre 16 ay boyunca bir kişinin öldüğü odaya yeni ayna asılmamalıdır. Ve bu ayna, bir zamanlar yansımalarını yakalayan başka bir odadan değil, yeni bir ayna olmalıdır.

Hepsinde olmasa da çoğu durumda, biri öldüğünde aynaları örtme geleneği, ölen kişinin ruhunun aynaya hapsolabileceği inancından kaynaklanır. Bu batıl inançlar, kapana kısılmış ruhun Şeytan tarafından çalınacağını ya da sonraki hayata olan yolculuğunu tamamlayamayacağını iddia ediyor.

Bu, ruhunun ayna aleminde hapsolduğu inancı, kötü niyetli bir ruh olan Kanlı Mary’nin laneti ile de ilgilidir. [8]

Bu batıl inancın dünyanın her yerinden birçok çeşidi vardır. Abraham Lincoln öldüğünde Beyaz Saray’daki aynaları bile kapatmışlardır!

Alman ve Hollanda kültürlerinde daha ürkütücü bir inanç vardır. Sevilen birinin ölümünden sonra yansımanızı gördüyseniz, o zaman bu, bir sonraki ölecek kişinin siz olduğuna dair bir işaretti.[33]

Ayna hakkında anlatılan ölüm alametleri de bulunmaktadır. Örneğin birinin öldüğü bir odadaki aynaya bakarsanız, sıradaki ölecek kişi sizsiniz demektir. Aynalar hakkında inanılan başka bir ölüm alameti ise; bir ayna, kendi kendine düşüp kırılırsa sahibinin öleceği inancıdır.[8]

Aynalar hakkında ileri sürülmüş pek çok iddia vardır ve bunlardan pek çoğu, aynaların ruhları yok ettiği üzerinedir.

Ruslar, aynaların yaşayanların ruhlarını çekip çıkarmak amacıyla şeytan tarafından yaratıldığına inanır. Keza ilkel kültürlerde, yakın zamanda ölmüş kişilerin ruhlarının geri dönüşünü önlemek için bütünüyle yansıtıcı bir yüzeyle kapatılmış olduğu inancı hakimdir.

Kimileri karanlık bir gecede bir aynaya ya da bir mum alevine bakıldığında hayaletlerin ya da şeytanın görüneceğini söyler. Kötü şansın giderilmesi için 7 yılda bir, bir aynanın kırılması gerektiğini söyleyen klasik batıl inançlar da vardır.[35]

Bir aynadaki yansımamızın, ölümümüzü gizlice planlarken bizim yansımamız gibi davranan bir iblis olduğunu söyleyen eski bir Çin efsanesi bile vardır.[31]

Çin kültürüne ait başka bir inanç da bir cesedi aynanın önünden geçirirseniz, onların hayalet olacağıdır.[33]

Bazı medyumlar ve büyücüler, vizyonları tetiklemek için bir aynanın yansıtıcı yüzeyini mum ışığında kullanırlar. Bu insanlar, aynanın bir kristal küre ile aynı şekilde davrandığına inanır. Yansıtıcı yüzey, zihnin gelen vizyonları yansıtması için ideal yerdir.

Feng shui’de aynaların sakinlik getirdiğine inanılıyor. Muhtemelen yansıtıcı yüzeyleri hareketsiz bir göleti anımsattığı için su elementiyle aynı etkiye sahiptirler. Eve bolluk ve zenginlik çekmek için yuvarlak aynalar getirilir.[16]

Folklor ve efsanelerde büyülü ve perili aynalarla ilgili yüzlerce hikaye vardır. Bu hikayelerin birçoğu, olumsuz, doğaüstü niteliklere sahip aynaların tehlikeleri konusunda uyarıcı olma eğilimindedir. Bununla bağlantılı olarak, birçok kişi tarafından aynaların ruhlar alemine ve hatta diğer boyutlara açılan kapılar olduğuna inanılıyor.[32]

Batıda yılbaşı gecesi elinizde bir mumla aynaya giderseniz ve yüksek sesle ölü bir kişinin adını söylerseniz, aynanın size o kişinin yüzünü göstereceğine inanılır. Ayrıca ruhları gelişmemiş bebeklerin ilk doğum günlerinden önce aynalara bakmaları tehlikelidir, yoksa kekeme olurlar.[11]

Anadolu inançlarında yeni doğan bir çocuğun önüne Kurân-ı Kerim, ayna, tespih, kalem ve makas konulur. Çocuk Kurân-ı Kerim’i alırsa imanının kuvvetli olacağına, aynayı alırsa süslü olacağına, tespihi alırsa dilinin zikre alışacağına, kalemi alırsa gelecekte ilim irfan sahibi birisi olacağına, makası alırsa berber olacağına inanılır.[36]

ayna, gece, bakmak

Gece Vakti Aynaya Bakmak

Hiç bir başkasını ya da size bakan bir canavarı fark etmek için loş bir odada kendi yansımanıza baktınız mı? Bu, tuhaf ayna içinde “yüz yanılsaması” adı verilen normal bir fenomendir; bu, yüzünüzün ona uzun bir süre baktıktan sonra bozulduğu ve yabancılaştığı yerdir.[37]

Bazıları aynaya bakıldığında görülen yüz değişikliklerinin geçmiş yaşamların görüntüleri olduğuna inanmaktadır.[38]

İşte toplumda olan batıl inanışlardan biri de gece vakti aynaya bakmanın uğursuzluk getireceği inanışıdır. Hatta çocuklar aynaya bakmasın diye üzeri örtülür.[39][40]

Şehir efsaneleri uzun zamandır ruhlara aynalar aracılığıyla ulaşılabileceğini savunuyordu. Karanlık bir odaya giren, aynaya bakan ve birkaç kez bilinen ve tehlikeli bir ruhu çağıran insanların başına gelenlerle ilgili çok sayıda hikaye vardır. Bu hikayelerin en ünlüsü Bloody Mary’dir ve çoğu iddiaları reddederken, diğerleri size ciddiyetle bir şeyler gördükleri, vücutlarında açıklanamayan sıyrıklar buldukları ya da dublörden haftalar sonra paranormal fenomen yaşadıkları deneyimleri anlatacaklar.[16]

Aynalar, folklorda ve son yıllarda çekilen korku filmlerinde önemli bir rol oynamıştır. Peki aynalar ve yansımalar, neden korku kültürümüzün merkezinde yer alıyor? Narcissus gibi antik mitolojiden “Kanlı Mary” şehir efsanesine ve hatta “Oculus” (2014) gibi filmlere kadar yüzlerce perili aynalar hikayesi var.

Birçok insan, hem kendilerinin hem de dünyanın yansımalarının farkına vardıklarından beri, ayna dünyalar hakkındaki mitlerin gerçek olduğuna inanıyor. Peki neden aynalardan bu kadar korkuyoruz ve ayna ile ilgili anlatılan hikayeler neden bu kadar ilgimizi çekiyor? Anlaşılan aynalarda kendi yansımalarımızdan daha fazlasını buluyoruz.

Bugün bile aynalar bizi hala korkutuyor. İtalya’daki Urbino Üniversitesi’nden Giovanni Caputo, 2010 yılında aynalar üzerine bir çalışma yaptı. Sonuçları analiz ettiği makalesinde korkunç bir deneyim anlatılıyor. Toplamda 50 katılımcıdan loş bir alanda 10 dakika boyunca aynaya bakmaları istendi. Şaşırtıcı bir şekilde yüzde 66’sı kendi yüzlerinde büyük deformasyonlara tanık oldu. Yüzde 18’i aynada bir domuz ya da kedi gibi bir hayvan gördü. Yüzde % 28’i hiç tanımadıkları bir kişiyi gözlemledi ve % 48’i ise aynada canavar ya da fantastik varlıkları gördü. Öyle görünüyor ki aynalar hakkında anlatılan hikayelerde büyük bir gerçeklik payı var.[41]

Bu şaşırtıcı sonuçlar, şu soruyu akla getiriyor: Bir aynaya bakmak yüzlerimizin bilinmeyen ve potansiyel olarak dehşet verici deformasyonlara dönüşmesine nasıl neden olabilir? Cevap, beynimizin seçici işleme tutkusunda yatıyor. Basit bir ifadeyle, beynimiz bir seferde ancak belirli sayıda bilgiyi işleyebilir. Şu anda, bu makaleyi okurken, muhtemelen giysilerinizin teninize değme hissini, nefesinizin şeklini ya da çevrenizdeki hassas seslerden herhangi birini fark etmiyorsunuzdur. Beyniniz, en önemli gördüğü şeye (şu anda bu yazı) daha iyi odaklanmak için bu çeşitli uyaranlara göz yumuyor. Görme duyumuz farklı değil. Sadece bazıları alakalı olduğu düşünülen çok sayıda görsel uyarımla karşı karşıya kaldığında, beyinlerimiz ilgili olmayan kısımları ayarlayacaktır.[42]

Bu, kısmen Troxler etkisinden kaynaklanır. Merkezdeki bir şeye odaklanırken çevresel görüşünüzdeki nesnelerin kaybolduğu yer burasıdır.[37] Bu fenomen, uzun zaman önce 1804’te Ignaz Troxler adlı bir doktor ve filozof tarafından keşfedilmiş ve bu yüzden de “Troxler etkisi” olarak adlandırılmıştır.[42] Peki bu “Troxler etkisi” nedir?

Troxler Etkisi

Troxler etkisi, görsel algıyı etkileyen optik bir yanılsamadır. Kişi, kısa bir süre için bile belirli bir noktaya sabitlendiğinde, fiksasyon noktasından uzaktaki değişmeyen bir uyaran silikleşir ve gözden kaybolur. Son araştırmalar, Troxler etkisiyle ilişkili algısal fenomenin en azından bir kısmının beyinde meydana geldiğini ortaya koyuyor.

Troxler etkisi, ilk olarak 1804’te o sırada Viyana’da çalışan İsviçreli doktor Ignaz Paul Vital Troxler tarafından tespit edildi.

lilac chaser

Yukarıdaki örnekte, “leylak avcısı” illüzyonundaki pembe noktalar, siyah + işaretine yeterince uzun süre bakıldığında birkaç saniye sonra kaybolur. Geriye sadece gri bir arka plan ve + işareti kalır. Bazı izleyiciler, hareket eden alanın solup, muhtemelen onu kısa bir iz bırakarak hareket eden mavi-yeşil bir noktaya dönüştüğünü fark edebilir. Ayrıca, bir süre sonra kişinin gözlerini görüntüden uzaklaştırması, yeşil noktalar çemberinin kısa ve güçlü bir ardıl görüntüsüne neden olabilir.

troxler efekt

Troxlerin nöral adaptasyon etkisi, gözleri hareket ettirmeden + işaretine kısa bir mesafeden bakılarak deneyimlenebilir. Birkaç saniye sonra renkler kayboluyor gibi görünecektir.[43]

troxler effect

Yukarıdaki görüntüdeki kırmızı noktaya bakarak da bunu deneyimleyebilirsiniz.[37]

İnternette bulabileceğiniz birçok optik illüzyonun altında yatan bu etkidir. Bir dairenin ortasındaki kırmızı noktaya yeterince uzun süre baktığınızda, dıştaki daire aniden kaybolup kaybolur. Bunun nedeni, beyninizin dış kenarları alakasız görmesi ve sadece algısal alanımızdan çıkararak işleme yükünü azaltmasıdır.[42]

Ayna İle İlgili Anlatılan Paranormal Hikayeler

Ayna ile ilgili anlatılan hikayelerden biri, ayna toplamayı seven bir kız hakkındadır. Kız, birgün yerden tavana uzanan bir ayna satın alır. Ne var ki ayna, kendisi ve ailesi için kötü şansa neden olmaya başlar. Aynanın içindeki varlık, evcil hayvanlar dahil olmak üzere etrafındaki herkesi hasta etmeye başlar.

Kız, bu yüzden, aynasına ve evine bakması için paranormal olaylar uzmanı kiralar ve yaşadığı yerde derinlemesine bir temizlik yapmak zorunda kalır. Aynayı kaldırdıklarında herkes iyileşmeye başlar. Ürkütücü bir hikaye, öyle değil mi?

Ayna ile ilgili anlatılan en ürkütücü hikayelerden biri de 2013 Londra’sında geçmektedir. Sotiris Charlambous ve oda arkadaşı Joseph Birch, evlerinin dışındaki çöpte bir ayna bulurlar.

Ayna, çöpe atılmış olmasına rağmen harika görünüyordu. Bu yüzden onu kaldıkları daireye yerleştirdiler. İşte o zaman işler yokuş aşağı gitmeye başladı.

Her şey, Sotiris’in gecenin bir yarısı vücudunda sızılarla uyanmasıyla başladı. Joseph ise aşırı derecede depresif ve uyuşuk bir hale geldi, bu da karakterinden çok uzaktı. Bunların hepsi ayna yüzünden olmuş olamaz, öyle değil mi?

Bunlar, küçük aksiliklerdi; büyütülecek bir şey yoktu. Ta ki Sotiris, çerçeveyi boyayana kadar. Bu noktada Joseph de gecenin bir yarısı vücudunda acılar hissetmeye başladı. Dairedeki kimi eşyalar da kaybolmaya başlamıştı.

Hikaye burada bitmiyor. Joseph, aynada hareket eden gölge benzeri şeyler görmeye başladı. Bu, odada kimse hareket etmediğinde bile oluyordu. Tüm bu kargaşadan sonra, Joseph ve Sotiris, bu aynadan bir an önce kurtulmaları gerektiğini anladılar.

Aynayla ilgili deneyimlerini tam olarak açıklayarak aynayı e-Bay’de müzayedeye çıkardılar. Ayna ellerinden çıktıktan sonra hayatları normale döndü.[33]

Aşağıdaki hikaye, İngilizce bir websitesinde bir Müslüman tarafından paylaşılmıştır ve yaşanmış bir olaya atıfta bulunur:

Aynadaki cinler... Kız kardeşimin her düşündüğümde tüylerimi diken diken eden hikayesi...

Kız kardeşim, bu hikayeyi birkaç kez anlattı ve her anlatmasında hala ürperiyorum. Bu, birkaç yıl önce bizim dairemizde kız kardeşimin başına geldi. Kız kardeşim, annemle babamın odasında dua ediyordu. Müslüman bir aile olduğumuz için kız kardeşimin başörtülü ve uzun etek giyerek namaz kılmak için ebeveynimin odasında kocaman bir aynalı dolap var. Yani kız kardeşim onun önünde namaz kılıyordu, ki bence aynanın önünde namaz kılmak büyük bir yanlış.

Kız kardeşim namaz kılarken, birinin arkasından oda kapısını açtığını duymuş. Kardeşim bunu bana anlatırken kapının açılması sırasında herkesin evin oturma odasında olduğunu söyledi. Secde ederken arkasından yaklaşan ayak seslerini duymuş. Secdede olduğu için eteğinden görememiş. Ayağa kalkarken önündeki aynaya bakmış ve namazını bile bitirmeden oturma odasına koşmuş.

Kız kardeşim, yanımıza geldiğinde bize aynada arkasında uzun, siyah bir figür gördüğünü ve ayağa kalktığında uzun kollarıyla kız kardeşime sarılmaya çalıştığını söyledi. Koşarken arkasına bakmış ve aynada hala onu görüyormuş.

Babam, kız kardeşimi şaşkınlıkla dinledikten sonra ona birkaç soru daha sordu ve onun gördüğü şeyin, evet yanlış duymadınız, bir “cin” olduğunu söyledi.[44]

Caputo Etkisi

Tüm bu anlatılan hikayelerden sonra şimdi rahat bir nefes alma zamanı. kaybolan eşyalar, hastalanan insanlar ya da gizemli acıları açıklayamasak da, aynada tuhaf şeyler görmenin mantıklı bir açıklaması olabilir:

Caputo Etkisi, hayal gücünüzle duyusal yoksunluğa tepki vermenize neden olan psikolojik bir etkidir. Bu, aynadan çıkan ürkütücü bir şeye odaklanıyorsan, beynin sanki orada bir şey varmış gibi görünmesini sağlayacak demenin süslü bir yoludur.

Aynaya bakıp “Kanlı Mary” diyorsanız ve bir hayalet örmeyi ümit ediyorsanız, beyniniz bir şeyler görüyormuşsunuz gibi görünmesi için kendi yansımanıza özellikler ekleyecektir.

Eğer bir hayalet gördüğünüzü düşünüyorsanız, gözlerinizi birkaç kez kırpın, derin bir nefes alın ve yeniden düşünün... Beyniniz, size bir oyun oynamış olabilir! [33]

ayna

Paranormal Olaylar ve Aynalar

Peki insanlar aynalarla ne tür deneyimler yaşadı? Çoğu benzer özelliklere sahip olma eğiliminde olan yüzlerce belgelenmiş perili ayna vakası var. Bu deneyimleri yaşayan insanların birçoğu, şu durumlarda paranormal deneyimler yaşadıklarını bildirdiler:

  1. Eve başka bir yerden eski bir ayna getirilmiştir.
  2. İnsanlar yeni bir eve taşınırken önceki sakinlerin geride bıraktıkları aynalarla ilgili sorunlar yaşamışlardır.
  3. İnsanlar, kehanet almak ya da bir görüm görmek için aynaları kullandıktan sonra paranormal aktivite bildirmişlerdir. Genellikle katılımcılar tarafından hiçbir koruma kullanılmamıştır ve farkında olmadan bir portal oluşturmuş olabilecekleri düşünülmektedir.
  4. Ayrıca bir Ouija tahtası kullanılarak da portallar oluşturabileceği öngörülmüştür. Yakındaki aynaların, bir Ouija oturumundan sonra portalın kaynağı olduğu iddia edilmektedir.
  5. Çoğu zaman insanlar otellerde, arkadaşların ya da akrabaların evinde ya da turist olarak bir yeri ziyaret ederken, perili aynalarla deneyimlediklerini bildirmişlerdir. Bu bölgeler genellikle — ancak her zaman değil — perili olmakla ünlüdür.

Perili aynalarla bağlantılı olarak bildirilen olaylar çeşitlidir. En yaygın tezahürü, odada bulunan kişiler dışındaki kişi ya da varlıkların görüntülerinin oluşmasıdır.

Bununla birlikte, doğal bozulmaların ve merak uyandıran ışık efektlerinin bir dizi tuhaf etkiler yaratabileceği unutulmamalıdır. Buna, beynin rastgele desenlerden anlamlı şekiller ve yüzler yaratma konusundaki olağanüstü yeteneğini ekleyebiliriz. (Bknz. Caputo Etkisi)

Buna karşın, bildirilen perili ayna vakalarının çoğuna günün farklı saatlerinde, çeşitli aydınlatma koşullarında birden fazla kişi tarafından tanık olunmuştur. Bu nedenle, bu vakalar muhtemelen doğal nedenleri ekarte edebilir.[32]

ayna

Hayalet avcıları, 19. yüzyıldan kalma bir ruhun bir İrlanda kalesine musallat olduğunu kanıtladıklarına inanıyorlar.

PSI Ireland (Paranormal Supernatural Investigations Ireland), Co Galway’deki Ellen kalesinde yaptıkları çekimlerde hikayeyi doğrulayan görüntülere sahip olduğunu iddia ediyor.

Hayaletin Ellen kalesinin sahibi olan zengin Anglo-İrlandalı bir ailenin üyesi olan Walter Peter Lambert’e ait olduğu söyleniyor. Bay Lambert,1892’de Tuam’daki Imperial Hotel’de öldüğünde 76 yaşındaydı.

Walter Peter Lambert
Walter Peter Lambert

PSI Ireland’ın kurucu ortağı Richard Morrison, şunları söylüyor: Öldüğü gün hizmetçiler yatak odasını temizliyordu. Biri pencereden dışarı baktı ve “Efendi geri döndü.” dedi. Genellikle atlı araba ile yolculuk ettiği için yaya olması alışılmadık bir durumdu. İşin tuhafı, onların bilmediği şey, Bay Lambert’in bundan önce birkaç saat önce ölmüş olmasıydı.

Geçen yıl PSI İrlanda, Co Offaly’de bulunan Leap kalesinde bir hayaletin varlığını “doğrulayan” video görüntüleri elde ettiklerini söyledi. Video görüntülerinde binanın içindeki aynalardan birinde bir “hayalet” gösterdiğini iddia ettiler. Doğaüstü olduğuna inandıkları şeye “Aynadaki Adam” adını verdiler.

İncelemeyi PSI İreland’dan altı kişilik bir grup gerçekleştirdi. Bir sözcü, “Elde ettiğimiz kanıtların ‘Aynadaki Adam’ hakkındaki bulguları doğruladığını düşünüyoruz.” dedi.[45]

Karanlık Ayna

Yakın bir zamanda, karanlık bir ayna keşfedildi. Onu gören herkesi büyülüyordu. Yüzlerce kişi, bu aynadan etkilendi. Karanlık ayna, insanlara tuhaf hisler veriyor ve hatta bazıları, bir tür görüm görme deneyimi yaşıyordu. Örneğin, vakalardan birinde bir kadın aynaya bakmış ve kendi cesedinin ona baktığını görmüştü.[33]

İyileşme Seanslarında Ayna Kullanmak

İyileşme seansları sırasında kullanılan yaygın bir teknik, aynaların kullanılmasıdır. Çin tradisyonunda ayna, görünmeyen varlıkları yakalamak ve sürgün etmek için kullanılır. Sihirbazlar, çoğunlukla aynaya bakmak olarak bilinen bu tekniği kullanırlar. Aynaya bakmak, kişinin aynalı bir yüzeydeki yansımasına doğrudan odaklandığı bir meditasyon tekniğidir. Basit bir deyişle, ruhsal şifacılar, danışanlarından aynaya bakmalarını (aynadaki yansımanızın gözlerine bakmalarını) ister. Bu durumla karşılaştığınızda, MÜMKÜN OLDUĞU KADAR HIZLA ORDAN AYRILIN!!!

Niyet, ne kadar saf olursa olsun, bu teknikleri uygulamak kötüdür. Şifacı, ne kadar güvene layık ya da dindar görünürse görünsün, aynaya (veya herhangi bir şeye) bakmanız gerekiyorsa, hemen reddedin ve oradan ayrılın. Bu “görüntü”, bir lanet ya da büyü yapmak için kullanılabilir. Bu teknikler, gerçek amacı yalnızca okült / büyü uygulamak olan insanlar tarafından İslam kılıfı giydirilerek ve sanki İslam’danmış gibi insanlara tanıtılmıştır.

İslam’da neye izin verildiği ve neyin yasak olduğu açıktır. Ama şüpheli olan birkaç şey var ve çoğu insan, bunları bilmiyor. Böylece şüpheli şeylerden de uzaklaşan, imanını ve şerefini koruyacak ve (sicili) kusursuz kalacaktır ve kim şüpheli şeylere düşerse, yasak olanların sınırları içine girecektir.

Çizgi filmler (Pamuk Prenses, Harry Potter vb.), uzun süredir gençler arasında büyüyü teşvik ediyor. Hepimiz, Pamuk Prenses’teki “Sihirli Ayna”yı fark etmişizdir, büyüde de aynı yöntem kullanılıyor.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bize kafirleri herhangi bir şekilde taklit etmemizi yasaklamıştır. Bu durumda İslam’da büyücülük / okült tekniklere benzer şifa tekniklerine nasıl izin verilebilir? Bu tür tekniklerin şüphesiz faydalı / iyileştirici etkileri vardır. Bu, Şeytan’ın bu tür şifacılara ve onların uygulamalarına olan inancınızı güçlendirmek için tuzağıdır, bu nedenle bu seanslarda kendinizi bıraktığınız anda, Şeytan sizi bir anda terk eder; çünkü amaçlarına ulaşılmıştır (büyü yoluyla büyüyü yenmekle ve büyü yoluyla şifa bulacağımızla bizi kandırarak).

Allah, Kurân-ı Kerîm’de bize şunu söylüyor:

“Onlardır en fazla ziyan edenler ki dünyâ yaşayışında bütün çalışmaları boşa gider, halbuki onlar, gerçekten de kendilerinin iyilik ettiklerini, iyi işlerde bulunduklarını sanırlardı.” (Kehf 104) [46]

ayna

Ayna ve Cinler

Aynalarla ilgili birkaç fobi vardır. Katoptrofobi, aynalardan, özellikle de kişinin kendi imajından korkmasıdır. Spektrofobi, (genellikle aynalarla ilişkilendirilen) hayaletler ya da hayalet (ya da cin) korkusudur.

Pek çok kültürde insanlar meditasyon, ruhsal uygulama ve büyücülük için aynaları kullandılar. Aynalar, ayrıca ruhların geliş ve gidişlerini kısıtlamak ve kontrol etmek için kullanır. Ayinlerde insanlar aynaları cinnî’yi, iblisleri vb. Çağırmak ve onlarla iletişim kurmak ve onları büyücünün iradesine bağlamak için kullanırlar! Bazı ritüellerde cin, bir nesneye bağlıdır (bir şişeye sıkışıp kalan meşhur Alaaddin’in cini gibi). Bu bağlamda ayna, cinnî’yi tuzağa düşürmek için kullanılan nesnelerden biridir.[47]

Kimi İngilizce İslami sitelerde bir cinin bir insana aşık olabileceğinden ve kıskaçlığından ona yaklaşan herkesi incitmeye çalışacağından, aynanın önünde çıplak durulmaması gerektiğini ya da aynada çıplak olarak bedene bakılmaması gerektiğini söyler.[48]

Durgun su ya da ayna ile cin çağırma inanışı da olduğundan, aynalar yine cinlerle ilişkilendirilir.[39][40]

Ayna, Negatif Varlıklar ve Negatif Enerjiler

Çoğu durumda insanlar tarafından deneyimlenen bu fenomenler, hepsinde olmasa da, iyi huylu olmaktan ziyade negatif görünen enerjiye sahiptir. Bununla birlikte, görünen kötü niyetin bir kısmı olumsuz bir ruhtan ziyade bir korku faktörü, telkin veya yanlış yorumlamadan kaynaklanıyor olabilir.

Paranormal aktiviteler, şunları içerir:

Gölge İnsanlar: Bunlara perili aynalarla bağlantılı olarak sıklıkla tanık olunmuştur. Tanıklar, sadece aynaların yanında duran gölge insanları değil, aynı zamanda yapının içinde ve onlara girip çıkarken de gördüklerini anlatmaktadır. Oldukça az sayıda vakada ise soğuk noktalar, sesler, gürültüler ve küreler gibi başka olaylar da bildirilmiştir. Hoştan iğrenç olana kadar değişen kokular da tanımlanmıştır.

Garip Sis: Sisler sadece aynalara girip çıkarken görülmekle kalmaz, aynı zamanda bazen daha tanınabilir şekillere dönüşürler — genellikle insansı bir şekile. Kimileri, bu sislerin aynaların içinde olduğu kadar odanın içinde de hareket eden yoğun, karanlık kütlelere dönüştüğünü anlatıyor. Tanıklar tarafından bildirilen duygular, genellikle olumsuz niteliktedir. Öfke, düşmanlık ve kötülük, yaşanan duygulardan bazılarıdır. Ek olarak, insanlar aynı anda meydana gelen diğer olayları da anlattılar — soğuk noktalar, küreler, parlayan gözler, hırıltılar, sesler ve poltergeist aktivitesi gibi.

Yüzler: Bu, perili aynalarla ilişkili olarak insanlar tarafından bildirilmiş en sık görülen tezahürdür. Yüzler, çoğu zaman insandır ve bazen tanıkların tanıdığı yüzlerdir. Ancak insanların dışında başka varlıkların / şeytani yüzlerin de ortaya çıktığı bildirilmiş vakalar da bulunmaktadır.[32]

portal

Ruhsal Portallar

Aynalarla ilişkilendirilen bunca paranormal faaliyetle, portal olarak ün kazanmaları şaşırtıcı değildir. Ama bir portal, tam olarak nedir?

Ruhsal portallar, yeni bir kavram değildir ve uzun bir süredir kullanılmaktadır. En temel düzeyde portalların ruhsal enerji ve diğer boyutlar için bir tür giriş ve çıkış noktası oldukları düşünülmektedir. Ayrıca portalların filme çekildiği ya da fotoğraflandıkları iddia edilmiştir.

Bir portal gördüğü iddia edilen insanlar, onları bir girdap rüzgarına ya da alternatif olarak uzun bir dönen şekle benzer olarak tanımlamışlardır. Aşağıda bir portalın bazı özellikleri verilmiştir:

  1. Bir portalın, ruhsal alemleri / boyutları çevreleyen enerji alanlarında bir delik ya da pencere olduğu düşünülmektedir. Ruhlar gibi enerji varlıklar da bu açıklıklardan fiziksel düzleme geçebilir.
  2. Negatif ruhlar, sıklıkla portallardan gelir. Bunun gerçekleştiğine inanılıyor; çünkü fiziksel düzleme en yakın astral katman, negatif enerjinin ve varlıkların bulunduğu bir alandır. Bu nedenle bir pencere açıldığında, negatif enerjinin önce geçmesi daha olasıdır.
  3. Çoğu portalın fiziksel aleme hem giriş hem de çıkış için iki yönlü bir yol olduğuna inanılıyor.
  4. Portalların yakınında çok yüksek düzeyde paranormal aktivitenin gerçekleştiği iddia ediliyor.
  5. Birçoğu, portalların dünyanın her yerinde bulunduğuna ve hatta bazı sıcak noktalar olabileceğine inanıyor.
  6. Yine birçoğu, bu portalları sadece manevi varlıkların değil, aynı zamanda diğer boyutlardan varlıkların / uzaylıların da kullanabileceğine inanıyor.
  7. Tamamen olumlu olan, özel ama çok nadir portallar olduğu düşünülmektedir. Ruhsal olarak ilerlemedikçe hiçbir alt astral ya da boyutsal varlık bunlara giremez.
  8. Bazı medyumlar ve maneviyatlarını geliştirenler, sadece portalları hissetmediklerini, aynı zamanda onları kapatıp açabileceklerini iddia ediyorlar.
  9. Birçok kişi tarafından portalların ve girdapların aynı şey olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, birçok medyum ve araştırmacı, bunun tam aksine inanıyor. Bir girdap, basitçe saf bir enerji kuşağıdır, ne negatif ne de pozitiftir ve bir kapı değildir.
  10. Aynalar dışında, fiziksel alem içinde giriş / çıkış alanlarında portalların var olduğu düşünülmektedir. Örneğin, kapılar, pencereler ve hatta dolaplar / gardıroplar gibi yerler, potansiyel olarak portal alanlarıdır.[32]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Zekiye Budak, “Görüntü - Mekân İlişkisinde İmge” (yüksek lisans sanat çalışması raporu), Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Heykel Anasanat Dalı, Ankara 2018, s.26-27.
[2] Yrd. Doç. Dr. Necati Sümer, “Mitolojik ve Dinsel Bir Sembol Olarak Ayna”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Ekim 2017, Doi Number: https://dx.doi.org/10.17719/jisr.2017.1986, Cilt: 10, Sayı: 52, s.1367-1373.
[3] Jacob Grimm ve Wilhelm Grimm, “Jacob ve Wilhelm Grimm Masallar” (Kinder-und Hausmarchen), MEB Yayınları, Ankara 1999, s.14-19.
[4] D. Mehmet Doğan, “Büyük Türkçe Sözlük”, İz Yayıncılık, İstanbul 1996, s.91.
[5] Serdar Mutçalı, “Arapça - Türkçe Sözlük”, Dağarcık Yayınları, İstanbul 1995, s.303.
[6] Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Şahin, “Bâkî Dîvânı’nda Ayna Metaforu”, International Journal of Social, Humanities and Admınıstrative Sciences, 2020, Vol: 6, Issue: 25, s.521.
[7] Yozo Nanba (難波 洋三), “Mirror with Geometric Patterns and the Four Spirits”, https://www.kyohaku.go.jp/eng/dictio/kouko/houkaku.html (çev. Akhenaton)
[8] Emma Lee, “Mirrors as Portals”, https://aminoapps.com/c/pagans-witches/page/blog/mirrors-as-portals/vd8o_602UnuNvKKZrR57KEjWLGzKoKp10 (çev. Akhenaton)
[9] “10 Magical Mirrors in Myth and Literature”, 15 Haziran 2017, https://strangeago.com/2017/06/15/10-magical-mirrors-myth-literature/ (çev. Akhenaton)
[10] “Gılgamış Destanı”, çev. Muzaffer Ramazanoğlu, MEB Yayınları, Ankara 1941, s.36.
[11] Gallagher Flinn, “How Mirrors Work”, https://science.howstuffworks.com/innovation/everyday-innovations/mirror4.htm (çev. Akhenaton)
[12] Güliz Ulu, “Batıl İnançların Çin Toplum Yaşamına Etkisi” (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doğu Dilleri ve Edebiyatları (Sinoloji) Anabilim Dalı, Ankara 2012, s.44.
[13] Güliz Ulu, a.g.e., s.27.
[14] Azra Erhat, “Mitoloji Sözlüğü”, Remzi Kitabevi, İstanbul 1996, s.264-265.
[15] Sabine Melchior - Bonnet, “Aynanın Tarihi”, Dost Kitabevi, Ankara 2007, s.173.
[16] “Mirrors In Spiritual And Metaphysical Beliefs”, https://anomalien.com/mirrors-in-spiritual-and-metaphysical-beliefs/ (çev. Akhenaton)
[17] Prof. Dr. Harun Güngör ve Arş. Gör. Bekir Köylü, “Türk Halk İnanışları” (ders notları), Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Kayseri 2014, s.11.
[18] Prof. Dr. Harun Güngör ve Arş. Gör. Bekir Köylü, a.g.e., s.19.
[19] James Frazer, “Altın Dal - Dinin ve Folklorun Kökleri”, çev. Mehmet H. Doğan, Payel Yayınevi, İstanbul 2004, Cilt: 1, s.143.
[20] James Frazer, a.g.e., s.128.
[21] Jeremy Roberts, “Chinese Mythology A to Z”, Facts on File Press, New York 2009, s.15.
[22] Jeremy Roberts, a.g.e., s.72.
[23] Harry Rabbinowicz, “Death” maddesi, “Encyclopedia of Judaica”, Ed. Fred Skolnik, 2. Edition, Vol 5, Thomson Gale Press, New York 2007, s.519.
[24] Aaron Rothkoff, “Mourning” maddesi, “Encyclopedia of Judaica,” Ed. Fred Skolnik, 2. Edition, Vol 14, Thomson Gale Press, New York 2007, s.588.
[25] James Frazer, a.g.e., s.145.
[26] Ebû Dâvûd, “Edeb”, 49; Tirmizî, “Birr”, 18.
[27] İbnü’l Arabî, “Fusûsu’l – Hikem”, Çeviri ve Şerh: Ekrem Demirli, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2013, s.25
[28] İbnü’l Arabî, a.g.e., s.151-162
[29] Feridüddin-i Attar, “Mantık Al-Tayr”, çev. Abdülbaki Gölpınarlı, 2. Cilt, MEB Yayınları, İstanbul 2001, s.175-177.
[30] İskender Pala, “Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü”, Kapı Yayınları, İstanbul2016, s.57.
[31] “Spiritual Uses for Mirrors”, https://diy-wicca.com/index.php/wicca/139-spiritual-uses-for-mirrors (çev. Akhenaton)
[32] “The Supernatural Fear of Mirrors”, 12 Nisan 2018, https://thehauntedpen.com/2018/04/12/the-supernatural-fear-of-mirrors/ (çev. Akhenaton)
[33] “Haunted Mirror Myths & Superstitions”, https://www.twowaymirrors.com/haunted-mirror-myths/ (çev. Akhenaton)
[34] Güliz Ulu, a.g.e., s.17-18.
[35] Cenk Tekin, “Ruh ve Doğa Ötesi Bilimleri Sözlüğü”, Paragraf Yayınevi, Ankara 2005, s.85.
[36] Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Irmak, “Bingöl Halk İnançları ve Uygulamaları”, Dil ve Edebiyat Araştırmaları, Bahar 2018, ISSN: 1308-5069 - E-ISSN: 2149-0651, Sayı: 17, s.198.
[37] Emeana Saeid, “Why is Looking into a Mirror at Night Creepy?”, https://www.quora.com/Why-is-looking-into-a-mirror-at-night-creepy (çev. Akhenaton)
[38] “What Happens When You Look in the Mirror at Night?”, https://answers.yahoo.com/question/index? qid=20110403153733AApeRiM (çev. Akhenaton)
[39] Ahmet Atilla Şentürk, “Osmanlı Şiiri Kılavuzu”, OSEDAM, İstanbul 2016, Cilt: 1, s.492.
[40] Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Şahin, a.g.e., s.531.
[41] “Mirrors & The Paranormal”, 2 Ocak 2018, https://www.astonishinglegends.com/astonishing-legends/2018/9/30/mirrors-amp-the-paranormal (çev. Akhenaton)
[42] Ed. M. Maclen Stanley, “Monsters in the Mirror: No Really, Literal Monsters”, 2 Ağustos 2014, https://www.psychologytoday.com/us/blog/making-sense-chaos/201408/monsters-in-the-mirror-no-really-literal-monsters (çev. Akhenaton)
[43] “Troxler’s Fading”, https://en.wikipedia.org/wiki/Troxler's_fading (çev. Akhenaton)
[44] “Jinn in the Mirror”, https://www.reddit.com/r/Paranormal/comments/c89jnb/jinn_in_the_mirror_my_sisters_story_that_gives_me/ (çev. Akhenaton)
[45] Liz Farsaci, “Ghost Hunters ‘Find Proof’ of 19th Century ‘Man in the Mirror’ Spirit Haunting Irish Castle”, 22 Haziran 2020, https://www.irishmirror.ie/news/irish-news/ghost-hunters-find-proof-19th-22230016 (çev. Akhenaton)
[46] “The Mirror”, https://spiritualhealinginislam.webs.com/themirror.htm (çev. Akhenaton)
[47] “Why are Jinns Scared of Mirrors?”, https://www.quora.com/Why-are-Jinns-scared-of-mirrors (çev. Akhenaton)
[48] Soha Naveed, “Here Is Some Unknown Information About Jinns You Should Be Aware Of!”, 10 Haziran 2018, https://www.parhlo.com/unknown-information-about-jinns/ (çev. Akhenaton)
[49] Ziya Şükün, “Âyîne” maddesi, “Farsça-Türkçe Lügat”, Gencinei Güftar Ferhengi Ziya, MEB Yayınları, İstanbul 1984, s.96.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 53808970 ziyaretçi (137053152 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler