Tarih Boyunca Din Tüccarligi ve Dini Istismar
 
din tüccarkığı

Tarih Boyunca Din Tüccarlığı ve Dini İstismar

Hazırlayan: Akhenaton

Din tüccarlığı, dini ve halkın dinsel duygularını sömürme ve böylece kendine çıkar sağlama işine verilen addır.

Tarihte iki büyük gelenek “akım” vardır. Bu akımlardan biri “Tevhid” diğeri “Şirk”tir. Tevhid geleneğinin temsilcileri, tarih boyu peygamberler ve onların mesajını selamlayarak yeryüzünde eşitlik ve özgürlük mücadelesi gösteren veli kulları olmuştur. Şirk geleneğinin temsilcileri ise günümüzde de olduğu gibi esasen Kurân-ı Kerîm’de yerilen din adamları, din tüccarları olmuştur.[1][2]

Eski Mısır’da rahipler, din gücünü ellerinde bulunduruyorlardı. Bu rahipler, devletin gücünü kaybettiği zamanlarda nüfuz mücadelelerine girişmişlerdir.[3] Yönetmenliğini ve senaristliğini Faracullah Selahşur’un üstlendiği 2008 yapımı Hz. Yusuf dizisinde Amon Rahiplerinin halkı sömürüşü anlatılır. Dizide Amon rahiplerinin halkı aldatarak sömürdüğünün anlatıldığı birkaç bölüm şöyledir:

Eski Mısır’da firavun iktidarı, Karun sermayeyi, Bel’am ise sahte, aldatıcı dini temsil eder ve bu üç sınıfın tezahürü olarak somutlaşır. Bu üç sınıftan birinin yaptığı iş, haksızlık, diğerininki sömürü ötekininki ise beyinleri dondurmaktır.[4]

Dini menfaatlerine uygun biçimde değiştirme, onu bir sömürü kaynağı hâline getirme temayülü, Kurân’ın nüzul ortamında da görülmüş ve ilk örnekler, Mekke’deki putperest toplum tarafından ortaya konmuştur. Mekke’de vahye tanıklık eden ancak yeni gelen bu dinden rahatsız olan müşrikler, kendi görüşlerinden vazgeçmedikleri gibi Resûlullah’ın (sav) tebliğinden alıkoymaya çalışmışlar, bunda başarılı olamayınca Kurân’ı dönüştürmesini/değiştirmesini talep etmişlerdir.

Onlar bu teklifi sunarken “Şayet fakirsen sana mallarımızdan veririz, eğer Arapların seni kınamalarından korkarsan “Bana bunu Allah emretti dersin!” [5] demeyi de ihmal etmemişlerdi. İbn Abbas, bu kimseleri “dinle alay edenler” olarak vasıflandırmıştır.[6] Allah, bu yalancılar karşısında Resûlullah’ı uyarmış, onlara şöyle karşılık vermesini emretmiştir: [7]

مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِن تِلْقَاء نَفْسِي إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

“Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.” [8]

Din tüccarlığı, her dönemde farklı beklentilerle ortaya çıkar. İslam toplumu Medine döneminde devletleşerek bir otorite oluşturunca bu sefer münafıklar, toplumda yer edinmek ve kendilerini koruma altına almak amacıyla dini kullanmışlardır. Münafıklar dini kendilerine siper yapan, herhangi bir tehlike sezdiğinde ya da bir menfaat anında İslam toplumunun bir ferdi gibi görünen, gerçekte iman etmemiş kimselerdir. Ayette inkârlarını saklayan bu gruptan şöyle söz edilir: [7]

وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ

“Onlar iman edenlerle karşılaşınca ‘inandık’ derler, şeytanlarıyla (kendi görüşlerinden olanlarla) baş başa kaldıklarında ise ‘Biz sizinleyiz, biz yalnızca alay etmekteyiz.’ derler.” [9]

el-Kindî, daha 9. yüzyılda kaleme aldığı “er-Risale fi Felsefeti’l-ûlâ” adlı eserinde şöyle demiştir:

“Bir şeyin ticaretini yapan onu satar. Sattığı ise artık kendisinin değildir; din tüccarlığı yapan kişi de dinini kaybetmiştir”. [10]

el-Kindî, dini bu tarz bir yöntemle sömürenlerin, henüz insanlık seviyesine ulaşamamış (hayvanî) öz benliklerinde yer tutan kıskançlık pisliği ile düşüncelerini kuşatan karanlığın gerçeğin ışığını görmelerini engellediğini ve zalim bir düşman edasıyla haksız yere işgal ettikleri makamları korumak adına elde edemedikleri ve çok uzağında oldukları insanî erdemleri küçümsediğini söyler.

Ona göre bu tip sömürücülerin amacı başları tutmak, makam ve mevkilerin başına geçmek ve din tacirliği yapmaktır. Çünkü onlar gerçekte dinden yoksun kimselerdir. Neticede bir şeyin ticaretini yapan onu satar ve sattığı şey artık kendisinin olmaktan çıkar. Bu sebeple dini sömürenler ve din üzerinden çıkar elde edenler, herhangi bir dine sahip olamazlar.[11][12]

Büyük Selçuklu Dönemi’nde ortaya çıkan ve din istismarının en iyi örneklerinden biri, Hasan Sabbah ve adamlarının oluşturduğu Haşhaşiler örgütüdür. Hasan Sabbah, insanları din adına kandırmış, suikast timleri kurmuştur. Son dönemde İslâm dünyasında ortaya çıkan Kâdıyânîlik, Bâbîlik, Bahâîlik, Dürzîlik gibi gruplar da dini istismar etmekten çekinmemektedir.[13]

Din İstismarı ya da Dini İstismar

İstismar (إستثمار), Arapça bir kelime olup “suistimal etmek, menfaat sağlamak, iyi niyet ve bu yöndeki davranışları kötüye kullanmak ve sömürmek” anlamlarına gelir. Din istismarı, dini şahsi çıkar, siyasi menfaat ya da nüfuz sağlamak için kullanmaya, gizli emellerin üzerini dinle örtmeye ya da gizlemeye denir.[13]

Kelimeye yüklenen manalardan anlaşılacağı üzere istismar, istismara konu olan şeye, yapılış amacına ve sonuçlarına göre hem olumlu hem de olumsuz bir eylemin adı olabilmektedir. Aynı zamanda ahlâkî bir kusur sayılan olumsuz manadaki istismarın özel bir biçimi de din istismarıdır.[14]

Din istismarı, din sömürüsü yapmak, dine dair kavramlar ve değerler yoluyla insanları aldatarak maddi ya da manevi çıkar elde etmek yani kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Tarih boyunca birçok kişi ve grup, dinin insanlar üzerindeki etkisinden faydalanarak çeşitli kazançlar elde etmeyi denemiş, din tüccarlığı yapmaktan çekinmemiştir. İstismar konusu, tarih boyunca daima dinlerin en önemli problemi olmuştur. Bu istismar sadece İslâm’a da mahsus değildir. Hıristiyanlık ve Yahudilik dininde de istismar örnekleri vardır.[13]

Dindar bir insanın hayatın çeşitli alanlarına ilişkin tutum ve davranışlarının, onun dinî inançları tarafından şekillendirilmesi, dinî bir renk taşıması kadar tabii bir şey olamaz. Kişinin dinî inançlarının onun hayatın da söz, tutum ve davranış olarak tezâhür etmesi yadırganacak bir şey olamadığı gibi, gerekli ve sağlıklı bir durumdur. Ancak burada esas olan, samimiyet ve ihlâstır. Kişinin, dünyalık çıkar sağlamak amacıyla söz, tutum ve davranışlarıyla, kendisini dindar ya da gerçekte olduğundan daha dindar gösterme gayreti içerisine girmesi hem riyâ ve hem de din istismarıdır.

“Dindar insanlar, kendileri gibi dindar insanlara oy verir, dindar insanlarla alış-veriş yapmayı tercih eder, dindar bir kimse ile evlenmek ister, dindarları görüp gözetir, zekat ve sadakasını dindar kimselere vermeyi tercih eder, dindarlara iş verir, onlara daha yüksek değer ve statü atfederler. O halde ben de onların bu eğiliminden yararlanmak için daha dindar bir görüntü vermeliyim.” düşüncesiyle yapılan her davranış, bir din istismarı ve riyâdır. Bunu yapan kimseler şu ya da bu düzeyde gerçekten dindar da olabilirler. Dine ilgisiz, dinden uzak, din karşıtı da olabilirler. Burada esas olan, dindarın gerçekte olduğundan daha dindar görünmesi; gerçekten sıkı dindar olanın da dindarlığını çıkar amacıyla daha görünür hale getirmesi; dindar olmayanın ise, aynı amaçla dindarmış gibi görünmesidir. Böyle olunca din istismarının boyutları, riyâdan aldatma ve sahtekârlığa kadar uzanabilmektedir.[15]

İnsanları kandırmak için bir yandan dini söylemleri kullanmak ya da dini vecibeleri yapıyor gözükmek, diğer yandan ise din ile bağdaşmayan davranışlar sergilemek sık karşılaşılan din istismarları arasında yer almaktadır. Oysa Yüce Allah, Âli İmran Suresi 78. ayeti başta olmak üzere birçok ayette Allah adıyla insanları aldatmayı yasaklamıştır. Gönderdiği kutsal kitaplarda insanlara tüm yaşamlarını akıl nimetini kullanarak sürdürüp şekillendirmelerini öğütlemiştir. Örneğin Kurân-ı Kerîm’in Enfâl Suresi 22. ayetinde “şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan” denilirken, birçok ayette Allah insanlara akıllarını kullanmalarını emreder. [16]

İslam tarihinde Kurân-ı Kerîm’in istismarına dair en acı örneklerden birisi Sıffin Savaşı’nda yaşanmıştır. Hâricîler diye anılan hareket, bu savaşta sözde Kurân savunucusu gibi görünerek aslında büyük bir fitne ateşi yakmıştır. Benzer şekilde aşırı ve sapkın fikirli mezhepler, örgütler düşüncelerini ayet ve hadislerle desteklemeye çalışmıştır.[13]

Unutulmamalıdır ki sadece Kurân’ı değil, hadis rivayetlerini, ashab-ı kiramın ve tarihî şahsiyetlerin hayatlarından örnekleri, İslâmî değer ve kavramları istismar eden fırsatçılar dün olduğu gibi bugün de karşımızdadır. Değişik isimler, yayınlar ve söylemlerle İslâm’ı anlatıyor gibi görünen birçok kişi ve grup aslında şahsi çıkarlarına hizmet etmektedir. Dine davet ettiklerini iddia eden bu sahtekârlar, aslında Müslümanların saf ve temiz duygularını sömürmektedir. İslâm’ın temel kaynaklarına ters düşen, akla ve mantığa aykırı asılsız safsatalarla, hikâyelerle, rüyalarla, sahte sevap vaatleriyle vatandaşlarımızı aldatmakta, paralarını, evlatlarını, zamanlarını, hatta hayatlarını çalmaktadır.[17]

İstismar edilen kişilerin kanaatimizce temel özelliği dinî bilgilerinin yetersiz/eksik olmasıdır. Dinî bilgi azaldıkça istismar edilme ihtimali yükselir. Üst düzeyde dinî eğitim almış kişiler genelde bu tür hareketlere şüphe ile bakarlar. Dinî eğitim dışındaki tahsil durumu açısından bakıldığında herhangi bir şey söylemek güçtür. Zira düşük eğitimli kişiler de yüksek eğitimli kişiler de istismarlara maruz kalmaktadır. Ancak yüksek eğitimli kişiler arasında sayısal eğitim alanlar daha az sorgulama yaptıkları için, diğer yüksek eğitimli kişilere göre daha fazla istismara uğramaktadırlar. Nitekim kendisini İslam’a nispet eden uluslararası terör örgütlerine katılanlar üzerine yapılan bir araştırmada mühendislerin ön plana çıktığı görülmüştür. Buna göre terör örgütlerine katılanların % 39.7’si mühendistir; genel manada sayısal eğitim alanların oranı % 55.6’dır. Dinî bir eğitim alıp bu tür örgütlere katılanların oranı ise % 17.3’tür.[18]

Farklı isimler, yayınlar ve söylemlerle İslam’ı anlatıyor gibi görünen birçok kişi ve grup aslında şahsi çıkarlarına hizmet etmektedir. Dine davet ettiklerini iddia eden bu sahtekârlar, aslında Müslümanların saf ve temiz duygularını sömürmektedir. İslam’ın temel kaynaklarına, akla, mantığa ve ahlaka ters düşen, asılsız safsatalarla, hikâyelerle, rüyalarla, sahte sevap vaatleriyle insanları aldatmakta, paralarını, evlatlarını, zamanlarını hatta hayatlarını çalmaktadır.[13]

Din istismarının dinden ve dindardan yana görünerek yapılan türüne yaşanan hayattan somut örnekler vermek gerekirse, mesela, âhir zamanda gelecek bir Mehdi inancının yaygın olarak benimsendiği ve dindarların Mehdi beklentisi içinde olduğu bir Müslüman toplumda, birtakım çıkar hesaplarıyla kişinin Mehdilik iddiasıyla ya da ahir zamanda gelecek bir Mesih inancının bulunduğu ve dindarların Mesih beklentisi içinde olduğu bir Hıristiyan toplumda Mesihlik iddiasıyla ortaya çıkması (yahut bunu ima etmesi), geçmişte ve günümüzde sıkça tekrarlanan bir din istismarı örneğidir. Aynı şekilde bazı kimseler, kendilerine ve ya önderlerine peygamberlik, müceddidlik, bedi’lik, kutubluk, mürşidlik vb.sıfatlar yakıştırarak da bu türden bir istismar yoluna gidebilmektedirler.

Dindarların kendisinden alışveriş yapmalarını sağlamak, dindarlar katında itibar ve statü sahibi olabilmek, dindar bir ailenin kızı ya da oğluyla evlenebilmek, işe girmek ve işinde yükselmek vb. amaçlarla bir kimsenin kendini dindar ya da olduğundan daha dindar göstermeye çalışması, birer din istismarıdır.

Dindar insanların şefkât, merhamet, hayırseverlik duygularından yararlanmak üzere türlü dualarla dilencilik yapmak, dinî kurumların adını kullanarak para toplamak birer din istismarıdır. Gerçekte namaz kılmadığı halde, seçim çalışmaları esnasında seçmenlere dindar görünerek oylarını almak amacıyla namaz kılan kişi, dini istismar etmiş olur.

Yıl boyunca yaptığı yayınlarla dini ve dindarları aşağılayan, dinî ve ahlakî değerleri aşındıran, dışlayan, küçümseyen, dejenere eden, ama Ramazan ayı gelince de iftar ve sahur programları düzenleyerek reytingini artırmak sûretiyle reklam pastasından daha büyük bir pay kapmayı amaçlayan TV kanalı (ve gazeteler), din istismarı ya da bir başka deyişle din ticareti yapmaktadır.

Dini ret ve inkâr etmeseler bile toplumun manevî değerleri ve dinine yabancılaşmış, onlarla barışık olmayan, hatta yerine göre onlara karşı düşmanca bir tavır içinde oldukları intibaı uyandıran kişi ve kurumların, Müslümanların dinî duygularının coştuğu ve daha hayırsever oldukları Ramazan ayında, onların zekât ve fitrelerinden pay alma çabaları, Kurban Bayramı’nda kurban derilerine talip olmaları, bir din istismarı ve ticaretidir.

Bir tıp doktorunun, dinî kavramları fazla telaffuz etmek sûretiyle kendisine dindar bir görünüm vererek dini ve aynı zamanda doktorluk statüsünü de kullanarak bazı şifalı bitkileri piyasa değerinin kat kat üstünde satması, çok açık bir biçimde hem dinin hem de doktorluk mesleğinin istismar edilmesi demektir.

Bugünün şartlarında hiç gerek olmadığı halde, belediyeye para kazandırmak amacıyla Ramazanda mahallelerde davul çalma işini ihale eden yerel yönetici de, kendisi oruç tutmadığı halde sırf para kazanmak için davul çalarak insanları rahatsız eden davulcu da din istismarı yapmaktadır. Hatta daha ileri giderek sırf halkın yükselen dinî duygularından istifade ederek gönüllerini fethetmek ve bunu bir sonraki yerel seçimlerde oya tahvil etmek amacıyla Ramazan etkinlikleri düzenleyen bir belediye başkanının da din istismarı yapmakta olduğunu söyleyebiliriz.

Bir belediye başkanının temizlik hizmeti sunduğu bütün camilerinin duvarlarına “Bu camiin temizliği falanca belediye başkanlığı tarafından yaptırılmaktadır” diye tabela astırmasının amacı, mabede, dindarlara dolayısıyla dine yapılan hizmeti oya tahvil etmektir. Bu amaçla yapılan cami hizmeti ise; ihlâsla yapılmış bir hayır amel değil, din istismarıdır.[15]

Ayrıca çeşitli kişi, grup ya da kurumların dinî bayram ya da bazı ibadetleri vesile kılarak usulüne uygun olmayan yollarla dindarlardan maddi destek sağlama yoluna gitmeleri; örneğin Ramazan ayında okullara, ev ve iş yerlerine zarf dağıtmak sûretiyle fıtır sadakası ve zekat toplama faaliyetine girişmeleri, Kurban Bayramı’nda çeşitli tanıtım ve propaganda yöntemleriyle kurbanlık parası toplamaları, deri toplamaları, zekat toplamaları vs., din istismarı boyutu itibariyle üzerinde düşünülebilecek hususlardır.

Bazı din görevlilerinin kimi zaman parayla veya başka bir takım maddi karşılıklarla örneğin hatim yapmaları, cenaze yıkamaları, mevlit okumaları, düğün merasimlerinde Kurân okumaları gibi durumların toplumun bazı kesimleri tarafından din istismarı çerçevesinde değerlendirdiği de bir gerçektir.

Gündelik hayatta insanlar arası ilişkilerde, dini ifadeler kullanarak, mesela Allah adına yemin etmek sûretiyle yalanını kapatmaya çalışanlar ya da muhatabına istediği şeyi kabul ettirmeye çalışanlar, daha doğrusu kendi söz ya da eylemlerini meşrulaştırmaya çalışanlar da, insanların din istismarı olarak kabul ettikleri hususlar çerçevesinde misal olarak zikredilebilir.[19]

yanmaz kefen

Ramazan münasebetiyle yine televizyon ekranlarını ve sosyal medyayı maneviyat adıyla sömüren uygulamalar arasında “na’l-ı şerif” adını verdikleri sözde “Peygamber terliği” ve yanmaz kefen pazarlamaları yapılmasını da yeri gelmişken hatırlamak gerekmektedir. Özellikle de ilgili metalara kutsiyet atfederek sözde “kutsal sandalet” satın alanlara neredeyse “bu terliği giyersen Peygamberimizi rüyanda görür, cehennemden kurtulursun, yanmaz kefen satın alırsan kabir azabı görmezsin” mealinde mesajlar verilmesi, ne yazık ki saf insanların istismar edilmesinden başka hiçbir anlam taşımamaktadır. Unutulmamalıdır ki Diyanet’in de ifade ettiği gibi “na’l-i şerif şeklinde kolye takmanın, takılan kolye veya asılan resmin faziletli olduğunu söylemek doğru olmayacağı gibi bunlardan medet ummak da caiz değildir.” [20]

Yine son 10-15 yıllık bir süreçte Türkiye’de bir ya da birkaç “tarikat” ve “tekke” kurdurularak insanların din ve din duygusu üzerinden büyük provokasyon ve manipülasyonların yapıldığına da şahit olunmuştur. Bu noktada yapılanlara ve yapılanların toplumsal, kültürel ve dinsel sonuçlarına bakıldığında, dinin nasıl da toplumsal, kültürel ve ekonomik düzlemde istismar edilebildiği anlaşılmaktadır. [19]

Örnekleri çoğaltmak mümkündür:“ Ramazan ayında şahit olabildiğimiz pahalılık, Müslümanların en temel ibadetlerinden olan Oruç üzerinden toplumumuzdan daha fazla para kazanılma yoluna gidilmesi boyutunu da kendi içinde taşımaktadır. Bu pahalılığın ekonominin kendi kuralları ya da tabiatı gereği taleple bağlantılı yönü göz ardı edilemez; ancak bir din istismarı yönü olduğu da anlaşılabilmektedir. Benzer bir biçimde Hac mevsiminde pahalılığın gelmesi, örneğin bir riyal olan zemzemin üç riyale çıkması, sadece ekonominin kendine özgü yapısı ve kurallarıyla izah edilebilecek bir şey midir acaba? Bunun üzerinde de daha ince gözlem ve tahkikler yapılabilir. [19]

Dinî istismarda araç olarak öncelikle “mukaddesat” kullanılmaktadır. Çok az olmakla birlikte Allah’ın kendisi ile konuştuğunu iddia edenler genelde patolojik vakalardır. Bunlara kıyasla Allah’ın bir şekilde kendisine “işaret” gönderdiğini ya da ilhama mazhar olduğunu iddia edenler daha fazladır. Dinî hiyerarşide ikinci sırada yer alan Peygamber ise en çok kullanılan istismar aracıdır. Bu durum da iki şekilde cereyan etmektedir. Birinci şekilde kişi genelde rüyasında Resûlullah’ın kendisi ile görüştüğünü, kafasındaki bazı müşkülleri hallettiğini, günlük hayatla ilgili rehberlik yaptığını, onu desteklediğini, hatta özel durumlarla ilgili emirler verdiğini vs. iddia eder. Böylelikle kişi, örneğin herkesin karşı çıktığı ve olumsuz gördüğü bir projesini gerçekleştirmek için “nebevi bir işaret” aldığını ya da kendisinin ya da bir başkasının evleneceği kızın Resûlullah tarafından belirlendiğini söyler. Bu şekilde somut bir konu olmasa bile bir kişinin “mana âlemi”nde sık sık Peygamber ile görüşmesi takipçileri üzerindeki karizmasını artırır.

Resûlullah’ın istismarının ikinci şekli, üstte de bahsettiğimiz gibi ona ait olan söz ya da eşyaların pazarlanmasıdır. Makul olmak gerekirse, günümüz Türkiye’sinde Topkapı Sarayı’ndaki mukaddes emanetler, ayrıca Hırka-i Şerif ve peygamberimize ait olduğu iddia edilen çeşitli yerlerdeki sakal örnekleri doğrudan bir ticaret konusu değildir. İnsanların evlerinde, örneğin mukaddes emanetlerde yer alan kılıç ve yayın fotoğrafını ya da hat ile yazılmış “Muhammed” lafzının bulunduğu bir tabloyu bulundurması bir istismar vesilesi olarak görülmemelidir. Ancak bunlar kitlesel hale geldiklerinde, özellikle reprodüksiyonları yapılıp satılmaya başlandığında istismar konusu akla gelmektedir.

Son günlerde yaygınlaşan “na’l-i şerif” bunun tipik bir örneğidir. Peygamberimizin sandaletini takliden çoğunlukla kolye, yüzük, tespih püskülü şeklinde yapılan veya fotoğraf olarak basılan bu ürünün son zamanlarla reprodüksiyonu da üretilmiş ve satışa sunulmuştur. İslam kültür geleneğinde yer alan ve “na’l-i şerif”in bulunduğu evlerin yanmayacağı, misafir eksik olmayacağı, onu gören gözlerin hastalanmayacağı, ona yüz süren kişilerin insanların ve cinlerin şerrinden emin olacağına dair söylemler, onun metalaştırılmasını ve ticaretini kolaylaştırmaktadır.

Resûlullah’a izafe edilerek metalaştırılan ve önemli ticari kazanç elde edilen bir başka kalem “Tıbb-ı Nebevi”de geçen ürünlerdir. Bunların içerisinde günümüzde öne çıkan ürünler bal ve çörek otu yağı, öne çıkan uygulama ise hacamattır. İslam âlimleri, Resûlullah’ın tavsiye ettiği tıbbi uygulamaların din kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini tartışmışlardır. İnsanlığın binlerce yıllık birikimine dayanan tıbbi uygulamaların faydalarını tespit edip, hangi uygulamanın hangi tür hastalara ne oranda uygulanabileceğini belirleyecek olan yine tıp biliminin kendisidir. Ancak modern tıp anlayışının bir dönem bunlardan yüz çevirmiş olması, özellikle dindar kesimde dini bir meşrulaştırma ile geleneksel tıbbın yükselişe geçmesine ve büyük bir pazar haline gelmesine sebep olmuştur. Bugün bu tür ürünlerin dini yayınevleri, web siteleri ve televizyon kanallarında satılması, dindar kişiler tarafından talep edilmesi ve uygulanması dikkat çekicidir. Üstelik uygulayıcıların çoğunluğu hiçbir tıp eğitimi almayan ve usta-çırak ilişkisi içinde konuyu bir zanaat olarak sürdüren kişilerdir. Sağlık Bakanlığı son yıllarda bu tür bal satışlarını yasaklamak, alternatif tıp uygulamalarını ise resmi statüye dâhil etmek suretiyle ehliyetsiz kişilerin yanlış tedavi ve istismarlarının önüne geçmeye çalışmaktadır. [18]

Din istismarı, kişiye bir şeyi yaptırmak için dinin istimal edilmesi ya da araçsallaştırılması sûretiyle de gerçekleşebilir. Bu istismar türünü çocuklarla ilişkilerde, suçlulara muamelede vs. görmek mümkündür. Örnek olarak bir öğretmenin ya da bir anne babanın, çocukların bir davranışını olumsuzlamak için cehennem ateşini tehdit olarak zikretmesi ya da öyle yaptığı için Allah’ın yakacağını söylemesi gibi durumlar, çocukların din üzerinden istismar edilmesi olarak anlaşılabilir. Yine bir örnek olarak kişiye uygunsuz yerde dini gerekçelerle bir şey yaptırmak istemek de din istismarı olabilir ya da ona kapı aralayabilir. Aynı durumda din adına bir şeyler uydurmak, örneğin hadis uydurmak ya da Sahabe hakkında bir şey uydurmak, din istismarından başka bir şey değildir. [19]

İstismarcı, insanları dini kullanarak ya da araçsallaştırarak aldatmakta, manipüle etmekte ve sömürmektedir. İşte bu noktada şu örnek getirilebilir: Bir turizm şirketinin Hacca kendisi aracılığıyla gidecek olanların ücretlerini aldıktan sonra şirket sahibi ve sorumlularının ortadan kaybolması ve Hacı adaylarını havaalanında öylece ortada bırakmaları, açık bir din istismarıdır. Bu ve benzeri olayları çevremizde gözlemleyebilmekte ve tecrübe edebilmekteyiz.[19]

Ayrıca bir husus daha var ki o da, dindarlık ve dine hizmet adı altında, bizzat din sömürüsünün kendisinin bir sömürü unsuru yapılabileceğidir. Nitekim bazı kimselerin, ana tema olarak her fırsatta din sömürüsünü öne sürerek popüler olma, siyasî ve ekonomik çıkar sağlama vs. amaçlarına ulaşmak istedikleri dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu kimseler, –genellikle– geçmişte dinin hep bir sömürü unsuru haline getirildiğini ve bu durumun günümüzde de devam edegeldiğini, dinin sömürülmek maksadıyla bilerek yanlış yorumlandığını, kendilerinin ise bundan çok mustarip olduğunu söyleyerek aslında dini anlayıp yaşamaya dönük samimi gayretlerini ortaya koyan tüm kişi ya da grupların güvenilmez ve sömürücü olduğunu ileri sürerler. Böylelikle bu yolla doğrudan ya da dolaylı olarak kendilerini, dini en iyi bilen/anlayan ve bu konuda tek samimi ve güvenilir merci olarak tanıtmış olurlar.[12]

Din istismarı konusu, bugün İslam ümmetinin birlik ve beraberliğini tehdit eden ciddi bir güvenlik meselesine de dönüşmüştür. Dinî bir grup olduklarını ve İslam’ı temsil ettiklerini iddia ederek bozgunculuk yapan, kan döken aslında kendi çıkarları için Müslümanların maddi ve manevi varlığını istismar eden FETÖ, DEAŞ, el-Kaide, eş-Şebab, Boko Haram gibi terör örgütleri, en büyük zararı Müslüman toplumlara, birlik ve beraberliğimize, geleceğimize ve gençlerimize vermektedir.[13][17]

İlk Din İstismarcısı: Şeytan

Din istismarı meselesine Kurân-ı Kerîm çerçevesinden bakıldığında Allah’ın adını kullanarak insanları aldatma çabası içinde olanların başında şeytanı görürüz.[21] O, Hz. Âdem ve Havva’ya yasak ağaçtan yemeleri hususunda vesvesede bulunurken “Onlara, ‘Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim.’ diye de yemin etti.” [22] Burada Allah’ın adı ile yemin etmesi, açık bir istismar örneğidir.[23][24]

Allah İle Aldatmak

Din istismarının zirve noktasını, Allah adı kullanılarak gerçekleştirilen istismarın meydana getirdiği söylenebilir: [19]

وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ

“Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.” [25]

Din İstismarı ve Dinin Tahrifi

Burada kaydetmeliyiz ki, dini buyrukları ortaya konuluş gayesinden saptırıp tahrif etmeden istismar etmek mümkün gözükmemektedir. Tarih boyu tüm istismarcılar, gayelerine erişebilmek için bir şekilde dini tahrif etmişlerdir. Bu yüzden din istismarı ile din tahrifi, din istismarcısı ile din tahrifçisi birbirinden ayrılmaz ikili konumundadır. Çoğunlukla da tahrifçilerle istismarcılar aynı kişi ya da gruplar olagelmiştir. [26]

Dini istismar eden kişi ya da gruplar, kimi zaman ayet ve hadislerin anlamlarını çarpıtmış ve ilgili olmadıkları yerlerde kullanmış kimi zaman da onları kendi art niyetlerine alet olacak şekilde yanlış yorumlayarak topluma anlatmıştır. Dini istismar edenlerin bir kısmı ise doğrudan dinin kendisini hedef almış ve insanların İslam’a yönelmemesi için dinî kavramların içini boşaltmayı ve bu kavramları anlam kaybına uğratmayı bir yöntem olarak benimsemiştir.[13]

Yahudilik

Kurân-ı Kerîm’de görebildiğimiz bir din istismarı türü, Allah kelamının tahrife uğratılması ve az bir paha karşılığında satılmasıdır. Bu da dünyevi menfaatler uğruna Allah’ın hükmüyle amel etmeyenlerin ve istismarcıların başvurduğu bir yöntemdir. Nasıl ki İsrailoğullarından bir kısım, kitaplarını tahrif edip hevâ ve heveslerine tabi olmuşlarsa bugün Kurân ayetlerinin manasını çarptırmak ve onları bağlamları dışında kullanmak sûretiyle istismar edenler de mevcuttur.[24]

Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının çoğunluğunun kendi çıkarları uğruna dini alet ettiklerini ifade eden ayet-i kerime şöyledir: [27]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ الأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

“Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden çoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.” [28]

Tefsirlerde, hahamların ve rahiplerin; hüküm vererek rüşvet alma, ilahi kitapları tahrif etme ve satma, bağışlanma vesilesi ve günah çıkarma karşılığı olarak bağış alma gibi istismar yöntemleriyle maddi güç elde ettikleri ifade edilmektedir. [29][27]

Yahudi din adamları Mabet’i kontrollerinde bulunduruyor, Roma’nın putperest yöneticileriyle işbirliği yaparak yeni dini gelişmelere karşı onların desteğini alıyor, fakir insanlara kat kat faizle borç veriyor; fakat alamayınca onların mallarına el koyuyorlardı. Halka şiddet ve kinle muamele etmenin onları olgunlaştıracağına, acıların onları geliştirip yetiştireceğine inanıyorlardı. Kendi nüfuz ve otoritelerini tehdit edecek gelişmelere karşı çıkıyor, halkı peygamberlere karşı tahrik ediyorlardı.

Yahudi din adamları, dini dünyevileştirerek istismar etmişler ve kişisel arzuları için sömürü aracı haline getirmişlerdir. Diğer bir deyişle onlar, kutsal olan birtakım dini değerleri, bencil arzu ve ihtiraslar uğruna araç haline getirip tüketmişlerdir. Hz. İsa’nın hedefi, dinin yüksek değer ve ilkelerini, şahsi menfaat ve arzuları için kullanan din adamlarını değiştirmek ve dönüştürmek olmuştur. Yahudi din adamları/bilginleri, “ilahi buyrukları yaşama konusunda lakayt bir tutum sergiliyorlar. Bu halleriyle onlar, gösteriş ve şatafata düşkün, riyasete meraklı, dolayısıyla manevi ve ahlaki olgunlaşma kapılarını kendilerine kapatmış; diğer bir ifadeyle mal ve makam sevgisini asıl maksat ve esas arzuları haline getirmişler. Kısacası ruh dünyaları çoraklaşmış; kendileri ilahi sevgiyi kaybettikleri gibi başkalarına da bu konuda kötü örnek olmuşlar”dır.[30]

İncil’de de Yahudi alimlerinin din tüccarlığı çeşitli vesilelerle söz konusu edilmekte ve başkalarına anlattıkları kuralları kendilerinin yaşamadıkları belirtilmektedir. Aşağıdaki İncil ifadeleri bu hususu çarpıcı bir şekilde ortaya koymakta ve hiçbir yoruma gerek bırakmamaktadır: [31]

“İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: Din adamları ve Ferisiler Musa’nın kürsüsünde otururlar. Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının omuzlarına koyarlar da, kendileri bu yükleri taşımak için parmaklarını bile kıpırdatmak istemezler. Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin muskalarını büyük, elbiselerinin püsküllerini uzun yaparlar. Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini “Rabbi” diye çağırmalarından zevk duyarlar“. [32]

Yahudi din adamları, mensup oldukları toplumsal çevreden kopma, saygınlıklarını ve statülerini yitirme endişesi taşımaları nedeniyle inandıkları dini ve ahlaki değerlere tam bir teslimiyet ve bağlılık içerisinde bulunmamakta, hayatlarını, kendilerine pratik fayda sağlayacak vaatlere göre düzenlemektedirler.[33] Bu bağlamda özellikle Rabbi denilen Yahudi din adamları sınıfı maddi ve manevi nüfuzlarını artırarak toplumda etkinlik alanlarını genişletme hedefinde olmuşlardır. Bunun içinde ilahi öğretileri tahrif etmişler, helal ve mubah olan şeyleri çirkin ve batıl görmüşler ve dindarlığın da ancak kendilerinin belirttikleri şekilde yaşandığı takdirde gerçekleşebileceğini vurgulamışlardır.[34][30]

Bu durumu, Hz. İsa’nın Yahudi din bilginlerine seslendiği şu ifadelerde görmemiz mümkündür: [30]

“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri, kıtaları dolaşırsınız. Dininize döneninizi iki kat cehennemlik yaparsınız”. [35]

Hz. İsa onları başkası söz konusu olunca kılı kırk yararcasına eleştirirken kendileri için bunu yapmamalarını şöyle dile getiriyor: [30]

“Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır; ama deveyi yutarsınız!” [36]

Yine Hz. İsa, manevi arınma ve olgunlaşmayı terk edip şekilciliğe yönelen hahamları şu şekilde eleştirir: [30]

“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu boyalı mezarlara benzersiniz. Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.” [37]

İncillere göre hahamlar, Allah’ın kelamını bırakıp körü körüne geleneğe bağlanmaktadırlar: [30]

“Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan töresine uyuyorsunuz. Kendi törenizi sürdürmek için Tanrı buyruğunu bir kenara itmeyi ne de güzel beceriyorsunuz.” [38]

din tüccarlığı

Hıristiyanlık

Günahlardan pişman olma sürecini ifade eden pişmanlık uygulaması Hıristiyanlık için de söz konusudur. Ancak Hıristiyanlık, günahkar kulu ile tanrı arasındaki pişmanlık ve bağışlama rahmeti arasındaki ilişkinin kurulmasında bir aracılık kurumu tesis etmiştir. Kilise, papalık ve ruhban sınıfının aracılığım içeren bu uygulama, günahlardan bağışlanmak gibi insan bireyine has özel bir uygulamaya “yabancı” bir unsurun eklenmesi sonucunu doğurmuştur. Nitekim Hıristiyanlık’ta, çok geçmeden bu aracı unsurlar günahkar insanın Tanrı’ya yönelik tövbekarlığını kolaylıkla istismar edip dinsel bir sömürü aracına dönüştürmekte gecikmemiştir. Esasen, Tanrı ile insanlar arasındaki ibadet, dua ve tövbe etme gibi iletişimlerin sağlanmasında en temel unsur olan kilise kurumunun bulunuyor olması dinsel istismar sorununun kaynağını teşkil etmiştir. [39]

Ortaçağ Hıristiyanlık dininin en korkunç ve en karanlık devridir. Âdeta Hıristiyanlık, papaların elinde oyuncak haline gelmiştir. Papalar istemediği kişiyi dinden aforoz ediyor, istediğini affediyor, para karşılığı cennetten arsa satıyordu. [40]

Protestan Reformu’nun ortaya çıkışından önce halk, diğer dünya için çalışmak adı altında maddi ve manevi olarak sömürülmekteydi. Kilisenin, ölümden sonraki yaşamda huzuru için bireylere cennetten arsa satması gibi uygulamaları, mantıklı olmasa da, kilisenin sahip olduğu otoriterinin tartışılamaz gücü ve bu sebeple insanların açık bir şekilde görüşlerini bildirememe, çekinme durumlarının olması, bireyleri bu gibi sömürüleri benimsemek zorunda bırakmıştır. [41]

Hıristiyanların Hz. İsa’ya, ondan kiliseye, kiliseden de din adamlarına aktarmış oldukları uluhiyet düşüncesi de bir nevi din istismarıdır. Kurân-ı Kerîm’de bu konuda şöyle buyrulmaktadır: [24]

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

“Allah’ı bırakıp da din âlimlerini, rahiplerini, özellikle Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa tek bir Tanrı’ya kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka tanrı yoktur; O yüceler yücesidir, onların yakıştırdıkları eş ve ortaklardan bütünüyle uzaktır.” [42]

Thomas Woolston, Kutsal Kitab’a yaklaşımında kullandığı metodu merkeze alarak Kilise’ye yönelik sert söylemlerde bulunmuştur. Tüm çalışmasını Kutsal Kitabın, asırlardan beri yapıldığı gibi literal olarak değil alegorik/mecazi olarak okunması üzerine yoğunlaştırmıştır. Ona göre Hıristiyanlığın irrasyonel ve saçmalıklarla doldurulmasının temel sebebi, söz konusu literal okuma tarzıdır. Dolayısıyla ruhban sınıfı Hıristiyanlığı, saçmalık ve yalanlardan ibarettir. Kilise’ye mensup din adamlarını sahtekarlık, din tüccarlığı ve cehennemin kara muhafızları suçlamalarıyla eleştirmiştir.

Woolston, benimsediği alegorik okuma tarzı sonucu cehennemi, Kilise tiranlığı altındaki dünya; Mesih’i pagan din adamı figürü; bakire doğumunu, Kilise’nin saf hali; Hz. İsa’nın ikinci gelişini ya da İlahi Logos’u, din adamı sınıfından olmayanların ruhban sınıfının sahtekar olduğunu gördükleri ve doğal dine döndükleri İlahi Akla dönüşün adı olarak yorumlar. Benzer şekilde “Kudüs”, kiralık ruhban sınıfının soyunun tükendiği bir ütopyaya işaret eder. Bu yaklaşımıyla Woolston’un eleştirdiği temel noktanın, Kutsal Kitabı yorumlamada Kilise’ye ait görülen ayrıcalık olduğu söylenebilir. Ona göre Kiliseye tanınan bu ayrıcalık, onların bu imtiyazı kötüye kullanmaları sebebiyle Hıristiyanlığın irrasyonelliklerle doldurulması sonucunu doğurmuştur.[43]

Endüljans
1521 tarihli bir endüljans belgesi

Endüljans Sorunu

Latince kökenli “İndulgentina” kelimesinden gelen endüljans, sözlük anlamı olarak “bağışlama” manasındadır. Katolik kilisesine özgü bir terim olan endüljans, tanrının affettiği günahların dünyevi cezalarının kilise tarafından bağışlanmasını ifade etmektedir.[44] Hıristiyanlığa göre günahların hem dünyevi hem de uhrevi iki boyutu vardır. Uhrevi boyutunu affetmek tanrı tarafından olurken dünyevi boyutunun affedilmesi için din adamlarının aracılığı gereklidir.[45]

Hıristiyanlıkta “Günah İtirafı” olarak bilinen bu işleme göre günaha giren insanlar din adamlarına günahlarını itiraf etmeli ve din adamları da onlar adına tanrıdan af dilemelidirler. Katolik kilisesi, bu aracılık uygulamasını da Kutsal Kitap’a dayandırmaktadır. Yuhanna İncili’nde Hz. İsa’nın havarilerine;

“Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır.” [46]

şeklindeki ifadeleri sebebiyle Hz. İsa’nın havarilerine günahları bağışlama yetkisini verdiğine inanılmaktadır.[47] Kendisini havarilerin temsilcisi gören papalık kurumu da bu yetkiye dayanarak insanların günahlarını bağışlama işlemine aracılık etmekte ya da onlara ceza verme yetkisine sahip olmaktadır. [48][45]

İslam

İslâm tarihinde din istismarı üzerinden kurulan yapılar “nifak” kavramı ve “münafık” karakteri şeklinde ortaya çıkmıştır. Nifak hareketlerinin öncüsü olarak bilinen Abdullah b. Übeyy b. Selül ve çevresinde öbeklenen münafıklar, Medine’nin Resûlullah’a bağlılığını bitirmek ve yönetimi ele geçirmek adına sinsi planlar yapmışlardır. Görünüşleri, kıyafetleri, oturuşları, kalkışları, ibadetleri, sözleri ve davranışlarıyla mümin gibi davranan münafıklar, ulaşmak istedikleri nihai hedef uğruna hile, yalan, iftira, ihanet, ikiyüzlülük, devlete ait bilgileri düşmana sızdırma ve düşmanla iş birliğine girme gibi her türlü yöntemi uygulamıştır. Resûlullah’ı öldürmeyi dahi göze alan, kendi üzerinde yaşadığı toprağı pazarlık konusu eden, gerektiğinde de elini kana bulamaktan çekinmeyen nifak hareketleri, sadece siyasi parçalanmayı değil, aynı zamanda inanç, ibadet ve ahlâk alanında yozlaşmayı da hedeflemişlerdir. [17]

Gerçek bir İslam Bilimci olan Ebuzer; halkı sömürmek ve mallarını yağmalamak amacıyla Kurân’ı yasa, cihadı şiar edinen rejime karşı halkı açlıktan, yoksulluktan, sınıfsal yapının, kayırmacılığın ve aristokratların pençesinden kurtarmak için mücadele ederek ve bu yolda canını vererek benim ve senin gibi aydınlara İslam’ın sömürü dini olmadığını, fakirliğe teşvik etmediğini, sınıflaşmayı reddettiğini anlatmak istemiştir.[4]

Nurettin Topçu’ya göre, hem fert hem toplum hayatında ahlakın hâkim olmamasının ve İslam’ın yanlış anlaşılıp yorumlanmasının arkasında İslam’ın güzelliklerini tanıtmak yerine insanları korkutarak hareket eden, ruhlarını kaybetmiş dini hayatı maddi şekil ve hareketlere bürümüş maddeciler haline gelmiş sözde din adamları vardır. Nurettin Topçu, bu kişileri ifade etmek için eserlerinde “sözde din adamları, din hayatının teknisyenleri, din ve ahret maddecileri, menfaat tellalları” gibi birçok ifade kullanmıştır. [49][50]

Resûlullah'ın Din İstismarı Karşısındaki Tavrı

Resûlullah (sav), toplumun en alt gelir düzeyine sahip kimselerinin hayat standardında yaşamış, zengin ve müreffeh bir hayat sürerek, yoksulların çektiği acılara duyarsız kalmamış, o fakir hayatı ailesiyle birlikte bizzat yaşamayı tercih etmiş, sonraki asırlarda, sokaklarda, ekmek istiyoruz, açız diye bağıran yoksul halka, ekmek bulamazlarsa pasta yesinler diyen imparatorların konumuna asla düşmemiştir. Nitekim birgün kendisini ziyarete gelen Hz. Ömer, Resûlullâh’ın çıplak bir hasır üzerine uzandığını, hasırın da vücudunda iz bıraktığını görerek bu manzara karşısında duygulanıp ağlamaya başlamıştı. Resûlullah’ın niçin ağladığını sorması üzerine de, “Ya Resûlallâh! Sizi bu halde görünce, altın tahtlar üzerinde oturup, ipekler, iprişimler, atlaslar, kadifeler giyen İran ve Bizans İmparatorlarını hatırladım da!” demişti. Resûlullah da aslolanın ebedî Âhiret hayatı olduğunu söyleyerek onu teselli etmiştir.[51]

Burada önemle kaydetmek gerekir ki, Resûlullah, yerine halife bırakmamış, [52] Peygamberlik makamının ve Peygamber ailesi / Ehl-i Beyt olma ayrıcalığının istismar vasıtası yapılarak, siyasî çıkara dönüştürülmesine fırsat tanımamıştır. Sahip olduğu yüce mevkiin, sağlığında ve kendisinden sonra birtakım maddî menfaatlere alet edilmesini de asla istememiştir. O, bu hususu ciddiyet ve titizlikle takip etmiş, halkı ve devleti soymak niyetinde olanların, ailesine ve yakınlarına nüfûz etmelerine izin vermemiştir. Nitekim vefât ettiği zaman, dînâr, dirhem, köle, cariye, koyun, keçi, vasiyet bırakmamıştır. Kendisinden geriye sadece, silahı, beyaz katırı, yakınları için ayırdığı bir tarla kalmıştır.[53] Halkın elindeki ve avucundakine göz dikmemiş, bu konuda; [51]

“İnsanların ellerindeki mala düşkünlük gösterme ki, halk seni sevsin” [54]

buyurarak, tebliğcilerine ve yöneticilerine yol göstermiştir. İlmin, özellikle din ilimlerinin herhangi bir dünyevî çıkara alet edilmesini yasaklamış, bunların sadece Allâh rızası için öğrenilmesini emretmiştir.

Resûlullah (sav), dinin maddî çıkarlara alet edilmesine, cahil ve sahte dindarlarca geçim vasıtası yapılmasına, dilenciliğe, İslâm tebliğinin yozlaştırılarak tesirsiz hale konulmasına şiddetle karşı çıkmış, meslek sahibi olmayı ve gençlere meslek öğretilmesini teşvik etmiştir. Nitekim bu konuda;[51]

“İnsanların en şerlisi, ‘Allâh rızâsı için’ diyerek dilenip de istediği verilmeyen kimsedir” [55]

buyurmuşlardır. Diğer bazı hadislerinde de yüce dinimiz İslâm’ın, bedbaht bazı kimselerce, çeşitli dünya menfaatlerine alet edilerek birtakım çıkarlar karşılığı satılabileceğine dikkat çekmişlerdir.[56] Mal-mülk, şeref ve mevkî hırsının, kişinin dînine zararlı olduğunu bildirerek bu konuda şöyle buyurmuşlardır: [51]

“Bir koyun sürüsünün üzerine salıverilen iki aç kurdun bunlara verdiği zarar, kişinin mal ve şeref konusundaki hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.” [57]

İlgili Diğer Hadisler

"Ahir zamanda din adamları, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal diyecekler, Kur’anı ticarete, menfaate alet edecekler." (Deylemi)

"Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur." (Tirmizi)

"En kötü insan, dini dünya malına alet edendir." (İbni Asakir)

"Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselama bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki: Çocukların ve neslin, bu sanatlardan biri ile rızkını talep etsin, sakın ola ki dini geçim aracı yapmasın, dini kullanarak dünya malı toplayanlara yazıklar olsun!" (Hâkim)

"Yazıklar olsun ilmini ticarete alet eden ilim sahibi kötü kimselere ki, devlet adamlarına yaklaşır ve kazanç temin ederler. Allah onların ticaretine kesatlık versin!" (Hâkim)

"Bir zaman gelir ki, insanlar, yalnız malın, paranın gelmesini düşünüp, helal-haram olduğuna bakmazlar." (R.Nasıhin)

"Din bilgilerini dünya menfaati için öğrenenlere, ilmini paraya değişenlere kıyamette ateşten gömlek giydirilir." (Deylemi)

"İlim, dünya menfaati için öğrenildiği ve ibadetler, dünya menfaatlerine alet edildiği zaman fitneler zuhur eder." (Abdurrezzak)

"İnsanların en şerlisi, kimseye ikram etmeyen, yalnız yiyen ve hizmetçisini dövendir. Bundan da kötüsü, insanlara kızan, buğzeden ve insanların kendisine buğzettiği kimsedir. Bundan da kötüsü, şerrinden korkulan ve kendisinden hayır beklenmeyen kimsedir. Bundan da kötüsü, dünya karşılığında ahiretini satan kimsedir. Bundan da kötüsü, din ile dünyayı yiyen yani dini dünya menfaatine alet eden kimsedir." (İbni Asakir) [58]

Dırar Mescidi Olayı

Resûlullah (sav) hayattayken Medine’de Mescid-i Nebevi’ye alternatif olarak bir mescit inşa edilmesi ve Müslümanlar arasında ayrımcılık oluşturulması, din istismarının tipik örneklerinden biridir. “Mescid-i Dırâr” olarak adlandırılan bu yapı, Kurân-ı Kerîm’de şöyle anlatılır: [13]

وَالَّذِينَ اتَّخَذُواْ مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ اللّهَ وَرَسُولَهُ مِن قَبْلُ وَلَيَحْلِفَنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلاَّ الْحُسْنَى وَاللّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

“Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, müminler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, ‘Bizim iyilikten başka hiçbir kastımız yok’ diye de mutlaka yemin ederler ama Allah şahitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.” [61]

Allah-u Teâlâ, “Onun içinde asla namaz kılma!” diye Peygamberimizi uyarmış, Müslümanlar arasında bölücülüğe yol açan bu olayı, kıyamete kadar her zaman ortaya çıkabilecek olan istismar ve fitne hareketlerine karşı uyanık olmamız gerektiği konusunda bizlere örnek olarak anlatmıştır. Peygamberimizin bu mescidi inşa edenlere karşı verdiği sert tepki, günümüzde din istismarına yeltenenlere karşı nasıl davranmamız gerektiğini de bize göstermektedir.[13]

Sıffin Savaşı

İslâm tarihinde din istismarının başka bir örneği olarak Sıffin Savaşı sırasında Muaviye’nin danışmanı Amr b. El-Âs’ın ihtilafı Kurân’ın hakemliğiyle çözme teklifi şeklindeki hilesi gösterilir. Hz. Ali ile Muaviye arasında cereyan eden savaşta Muaviye’nin askerlerine Kurân sayfalarını mızraklarının ucuna taktırıp karşı tarafı Kurân’ın hükmüne çağırtması, Hz. Ali’nin Muaviye ve ordusunun yaptığı işin savaş hilesi olduğunu anlatamaması üzerine gerçekleşen bu hadise, din istismarının gelenek hâline gelmesinde etkili olmuştur.[59]

İslam Tarihindeki Dinî Sömürünün En Yaygın ve Klasik Türü: Gulât ya da Gâliye

Bir kişinin gerek kendi konumunu, gerekse kişi ya da grup çıkarına dayalı fikir ve tutumlarını dinî referanslara dayandırma gayreti de İslam tarihindeki din sömürüsünün yaygın türleri arasında yer almaktadır. Bunun ilk ve en uç örneklerine Gulât ve Gâliyye gibi nitelemelerle anılan aşırı Şiî/Şia fırkalarda rastlanır. Örneğin bu gruplar arasında sayılan Muğiriyye fırkasının lideri Muğîre b. Said el-İclî’nin kendini peygamber ilan etmesi, Beyâniyye fırkasının lideri Beyan b. Sem’ân’ın, Kurân-ı Kerîm’de Âl-i İmrân Sûresi’nin 138. ayetini kendi şahsına mal etmesi, Karmatiyye fırkasının Muhammed b. İsmail’in peygamber olduğunu iddia etmesi aşırı Şia Gulâtı’ının dini sömürü şekillerinden yalnızca birkaçıdır.
 
Bu tarzdaki din sömürülerine son devir İslam dünyasında ortaya çıkan Kadıyânîlik, Bâbîlik ya da diğer adıyla Bahâîlik ve Dürzîlik gibi fırkalarda ve hatta geniş taraftar kitlesine sahip olan bazı Sünnî İslam gruplarında da rastlanmaktadır.[12]

Mehdilik İddiasıyla İstismar

İslam toplumunu parçalama ve sömürü amacıyla en çok kullanılan kavramlardan biri de mehdiliktir. Kurtarıcılık iddiasıyla insanları aldatan, kıyamet alametlerine dair bazı hadisleri istismar eden, kendilerini dinin yegâne temsilcisi olarak gösteren bu kişiler, kimi zaman maddi açıdan rahata erme kimi zaman da insanlar üzerinde nüfuz sağlama amacını gütmüşler; peşlerine takılan birçok insanı da kendileri gibi yanlışa ve dalalete sürüklemişlerdir.[24]

FETÖ, din istismarı

Din İstismarının Arkasına Gizlenen Terör Örgütü: FETÖ

FETÖ, dış yüzüyle dinî bir hizmet faaliyeti gibi görünse de aslında gizli yüzü ile siyasî, ideolojik ve ekonomik hedefleri olan bir “menfaat şebekesi”, aynı zamanda 15 Temmuz’la birlikte hain karakteri gün yüzüne çıkmış olan bir “terör örgütü”dür.

Karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu mübah gören, insanların dinî duygu ve heyecanlarını istismar eden, milletimizin zekâtını, sadakasını, kurbanını çalan, evladını elinden alan, dinimizin temel değerlerini ve kavramlarını tahrif eden bir örgüt, asla dinî cemaat olarak nitelendirilemez.

Örgütün Türkiye’deki amacı, devletin tüm kurumlarına ve özellikle yüksek bürokrasi, adalet mekanizması, polis teşkilatı ve askeriyeye sızarak, belli bir süre sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmektir.[17]

Günümüzde din istismarı denince akla ilk gelen oluşum, dini sermaye olarak görüp darbe girişiminde bulunan bu terör örgütüdür. Başta dinî bir cemaat görünümü sergileyip asıl hedeflerini 15 Temmuz gecesi ortaya koyan bu örgüt “cemaat”, “himmet”, “tarikat” gibi kavramların itibar kaybına sebep olmuşlardır. “Zekât” ve “Kurban” gibi ibadetleri istismar etmişler soru çalmak torpil yapmak gibi İslam’a uygun olmayacak şekilde hareket ederek emek hırsızlığı yapmışlardır.[24]

deaş, din istismarı

DEAŞ

Kurân-ı Kerîm’de yer alan cihada ve dinin hükümlerine dair ayetleri bağlamlarından kopararak İslam’ın hoşgörü, barış ve ahlaka dair temel dinamiklerini kökünden sarsmaya yönelik Batı güdümlü bir terör grubu olarak güncel din istismarcılarının başında gelmektedir.[24]

Sonuç

Sonuç olarak, din istismarı, dün olduğu gibi bugün de çok sık gündeme gelen bir konudur. Bu olgu, dün olduğu gibi bugün de inanç dünyamızı kemiren, onun can damarlarını kurutmaya çalışan potansiyel bir tehlike olarak karşımızda durmaktadır. Bunun için Resûlullah, İslâm öncesi toplumlarda ortaya çıkan din tahrîfi ve istismarı teşebbüslerinin, kendisinin vefatından sonra meydana gelmemesi için Müslümanların dikkatini çekmiş, onların bu konuda uyanık olmalarını emrederek şöyle buyurmuştur: [51]

“Ben sizin, benden sonra şirke döneceğinizden endişe etmiyorum. Fakat ben sizin maddeperest olmanızdan korkuyorum.[60]

Din istismarı, günümüzde de “İslam adına konuştuğunu iddia ederek” kendini ön plana çıkarma, dinde olmayan yeni kutsallar üretme vb. yöntemlerle devam etmektedir. İslam toplumlarında her ne niyetle olursa olsun din üzerinden çıkar elde etme amacıyla yapılanlar, Kurân ve sünnetin yanlış anlaşılmasına, dindar insanların akıllarını karıştırmaya, genç nesilleri dine mesafeli davranmaya iten kötü sonuçlar doğurmakta ve sahibini Allah katında verilmesi zor bir hesaba sürüklemektedir.[7]

Dine dair istismar edilen kavramlar bu kadar değildir. Bunların yanı sıra, sahabe, tasavvuf, zekât ve yardım, ehl-i sünnet gibi tertemiz kavramlar da zaman zaman istismarcılar tarafından kullanılmıştır. Sonuç olarak bizler ne olursa olsun istismarcılara fırsat vermemek, aldatmamak gibi aldanmamakla da sorumluyuz.[24]

Akhenaton'un Hazırladığı Diğer Makaleler ❯

Kaynaklar

[1] Mehmet Selvi, “Geleneksel Şirk Dini”, İktibaslar, s. 21., İktibaslar. https://mehmetselvi.wordpress.com/2013/03/page/21/
[2] Aydın Mülayimov, “Kurân-ı Kerîm’de Din Adamları” (yüksek lisans tezi), T.C. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temmuz 2015, s.4.
[3] Komisyon, “Genel Uygarlık Tarihi” (ders kitabı), Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir 2019, E-ISBN: 978-975-06-3213-6, s.21.
[4] Dr. Ali Şeriati, “İbrahim’le Buluşma”, Fecr Yayınevi, Ankara 2012, ISBN: 9786059652858.
[5] Mukatil, “Tefsîr-i Kebîr”, 2/198.
[6] İbn Abbas, “Tenvîru’l-mikbâs”, 220.
[7] Dr. Öğretim Üyesi Sema Çelem, “Din İstismarı”, Diyanet Aile Dergisi, Temmuz 2020, s.24.
[8] Kurân-ı Kerîm, Yûnus, 10/15.
[9] Kurân-ı Kerîm, Bakara 2/14.
[10] Prof. Dr. Ali Köse, “Yeni Nesil Mehdi’yi Beklemek İstemiyor” (röportaj), Lacivert Dergi, Mayıs 2021, Sayı: 79, s.12-13.
[11] Bkz. Kindî, Felsefî Risaleler, çev. Mahmut Kaya, İz Yayınları, İstanbul 2014, s. 129.
[12] Sabri Abdullahoğlu, “Çeşitli Yönleriyle Din Sömürüsü ve Kısa Tarihi”, 9 Nisan 2019, https://www.acepfikir.com/cesitli-yonleriyle-din-somurusu-ve-kisa-tarihi/, son erişim: 21 :Kasım 2021.
[13] Fatma Somuncuoğlu Erkan, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi.” (ders kitabı), M.E.B., Ankara 2021, s.28-30.
[14] Prof. Dr. Hüseyin Certel, “Din İstismarı Üzerine”, İslâmi Araştırmalar Dergisi, 2011, Sayı: 22, s.1.
[15] Prof. Dr. Hüseyin Certel, a.g.e., s.3-4.
[16] Rıfat Günday, “Zola’nın Gerçek ve Güntekin’in Yeşil Gece Adlı Romanlarında Dinin Çıkarlara Alet Edilmesi”, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 28, 2015, s.36-37.
[17] “FETÖ: Din İstismarının Arkasına Gizlenen Terör Örgütü”, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2018, s.3, 7-8, 10-11, 13.
[18] Prof. Dr. Vejdi Bildin, “İstismar ve Din İstismarı Üzerine Genel Bir Çerçeve”, Siyer Araştırmaları Dergisi, Sayı: 4, Temmuz-Aralık 2018, s.165-167.
[19] Prof. Dr. Ejder Okumuş , “Değer ve Din İstismarı”, The Journal of Academic Social Science Studies, Sayı: 24, İlkbahar 2015, s.22-24.
[20] Prof. Dr. Mustafa Ünver, “Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı 2018”, Türkiye Yazarlar Birliği, Ankara 2018, ISBN: 978-975-7382-96-6, s.95.
[21] Kurân-ı Kerîm, Lokmân, 31/33.
[22] Kurân-ı Kerîm, A‘râf, 7/21.
[23] Taberî, XII, 350.
[24] Din İşleri Yüksek Kurulu Uzman Yardımcısı Mustafa Mehmetoğlu, “Dini Dünyevi Menfaatlere Alet Edenler”, Diyanet Aile Dergisi, Sayı: 321, Temmuz 2020.
[25] Kurân-ı Kerîm, 31/Lokman 33; 35/Fâtır, 5. Ayrıca bkz. 57/Hadîd, 14.
[26] Prof. Dr. Ali Osman Ateş, “Din Tahrîfi ve İstismarı”, Ç. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, Ocak-Haziran 2004, s.3.
[27] Doç. Dr. Burhan Çonkor, “Bazı Olumsuz Karakterlerin Yahudi ve Hıristiyanların Çoğuna Nispet Edildiği Ayetler”, Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 20, Ekim 2019, s.327.
[28] Kurân-ı Kerîm, Tevbe, 9/34.
[29] Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 216-217.
[30] Dr. Öğr. Üyesi Kasım Kocaman, “Kurân Bağlamında Din Eğitiminin Kaynağı Olan Din Adamlarının Dünya Hayatına Bakışı”, The Journal of Academic Social Science Studies, 2014, DOI : 10.9761/JASSS2576, Sayı: 30, s.271-272.
[31] Doç. Dr. Ali Erbaş, “İncil’de Yahudi İmajı”, Ekev Akademi Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 17, Güz 2003, s.100.
[32] İncil, Matta 23:1-7.
[33] Muhammed Esed, “Kuran Mesajı Meal-Tefsir”, (Çev. C. Koytak, A. Ertürk), İşaret Yayınları, İstanbul 1999, Cilt 1, s.365.
[34] Samuel b. Yahya El-Mağribi, “Yahudiliği Anlamak”, (Çev. Osman Cilacı) İnsan Yayınları, İstanbul 1995, s.140-141.
[35] İncil, Matta, 23:13-15.
[36] İncil, Matta, 23/24.
[37] İncil, Matta, 23:27-28.
[38] İncil, Markos, 7-9, 13.
[39] Arş. Gör. Hakan Olgun, “Katolik Kilisesi’nin Endüljans Uygulaması ve Protestan Reformuna Etkisi” (makale), Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.327-328.
[40] Hatice Salar, “Hıristiyanlık’ta Ruhbanlığın Kökenleri ve Ruhbanlık Sınıfı” (yüksek lisans tezi), Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Konya 2008, s.61.
[41] Nagihan Gönül Akdoğan, “Din ve Ekonomi; Kuramsal Bir Yaklaşım” (yüksek lisans tezi), Yıldız Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Ana Bilim Dalı, İstanbul 2012, s.45.
[42] Kurân-ı Kerîm, Tevbe, 9/31.
[43] Meryem Özdemir Kardaş, “Deistik Argümanlara Karşı Vahyin İmkân ve Gerekliliği” (doktora tezi), Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslâm Bilimleri (kelam) Ana Bilim Dalı, Ankara 2021, s.128-129.
[44] Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, “Endüljans” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt:11, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1995, s. 209.
[45] Yük. Lis. Öğr. Abdulkadir Parlak, “Protestan Reformunun Meydana Gelmesinde Etkili Olan Dini Faktörler”, Erciyes Akademi Dergisi, ORCID: 0000-0003-4714-459X, Cilt:35, Özel Sayı, 2021, s.798.
[46] İncil, Yuhanna, 20:23.
[47] Prof. Dr. Mustafa Alıcı, “Roma Katolik Kilisesinde İki Otorite Kurumu: Papalık ve Kilise”, Akra Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 5, 2015, s.44.
[48] Prof. Dr. Mustafa Alıcı, a.g.e., s.46
[49] Hüseyin Karaman, “Nurettin Topçu’da Önder İnsan Arayışı”, Tabula Rasa, Konya, Sayı: 13, s. 23.
[50] Ali Rıza Genç, “Nurettin Topçu’nun Din Eğitimi İle İlgili Görüşleri” (yüksek lisans tezi), Çukurova Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Adana 2008, s.62-63.
[51] Prof. Dr. Ali Osman Ateş, a.g.e., s.38-39.
[52] Bkz. Hatiboğlu, Mehmed Said, “İslâm’da İlk Siyâsî Kavmiyetçilik Hilâfetin Kureyşliliği”, AÜİFD, Ankara 1978, XXIII, 121-209.
[53] Buhârî, Vasâyâ, 1; Cihâd, 61,86; Humus, 3; Meğâzî, 83; Müslim, Vasıyyet, 18 / 1635; Ebû Dâvud, Vasâyâ, 1 / 2863.
[54] İbn Mâce, Zühd, 1.
[55] en-Nesâî, Zekât, 75 / 2560.
[56] Müslim, İmân, 51 / 186; Tirmizî, Fiten, 30 / 2195-2197; Zühd, 60 / 2404; Kıyâmet, 17 / 2448.
[57] Tirmizî, Zühd, 43 / 2376; Dârimî, Rikâk, 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 456, 460.
[58] https://dinimizislam.com/detay.asp? Aid=1334
[59] Yrd. Doç. Dr. Dursun Şahin, “Nurettin Topçu’nun “Taşralı” Adlı Eserinde Dini Otorite ve Din Adamı”, KSBD, Sonbahar 2017, Yıl: 9, Cilt: 9, Sayı: 2, s.313.
[60] Buhârî, Menâkıb, 25; Meğâzî, 17; Müslim, Fedâil, 9 / 30 (2296); Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 149.
[61] Kurân-ı Kerîm, Tevbe 9/107.
[62] Dr. Ali Şeriati, “Anne Baba Biz Suçluyuz”, Bilge Adamlar Yayınları, 2006, ISBN: 9789758692194.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 56071440 ziyaretçi (142846298 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)